Elon.io logoELON.IO

Turkish Vocabulary and Sentences

QuestionAnswer
"A tree can only be bent when it is wet (not old and dried up.)" i.e. You can't teach an old dog new tricks.Ağaç yaş iken eğilir.
"A week after the incident still could not come to himself," he said"Olaydan bir hafta sonra hala kendine gelememişti' dedi
"Alright." he said a bit forced. "I will do so."'Tamam,' dedi biraz zoraki. 'Öyle yapacağım.'
"Damn it Robbie! "I cursed while advancing slowly towards him planning to give him a kick.Tekme atmayı planlayarak ona doğru ağır ağır ilerlerken, 'Kahretsin Robbie!', kükredim.
"Do I (we) lack madmen, that you have brought this one to act the madman in my presence(before me)?Bizde deliler eksik mi ki, önümde delilik yapsın diye bu adamı getirdiniz?
"Fall on your bellies, you worms!"'Karınlarınızın üzerine çökün, sizi solucanlar!'
"Grey wolves" (turkish right wing extremist organization)Bozkurt
"I will leave your coffee here(lit. like this)"'Kahvenizi böyle bırakıyorum.'
"Leave it! You collect that later!" (e. g. dishes on the table)'Bırak bırak, sonra toplarsın!'
"Let me make you drink a beer" (fam. for may I pay you a drink?)Sana bir bira içireyim.
"No. Don't give me the ring. Put it on the shelf above the chimney."'Hayır, yüzüğü bana verme. Şöminenin üzerindeki rafa koy.'
"Ok," I muttered. "Let's look if there are monsters or not."'Tamam', diye mırıldandım. 'Canavar var mı, yok mu bir bakalım.'
"The Iron King?" Ash shook his head unable to make sense of it.'Demir Kral mı?' diye anlamlandıramayarak başını salladı Ash.
"The ring is still in your pocket." saide the magician.'Yüzük hâlâ cebinde.' dedi büyücü.
"Your Master is coming, " the Myrdraal's voice was rasped like a dry snake skin (d) being crushed. (crumbled)'Efendiniz geliyor,' Myrdraal'in sesi kuru bir yılan derisinin parçalanması gibi törpüleniyordu.
'Allahüekber' shoutingtekbir
'and all...' 'etc. etc.' Mutated duplication in spoken language in positive statements - a word is repeated with its initial replaced by:m
'Get ready!' he whispered.'Hazırlanın,' diye fısıldadı.
'Go after the woman!''Kadının peşinden gidin!'
'Guess what he did' when I went there, he drew his sword. (style of speech/most dramatic part of the story - aor neg/ imp neg 3Sg as question) When I went there shall he not draw his weapon?Ben oraya gidince, o da silâhını çekmesin mi?
'Ha !', said the queen talking rather to herself than to Edmund.'Ha !', dedi kraliçe, Edmund'dan ziyade kendi kendine konuşarak.
'health to your hands' /ala yadik sahael(ler)ine sağlık!
'I feel welcomed'Hoş buldum
'No !' it came from inside her (she thought it but didn't speak it out)'Hayır!' diye geçirdi içinden.
'No, dude (l), no dude, I have no money' he said, kept everyone saying.Yok la yok la yok dedi param dedi herkes paso
'or anything'/ 'or whatsoever' Mutated duplication in spoken language - a word is repeated with its initial replaced by:m
'People' reading this (news) also read ...Bu haberi okuyanlar bunları da okudu
'she heard the sound of that night's rain as if with tiny fingers was beaten on a window pane'sanki minik parmaklarla cama vuruluyormuş gibi o geceki yağmurun sesini duyuyordu.
'She is the one I want!''Benim istediğim o!'
'the way of the mind is one' / (great) minds think alikeaklın yolu bir
'there is a devil feather on him' / he is irresistibleonda şeytan tüyü var
'when the peace to my heart collapses' when my heart grows faint / is overwhelmedYüreğime huzur çökünce
'work passed from work' / too little too lateiş işten geçti
(4/2) - 3 * 7 + 6 = - 13Dört bölü iki eksi üç çarpı yedi artı altı eşittir eksi on üç
(a) bow and arrow (lit. arrow and bow)ok ve yay
(about) how expensive such things arebu tür şeyler ne kadar masraflı olduğundan
(absolutely) straight /rightdosdoğru
(an)other optionbaşka seçenek
(and) therefore (b.d.)(ve) bundan dolayı
(at) half ofyarısında
(at) half of the timeszamanların yarısında
(being) the alleged leader of the criminal organizationsuç örgütü elebaşı olduğu iddia edilen
(blood) brother (spoken)kan kardeşi - kanka
(Book of) LamentationsAğıtlar
(even/what is more) they are loved for an unknown reasonya sebebi bilinmeden sevilirler
(fava) beanbakla
(fire) crackermaytap
(fire)wood / log (o)odun
(food) for breakfastkahvaltılık
(food) leftoverartık yemek
(for a voice)cheerful, joyful, pleasant / (for a person) speaking with a cheerful voice, full of life, lively,cheerful, pleasantşakrak
(for a wall/ceiling) to bulge/ sag / be deformedbel vermek
(from) in front of the placeyerin önünden
(from) something likekabilinden
(geological) sensing devices(jeolojik) algılama aygıtları
(going at) high-speedbüyük hızla giden
(He is ) more than a carpentermarangozdan da öte
(He is) very oldyaslı mı yaşlı
(Hi) it's me!Benim!
(How about you) don't look at me!Bana bakmasana!
(if) considered /if it is the thought ofdüşünülürse
(in order) to be able to comegelebilmek için
(in) these daysbugünlerde
(inner) peacehuzur
(intensifier for places and time) 'all the way'ta
(It seems) you didn't like it eithersen de hoşlanmamışsın
(it was) decorated with bellszillerle bezenmişti
(it was) not yet inventedhenüz icat edilmemiştir
(it will be )worth the effort /(es wird) der Mühe wert (sein)emeğine değecek
(Lit. Field Battle of the Commander-in-Chief") was a battle in the Greco-Turkish War (1919–1922) term used for a war of 3+ nationsMeydan muharebesi
(made) from squirrel fur (p)sincap postlarından
(modern) coffee (shop) (≠ kahve (drink))kafe
(my) Membership Information /Meine KundendatenÜyelik Bilgilerim
(of course) you have x (s)X-e sahipsin (-dir)
(of) top qualitytek kaliteli
(On top of ) the two Iraqi citizens detained in the context of an investigation after the accident under allegations of organizing illegal transition 11 more suspects were taken to court.kaza sonrası başlatılan soruşturma kapsamında yasa dışı geçişi organize ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan 2'si Irak uyruklu 11 şüpheli daha adliyeye sevk edildi.
(on top of) the 2 Iraqi nationals being detained for organizing illegal border crossing, 11 more suspects were sent to courtyasa dışı geçişi organize ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan 2'si Irak uyruklu 11 şüpheli daha adliyeye sevk edildi.
(right) now / currentlyşu anda
(roe) deer /Rehkaraca
(sea)port /haven/ harbourliman
(that is) in the middleortadaki
(that is) loweraşağıdaki
(that were) at the sidekenardaki
(that) I will not be able to reacherişemeyeceğim
(the) backsırt
(the) public; civilkamu
(this) afternoonöğleden sonra
(Though) They put the nightingale into a golden cage, it still moaned for its home.Bülbülü altın kafese koymuşlar, (yine de) 'Ah, vatanım!' demiş.
(to be) on thin ice/ in a precarious conditionnazik durumda (olmak)
(to delay, to put offertelemek
(to wish upon a star) A star fell down (slid) Make a wish!Yıldız kaydı. Bir dilek tut!
(towards /straight) downwardsaşağıya doğru
(towards) abroadYurt dışına
(which had been) flying in the air and hunting for prey (a)havada uçan ve av arayan
(which is/was/ were) on the wallduvardaki
(which were ) in the eastdoğudaki
(Which) each and every one of them was a masterpieceki hepsi birer başyapıttı
(who/which) each and every one of themki hepsi birer
(Winter) Coat (p)palto
(with) each otherbirbiriyle
(with) each passing dayher geçen gün
(With) the two Iraqi citizens detained under allegations of organizing illegal transition in the context of an investigation after the accident in Izmir's M. district, in which 23 ïrregular immigrants lost their lives, 11 more suspects were sent to courtİzmir'in M. ilçesinde 23 düzensiz göçmenin hayatını kaybettiği kaza sonrası başlatılan soruşturma kapsamında yasa dışı geçişi organize ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan 2'si Irak uyruklu 11 şüpheli daha adliyeye sevk edildi.
(work) shiftmesai
. to rub oneself with a kese (bathglove) /to get rubbed with a kese.keselenmek
... (that) he needs ...... ihtiyacı olduğunu ...
... because it's such a diverse place (different)... çünkü çok farklı bir yer
... because she's the woman of my dreams... çünkü hayallerimin kadını
... because you're sick... çünkü hastasın
... kendine saklamakto keep ... for oneself
... so we brought suntan lotion... bu yüzden güneş kremi getirdik
... the box which I opened... açtığım kutu
... the man who reported the problem... sorunu bildiren adam
1 + 1 = 2Bir artı bir eşittir iki.
1. one´s immediate surroundings, the area around one. 2. middle, central.ortalık
1. to give (as a gift) / schenken 2. to forgivebağışlamak
1. to soap oneself. 2. to be soaped. 3. slang to be cleaned out, lose all one´s money (while gambling).sabunlanmak
1945bin dokuz yüz kırk beş
26/5000 He said the box office (guichet) will close now.Gişe şimdi kapanacak dedi.
3 dimensional3 boyutlu
3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı.3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı.
3x5 inquals 16üç çarpı beş eşit değildir on altı.
3x7 = 21üç çarpı yedi eşittir yirmi bir
5 - 3 = 2beş eksi üç eşittir iki.
5 suspects were taken into custody.5 şüpheli gözaltına alındı.
8: 4 = 2sekiz bölü dört eşittir iki.
97/5000 This story needs to be well edited. In other words, the story should be based on a real conflict.Bu hikayenin iyi kurgulanması da gerekiyor. Yani, hikaye gerçek bir çatışma üzerine kurgulanmalı.
a ready bowhazır bir yay
a return visitiade i ziyaret
a bad smellpis bir koku
a bad/dark joke (some people may laugh others may call it bad taste)kötü espri
a bag at which she looked frequentlysık sık baktığı bir kese
a barred window / ein vergittertes Fensterparmaklıklı bir pencere
a barren clearing (no trees)çorak açıklık
a bed for gold (= a bed to put the gold in)altın yatağı
a bell trouser /trouser with wide legsbol paça pantolon
a bet / a wager (b)bahis
A big crowd gathered around him.Çevresinde büyük bir kalabalık toplandı.
a big swarm of flies flew non stop back and forthbüyük bir sürü sinek durmadan ileri geri uçuyordu.
a bipedal / two legged, two winged animaliki ayaklı, iki kanatlı bir hayvan
a bird cagekuş kafesi
a bitbiraz
a bit /partly because of the weatherbiraz da hava yüzünden
A bitter eggplant is immune to frost." "Frost cannot harm a bitter eggplant." meaning: (usually by way of a wry sort of self-boasting and self-boosting) the person in question is tough and hardened by experience; he is not/cannot be easily harmed; he can Acı patlıcana kırağı çalmaz.
a blood lakebir kan gölü
a blood red lightkan rengi bir ışık
a bloodstained apronkan lekeli bir önlük
a blue speckled butterflyMavi benekli kelebek
a bottle of medicinal (curing) oil for his jointseklemleri için bir şişe şifalı yağ
a bottomless cleft/ fissuredipsiz yarık
a bottomless pit meaning someone who can't get enoughdoymak bilmez tip
a bowbir yay
a bow whose arrow is nockedoku takılmış bir yay
a box of matchesbir kutu kibrit
a brave heartcesur yürek
a brave herocesur kahraman
a broken platekırık bir tabak
a broody hengurk tavuk
A bruised reed he will not break, and a smoldering wick he will not snuff out. In faithfulness he will bring forth justice.Ezilmiş kamışı kırmayacak, Tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak.
a burpgeğirme
a cage with padlockasma kilitle kafes
a careless bootdikkatsiz bir çizme
a circle (ç)bir çember
a circle divided by a serpentine lineyılansı bir çizgi ile ayrılmış bir çember
a circle whose colours were divided half white, half black by a serpentine linerenkleri yılansı bir çizgi ile ayrılmış yarısı beyaz, yarısı siyah bir çember
a clean face / beardlesstemiz bir yüz
a clear and open waynet ve açık bir şekilde
a clicktıkırtı
a cluster / a bundledemet
a computer with a big screenbüyük ekranlı bir bilgisayar
a concept difficult to definetanımlaması zor bir kavramdır
a concept errorkavram yanılgısı
a couple I suspected to be in loveSevgili olduğunu şüphelendiğim bir çift
A couple of fat sparrows picked invisible insects among the gravel.bir çift şişman serçeler çakılların arasındaki görünmeyen böcekleri gagaladı.
a croakbir gıklama
a crown settling upon the forestormanın üstüne konan bir taç
a cup covered with jewelsmücevherlerle kaplı bir fincan
a cupper wirebakır tel
a curved, pointed knife out of rusty bronzekıvrık, paslanmış bronzdan sivri uçlu bir bıçak
a daggerbir hançer
a damp windnemli bir rüzgâr
a deep shadowderin bir gölge
a demanding jobzahmetli iş
a democratdemokrat
a desirearzu
a direct ticket (non-stop ticket)aktarmasız bilet
a disput exploded during breakfastkahvaltı sırasında bir tartışma patlak vermişti
A dog began to bark somewhere in the darkness of the night.Gecenin karanlığında bir yerlerde bir köpek havlamaya başlamıştı.
a dog that has rolled in something smelly,dirtykokulu,pis bir şeylerin içinde yuvarlanmış bir köpek
a dolloyuncak bir bebek
a door having a handle of shining brass right in the middletam ortasında parlak pirinçten bir kolu olan kapı
a dropbir damla
a dual helice transport (freight) helicopterçift pervaneli nakliye helikopteri
a failed/ unsuccessful marriagebaşarısız evlilik
a farewell letterveda mektubu
a femaledişi
a female deer / a doedişi geyik
a fewbirkaç
a few dudes all with (knife) scars on them (slang)birkaç babo alayında façalar
a few helpful rulesbirkaç faydalı kural
a few monthsbirkaç ay
a fiery wind licked his cheek.ateşli bir rüzgâr yanağını yaladı.
a fifty per cent chance of rainyüzde elli oranında yağmur yağma ihtimali
a fine gently drizzling rainince usul usul çiseleyen bir yağmur
a fire ring / a ring of fireyangın halkası
a fire-eater (a man erupting with fire) / Feuerspucker (p)ateş püsküren bir adam
A fish stinks from the head on (a corruption begins from the top)Balık baştan kokar.
a flame ballbir alev topu
a flask / water bottle (camping)matara
a flock / herd / swarm /a lot ofbir sürü
a foreign languageyabancı dil
a foreign studentyabancı uyruklu öğrenci
a geniusdâhi
a gentle (light) breezehafif bir esinti
a gentle attitude /a gentle behaviournazik tavrı
a gentle voiceyumuşak bir ses
a glass curtaincam perde
a golden bed (= a bed made of gold)altın yatak
a golden-haired womanaltın saçlı bir kadın
a grain sackbir tahıl çuvalı
a great (big) lady (b), taller than any woman Edmund had seen so farEdmund'un şimdiye kadar gördüğü kadınlardan daha uzun boylu, büyük bir bayan.
a great example stands in front of usmuhteşem bir örnek önümüzde duruyor
a green silk ribbonyeşil ipek bir kurdele
a hairsaç
a happy/proud eventkıvançlı bir olay
a heavy silenceağır bir sessizlik
a helmet with gold ornatedaltınla süslü bir miğfer
a high rockyüksek bir kaya
a hissing sound was heardbir cızırtı duyuldu
a hoarse screamboğuk bir çığlık
a hoarse whisperboğuk bir fısıltı
a hobgoblinmuzip peri
a honey and beewax producing (making) stinging insect of the hymenoptera (Membranewings/Hautflügler)Zarkanatlılardan, bal ve bal mumu yapan, iğnesiyle sokan böcek
a house for rentkiralık ev
a humpbacked animal used for carrying loadshörgücü olan, yük taşımakta kullanılan hayvan
A hungry bear will not dance/play. meaning: "One cannot work on an empty stomach." [This is the kind of proverb with which you might even remind the fact to your boss (surely, an asshole or a bitch) if you are plucky enough.]Aç ayı oynamaz.
A hungry chicken dreams (sees) of herself in a wheat store. meaning: [Generally used in a tongue-in-cheek way.] 1. In hopeless situations, one indulges in all sorts of wistful imaginings.Aç tavuk kendini buğday ambarında görür.
A hungry man thinks he will not be satiated, a thirsty man thinks he will not be quenched."Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır.
a hunting knive with bone handlekemik saplı bir avcı bıçağı
a kilo is thousand grambir kilo bin gramdır
a kind reminderkibar hatırlatma
a knive with a bone handlekemik saplı bir bıçak
a laming doesakatlık bulunan bir dişi geyik
a large audiancebüyük bir seyirci
a large number of national and international press membersulusal ve uluslararası çok sayıda basın mensubu
a last-minute decisionson dakika kararı
a laughter of reliefbir rahatlama kahkahası
a lieyalan
a life of crimesuç hayatı
a lifetimebir ömür
A light breeze moved the air.Hafif bir esinti havayı hareketlendiriyordu.
a linebir çizgi
a little bitbirazcık
a little bit / slightly /fractional/a sprinkle ofazıcık
a little bit of greenbiraz yeşillik
a little flask that seemed to be made out of copperbakırdan yapılmış gibi görünen küçük bir matara
a little more / morebiraz daha
a long spearuzun bir mızrak
a loose stonegevşek bir taş
a lopsided standing mirroryamuk duran bir ayna
a lose saddle girthgevşek bir eyer kolanı
a lot of /manybirçok
a loud snoregürültü bir horlama
a loud voiceyüksek bir ses
a low frequencydüşük frekans
a lucky streak / string of good luckbir dizi şanslı olay
a magic spray that you can create yourself pretty easily.Oldukça kolay bir şekilde kendin oluşturabileceğin sihirli bir sprey
a magical weaponbüyülü bir silâh
a mammal with a good sense of smell, fed for guarding and hunting purposesçok iyi koku alan, bekçilik, avcılık işler için beslenen memeli hayvan
A man from the neighbouring tableYandaki masadan bir adam
A man from the neighbouring table intervenes in the discussionYandaki masadan bir adam söze karışıyor.
a manufactoring companyimalat şirketi
a marketing campaignpazarlama kampanyası
a matchbox / Streichholzschachtelbir kibrit kutusu
a matter of life and deathhayat memat meselesi
a melody (e) that was familiaraşina olduğu bir ezgi
a metallic coppery smellmetalik bakırımsı bir koku
a metre is hundred centimetersbir metre yüz santimetredir
A Midsummer Night's DreamBir Yaz Gecesi Rüyası
A milk pudding that has legendary origins dating as far back as Sassanid Persia. The basic ingredients are rice, sugar, rice flour and milk.Muhallebi
a molten crownerimiş bir taç
a month agobir ay önce
a monument of reality / a pillar of realitybir gerçeklik anıtı
a more religious approachdaha dindar bir yaklaşım
a mossy-ish rugyosunumsu bir kilim
A municipal bus hit the bicycle.Bir belediye otobüsü bisiklete çarptı.
a muscular body (v)adaleli bir vücut
a natural and physiological desiredoğal ve fizyolojik arzu
a natural desiredoğal arzu
a natural elementdoğal unsur
a new device to read e-booksE-kitap okumaya yeni cihaz
a new fascist coup attemptyeni bir faşist darbe girişim
a new gardener's spade (b)yeni bir bahçıvan beli
a new recipeyeni bir tarif
a number of hooks for hanging hats and coatsşapkalarla paltoların asılması için bir sürü kancası
a number of social skillsbirtakım sosyal beceriler
a number of social skills found in flesh and bonebirtakım sosyal becerilerin vücut bulmuş hâli(dir )
A number of words borrowed from Russian entered the language through technologyTeknoloji ile dile giren birtakım sözcükler Rusçadan geçmiş
a pair of curved hornsbir çift eğri boynuz
a palpitation would começarpıntı geliyordu
A part from this it was a beautiful face, (but) it was proud cold and stern.Bunun dışında çok güzel bir yüzdü; gururlu, soğuk ve ciddiydi.
a part of the forest (area)ormanın bir bölümü
a particularly cold winterözellikle soğuk bir kış
a particularly entangled woodözellikle dolaşık bir orman
a particularly strong breezeözellikle güçlü bir esinti
a person who seems to have tried to walk awayyürüyüp gitmeye kalkışmış gibi görünen bir insan
A person's mirror are his works,words are not looked at. (Actions speak louder than words)Aynası iştir kişinin, lâfa bakılmaz.
a philosophysoyut düşünüş
a picnic she had gone to on a long (already) forgotten dayartık çoktan unuttuğu bir gün gittiği bir piknik
a piece of granitgranit parçası
a place to sleepuyuyacak bir yer
a place where no one will disturbkimsenin rahatsız etmeyeceği bir yer
a plant being cultivated for its red fruit (product) (ü)kırmızı ürünü için yetiştirilen bir bitki
a plant of the nightshades (Nachtschattengewächse)patlıcangillerden bir bitki
a plant of the nightshades (Nachtschattengewächse) and this plants starchy rich edible tuberspatlıcangillerden bir bitki ve bu bitkinin nişastaca zengin, yenebilen yumruları
a plump vasetombul bir vazo
a poisonous snakezehirli bir yılan
a polished blue stonecilalı mavi bir taş
a polite complimentkibar iltifat
a poor deal / a bad bargaincimrice bir pazarlık
a possibilitybir olasılık
a potplantsaksı bitkisi
a potted flower /a flower pot (with flower inside)saksı çiçeği
a predatory birdyırtıcı kuş
a predatory bird trained to be used for bird huntingalıştırılarak kuş avında kullanılan yırtıcı kuş
a printed clause (condition)basılmış şart
a promise being (to be) fulfilledsöz yerine gelmek
a proud peacockkibirli bir tavuskuşu
a public witness /evidence for the prosecutionkamu tanığı
a quarter mileçeyrek millik
a quarter mile of the forest areaOrmanın çeyrek millik bir bölümü
A quiet baby gets no suck. It's the creaking wheel that gets the grease.Ağlamayan çocuğa meme verilmez.
a quite elaborated musicoldukça gelişmiş bir müzik
a quiver with arrows insideokların bulunduğu bir okluk
a raging oceanhırçın bir okyanus
a raidbaskın
a rare (e) birdender bir kuş
a reading experienceokuma tecrübesi
a recipeyemek tarifi
a red flash/lighteningkırmızı bir şimşek
a relative /connection (y)yakın
a reliable person (b) / (i)güvenilir birey - insan
a renewed energy gave strength to his steps.yenilenmiş nir enerji adımlarına güç veriyordu
a reward worthy of / fitting for a righteous persondoğru kişiye yaraşan bir ödül
a rock I will not be able to reacherişemeyeceğim bir kaya
a rocky /rock strewn track (way)taşlık bir yol
a romantic glance/glow appeared in her eyesgözlerinde romantik bir parıltı beliriyordu
a room for two persons breakfast inclusivesabah kahvaltısı dahil iki kişilik oda
a round box tied with a green silk ribbonyeşil ipek bir kurdeleyle bağlı yuvarlak bir kutu
a rudeness like speaking when his mouth was fullağzı doluyken konuşmak gibi bir kabalık
a rusty iron bedframepaslı bir demir somya
a rusty nailpaslı çivi
a rusty toolpaslı alet
a sad (h) smilehüzünlü bir gülümseme
A scream rose from the lips of the ElfElfin dudaklarından bir çığlık yükseldi.
a serpentine line ( eine Schlangenlinie )yılansı bir çizgi
a shaggy mareuzun tüylü bir kısrak
a shape shifter / changelingşekil değiştiren
a share of the silly pranks (Eseleien)eşek şakalarından payı
a sheep or a chicken thiefkoyun ya da tavuk hırsızı
a shirtbir gömlek
a shitty guybok(tan) herif
a shoe thiefayakkabı hırsızı
a shortcutbir kestirme
a showgösteri
a silence was suspendedbir sessizlik asılıydı
a silver coloured cloudgümüş renkli bir bulut
a silver necklace and a gold braceletgümüş kolye ve altın bileklik
a silver spoon (= a spoon made of silver)gümüş kaşık
a sizzle / hissing soundcızırtı
a slave is not higher than his masterköle efendisinden üstün değildir
a slide /Rutschekaydırak
a small fortunehatırı sayılır bır servet
A small objecy on the floor caught my attention.Yerdeki küçük bir nesne dikkatimi çekti.
a small round table for two (like in a bistro/or on a balcony/ where you can have private /whispered conversation/"gossip table" )fiskos masası
a smell of rot and moldbir çürük ve küf kokusu
a smile (t)tebessüm
a sneezehapşırık
a sober driver bringing back drunk people / a designated driveralkollü kişiyi götüren ayık şoför
a soft (fine) wind was carrying the faint smell (pl) of oleander (pl) from somewhereince bir rüzgâr zakkumların baygın kokularını taşıyordu bir yerlerden.
a span /eine Spanne (length measuring unit)karış
a spell of power / a power(ful) talismankudret tılsımı
a spiteful (a) person (b)aksi biri
a splendid victorymuhteşem zafer
a spoon for silver (to use to put silver inside)gümüş kaşığı
a spotted dressbenekli elbise
a stab in the dark / wild (round) guessyuvarlak tahmin
a star clustertakım yıldızı
a stereo player / Stereoanlagemüzik seti
a stinging insectiğne sokan böcek
a strident screamtiz bir çığlık
a strong predatory mammal species of the felineskedigillerden, yırtıcı, güçlü bir memeli türü
a strong tower / a tower of strengthgüçlü bir kule
a student is not superior to his teacheröğrenci öğretmeninden üstün değildir
a successful marriagebaşarılı evlilik
a sunken fish goes sideways / let's throw caution to the wind /better to be hung for a wolf than a sheepbattı balık yan gider
a swirl of dry leavesbir kuru yaprak girdabı
a table for two pleaseiki kişilik bir masa lütfen
A tailor can't sew his own rips /cuts. (prov. He helps others but can't hekp himself)Terzi kendi söküğünü dikemez.
a tangle of bushes having hooked yellow thorns as long as my thumbbaşparmağım uzunluğunda, çengel biçiminde, sarı dikenleri olan karmaşık çalılar
A teapot doesn't boil from watching it.Çaydanlık bakmakla kaynamaz
A thick wad of envelopes / ein dickes Bündel/Stapel BriefumschlägeKalın bir zarf tomarı
a thin, long, soft, feetless, small animal living as a parasite in things as fruit, vegetables, meat, cheese, wood and bowels.meyve, sebze, et, peynir, tahta, bağırsak gibi şeyler içinde asalak olarak yaşayan, ince, uzun, yumuşak, ayaksız küçük hayvan
a thought environment / a place for thinkingbir düşünme ortamı
a thought environment / a place for thinking where nobody, no outside factor will disturb youSizi kimsenin, hiçbir dış faktörün rahatsız etmeyeceği bir düşünme ortamı
a tightly fitting trouserszurna gibi
a too big woolen cardigan that baggy pockets on each sideher yanında sarkık cepleri olan bol, yünlü bir hırka
a topic like 'kids' having fun''çocukların eğlenmesi'gibi tema
a topic like 'monkeys' playing'maymunların oynaması' gibi tema
a total /complete refusalbütünüyle reddetme
a transport (freight) helicopternakliye helikopteri
a troublesome thoughtsıkıntılı bir düşünce
a true / real Xtam bir X
a trusted/ trustworthy friendgüvenilir dost
a tubeshaped buckskin / chamois / Gemseleder cover (housse)Boru şeklinde güderi bir kılıf
a turkish citizentürk uyruklu
a tv channelkanal
A vast meadow spreads out below the cliff.Uçurumun altında geniş bir çayır var.
a very beautiful girlGüzel mi güzel bir kız
a very green treeYeşil mi yeşil bir ağaç
a very old, very well-known chorusÇok eski, çok bildik bir nakarat
a very subtle humorçok ince bir espri
A very, very great many / Es sind viele, sehr vieleçok var, bir süre
a Violet / Veilchenmenekşe
a visible shivergözle görülür bir ürperti
a visible shiver traveled over everyone who was exposed to that eyeless look.o gözsüz bakışa maruz kalan herkeste gözle görülür bir ürperti gezindi.
a voice to a tantalizing degree familiarkışkırtıcı bir derecede tanıdık bir ses
A wager is a fool's argument./ When a fool finds no words he enters a bet.Ahmak adam söz bulamayınca bahse girer.
a waste of timezaman kaybı
a wave of wind (gust of wind)Bir rüzgâr dalgası
a week's warningbir haftalık mühlet
a well kept little (market) placebakımlı küçük bir meydan
A wet person doesn't fear rainIslak adam yağmurdan korkmaz
a whole boxbir tam kutu
a wild guesskaba tahmin
a wild mountain rangevahşi dağ sırası
a woman whose open eyes were frozen in disbeliefaçık gözleri inanmazlıkla donmuş bir kadın
a woolen cardiganyünlü bir hırka
A wound inflicted by a knife will heal; but one that words inflict (= the tongue inflicts) never heals. equiv: Words cut more (or, deeper) than swords (or, the sharpest sword; or, knife, blade).Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.
a wrestling matchbir güreş maçı
a year and a halfbir buçuk yıl
a(n) /onebir
a, spell (e) against dangertehlikeye karşı bir efsun
Abandon to run me down! Stop humilating me !Beni aşağılamaktan vazgeç!
abandonned / deserted / forsakenterkedilmiş
abdominalskarın kasları
Ablativeayrılma hâli - -den hâli
abonnierenabone olmak
about (h)hakkında
about (k)konusunda
about / concerning-le ilgili
about a subjectbir konu hakkındaki
about clothinggiyecek konusunda
about developmentgelişim üzerine
about to / on the brink of / on the verge ofüzere
About twenty million people speak this language as their mothertongue.Bu dili yaklaşık yirmi milyon insan anadili olarak konuşuyor.
about/ on a Nominativehakkındaki
above (...t.)üstünde
Above all / first of all / before anything elseher şeyden önce
above all /surtout / vor allemher şeyden öte
absent minded / zerstreut /plunged in thought / preoccupied / dreamydalgın
absolutely opposite of thesebunların tam tersi
absract paintingsoyut resim
Abstain from evilKötülükten sakının
abstractsoyut
abstract artsoyut sanat
abstract conceptsoyut kavram
abstract ideasoyut görüş
abstraction / abstract conceptsoyut kavram
Absurd / silly / foolish / stupid / nonsensical (s)saçma
acccompagnied by the musicmüziğin eşliğinde
accepting / dignified/ sober-minded/ unpertubably (lit.heavy-headed)ağır başlı
accidentkaza
accidentallykazara
Accidents happen unexpected (better be prepared!) - lit. Accidents don't say: I am comingKaza geliyorum demez
accompaniedeşliğinde
accompanied by an animal with sharp teeth sitting on the table and hissing at me when I entered the kitchen not knowing of anything.Ben her şeyden habersiz mutfağa girdiğimde masanın üzerinde oturan ve bana tıslayan sivri dişli bir hayvan eşliğinde.
according togöre
According to a study in the US, men are struck six times more by lightning than women.ABD'deki bir araştırmaya göre, erkeklere kadınlardan 6 kat daha fazla yıldırım çarpıyor.
according to estimations /nach Schätzungen / schätzungsweisetahminlere göre
according to his claim / supposedlyiddiasına göre
according to historians and myth/legend compilerstarihçi ve efsane derleyicisine göre
according to information receivedalınan bilgiye göre
according to my knowledge he left for goodbenim bildiğim kadarıyla bütün bütün gitti
according to ressearcharaştırmalara göre
according to somekimilerine göre
according to somekimilerine göre
according to the story the book would tellkitabın anlatacağı öyküye göre
accordionakordeon
account / billhesap
accumulations / patches of snowkar birikintileri
Accumulations of snow were covering the ground.Kar birikintileri toprağı örtüyordu.
accuracy / correctness / righteousnessdoğruluk
Accusativebelirtme hâli - -i hâli
accustomed /gewohnt (...m...)alışmış
Aches and painsağrılar ve acılar
Aches and pains turned into distant memories, then vanished.Ağrılar ve acılar uzak anılara dönüştü, sonra yok oldu.
achieve /succeed / accomplishbaşarmak
acornmeşe palamudu
acrobatcambaz
acrophobia /fear of height / Höhenangstyükseklik korkusu
active / busy (f)faal
activity / actionfaaliyet
actor (a)aktör
actris (a)aktris
Actually I didn't ask you a question, I gave orders.Aslında sana bir soru sormadım, emir verdim.
Actually it takes away the only meaning that I can see in this eventAslında bu olayda benim görebildiğim yegâne manayı ortadan kaldırır.
add /include /inject / mix into /put in / affiliatekatmak
addictedbağımlı
addition (al) / supplement(ary)ilave
address book (computer)adres defteri
Adjectivesıfat
adjectivesifat
administration / management (i)idare
administration; managementyönetim
admirationhayranlık
adultyetişkin
adulteryzina
advantage / Vorteilyarar
adventuremacera
adverbbelirteç
Adverse / opposing / perverseters
advertisement / announcement /adilan
advice (n)nazihat
advice / recommandation (t)tavsiye
advice /counselöğüt
affectionate / caressing / zärtlichsevecen
affirmation / confirmation / approval /okayonay
afforestation /Bewaldungağaçlandırma
AfricaAfrika
after (behind) a genitive (a)ardından
after (behind) a genitive (p)peşinden
after / thensonra
after a last minute decisionson dakika kararı ile
after attachingbağladıktan sonra
after getting darkhava karardıktan sonra
after having a breakfast from oakmealyulaf lapasından oluşan kahvaltısını yaptıktan sonra
after having made sureemin olduktan sonra
after having said the wordkelimeyi söyledikten sonra
After having thoroughly(i) made sure that the stone was goneTaşın gittiğinden iyice emin olduktan sonra
After he went to the office, he would have lunch with his boss.Ofise gittikten sonra patronuyla öğle yemeği yiyecekti.
After hours of waiting alone she finally grew impatient and left the room.Saatlerce yalnız bekledikten sonra sonunda sabırsızlanıp odayı terk etti.
After hours of waiting alone she finally she lost her patience and left the room.Saatlerce yalnız bekledikten sonra sonunda sabrını kaybetti ve odayı terk etti.
After Istanbul the train entered the countryside.İstanbuldan sonra tren kırlığa girdi.
After reading a little I sleep.Biraz okuduktan sonra uyuyorum.
after sharing for yearsyıllarca paylaştıktan sonra
after starting to sip the hot drinksıcak içeceği yudumlamaya başladıktan sonra
after taking a stepbir adım attıktan sonra
after taking a step towards themOnlara doğru bir adım attıktan sonra
After ten years / For a decade the Spartans could not take Troya.On yıl sonunda Spartalılar Truva'yı alamadı.
After the carriage has toppled over there are many to show the way. meaning: There are always a lot of people offering to show you how to do something properly, but only after a failure or accident has come to pass.Araba devrilince yol gösteren çok olur.
after them (p)peşlerinden
After this presenting (verbal noun)Bu sunuştan sonra
After this presenting (verbal noun) let me pass immediately to the events.Bu sunuştan sonra, hemen olaylara geçeyim.
After treatment at the hospitalHastanesi'ndeki tedavisi sonrasında
After what seemed like hours..Saatler sürmüş gibi gelen bir zaman sonra..
after x's being put to bed / when x had been put to bedx yatırıldıktan sonra
after x-ing (...di...)x-dikten sonra
again (t)tekrar
again (y)yeniden
again (y)yine
again and again / over and over / for the umpteenth time/ häufigdefalarca
against (+dat)karşı
against that what he feared it had scarcely any effect(s)kortuğu şeye karşı etkileri yok denecek kadar azdı
against the enemydüşmana karşı
agate / Achatakik
age / time / epochçağ
ageingyaşlanma
aggressive/ adventuresome/ enterprising /bold /recklessatılgan
agile / swiftçevik
agility /swiftnessçeviklik
agricultural worker /Landarbeitertarım işçisi
aheadileri
ahead (ö)önde
ahead of its ownerssahiplerinin ilerisi
Ahmet is a talkative child. He starts to ask questions.Ahmet geveze bir çocuk. Soru sormaya başlıyor.
air / weatherhava
air conditioningklima
air filter (car) (h)hava filtresi
air filter (car) (p)polen filtresi
air pollutionhava kirliliği
airplaneuçak
airport (airfield) / for domestic flightshavaalanı
airport (international)havalimanı
AkkadianAkadca
alarming newsendişe verici haberler
albatrossalbatros
alchemistsSimyagerler
Alchemists never did manage to convert lead into gold.Simyagerler, kurşunu bir türlü altına dönüştürmeyi beceremedi.
alcoholalkol
alcoholicalkollü
alibigerekçe
alienuzaylı
aliterate (unwilling to read)okumaya isteksiz
alive / living (careful: undropping for breasts)diri
alive and wellkanlı canlı
all (slang)alay
all (t) whole; entiretüm
all / entire / every bittamamı
all / every (b)bütün
all aloneyalnız başına
all aloneyapayalnız
All I could think of was Ethan and going home together with him.Tüm düşünebildiğim Ethan ve onunla birlikte eve dönmekti.
all kinds ofher tür
all kinds of problemsher tür sorun
all kinds of vegetablesbütün sebze çeşitleri
all kinds of xbütün x çeşitleri
all ofhepsi
all of (+gen)tümü
all of the dishesbulaşıkların hepsi
All of the dishes were washedBulaşıkların hepsi yıkandı
all of the ForsakenTerkedilmişlerin tümü
all of thembunların hepsi
all of them were machos (slang)alayı maço
all of ushepimiz
all that hustle and bustlebütün o koşuşturmalar
all the time/to keep doing sthg (slang)paso
all the uglinessbütün çirkinlik
all the world /the whole earthbütün dünya
All they said was only in order to justify their desire to conquer people who do not harm anyoneOnların söylediği her şey sadece kimseye zararı dokunmayan insanları fethetme arzularını haklı çıkarmak içindi.
all things consideredenine boyuna düşünülürse
All we see or seem is a dream within a dream (Edgar Allan Poe)Gördüğümüz ve göründüğümüz rüya içinde bir rüyadır.
All you (who are) tired and heavy laden (whose loads are heavy)Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar.
alleged to /allegedly / on charges ofiddiasıyla
allergicalerjik
allergyalerji
Alles wird gut / everything is gonna be okayher şey yoluna girecek
allianceittifak
almondbadem
almost / pretty much / practicallyhemen hemen
almost / so to say / nearly / as good asadeta
almost alwayshemen her zaman
Aloe / Agarvesarısabır
aloneyalnız
Along / round /over / for / throughoutboyunca
along the valleyvadi boyunca
alors /ainsiÖylese
Alors qu'est-ce que cela peut te faire? / En quoi cela te regarde-t-il? / How then would this concern you?/ What's your business with it then?Öylese sana ne ?
alreadyçoktan
already (d. h.)daha şimdiden
already (ş)şimdiden
Already in the past he was not (counted) very (p) beautiful.Zaten eskiden de pek güzel sayılmazdı ya.
also / andda - de
also why that speaker comes up until the end of the news with an emotionless expression but smiles at the last words is a fact that cannot be understood.o da spikerin neden donuk bir ifadeyle haberin sonuna kadar gelip de son kelimelerde gülümsediğinin anlaşılamamasıdır.
Also, I don't like familiarities.Ayrıca laubaliliği de sevmem.
alternatedönüşümlü
although (r)rağmen
aluminium -Al 13alüminyum
alwaysdaima
always / all the timehep
always / every timeher zaman
Always if he waited and watched long enough, somebody would make a mistake .Daima bekleyip yeterince uzun izlerse, birileri bir hata yapardı.
always read the weather forecasther zaman hava tahminini oku
Am I wrong (h)haksız mıyım
amateuramatör
Ambassadorbüyükelçi
amber / Bernsteinkehribar
ambitioushırslı
ambulanceambulans
American footballAmerikan futbolu
Amethystametist
Amon Din işaret kulesi yanıyor.The beacon of Amon Din is lit. (burns)
An (impressive) array (series) of knives dangled /swung from his belt.Kemerinden bir dizi bıçak sarkıyordu.
an absent minded professordalgın profesör
an active man with a personalityKişilikli, faal insan
an afterwards fictionalized/made/build diarysonradan kurgulanmış bir günlük
an agreement / a dealanlaşma
an animal that 'has a good sense of smell'/'a good nose'çok iyi koku alan hayvan
an animal used for carrying loadsyük taşımakta kullanılan hayvan
an animal whose body is covered with feathersVücudu tüylerle örtülü bir hayvan
an apocalypse to break loose /all hell to break loosekıyamet koparmak
an apocolapsypse broke outkıyamet koptu
an archive imagebir arşiv görüntüsü
An atom consists of a nucleus and an orbit.Bir atom; çekirdek ve yörüngeden oluşur.
an eagle flapping its wingskanat çırpan bir kartal
an electric saw cutting trees in the forestormanda ağaç kesen bir elektrikli testere
an enormous weightmuazzam ağırlık
an entombed saint / place where a holy man is buriedyatır
An environment which no external factor will disturbhiçbir dış faktörün rahatsız etmeyeceği bir ortam
an especially beautiful cloaközellikle güzel bir pelerin
an especially icy coldözellikle buz gibi bir soğuk
an especially strong manözellikle güçlü bir adam
an essential componentesaslı unsur
an example of extraordinary workmanship (...ü)olağanüstü işçilik bir örneği
an expert (u)uzman
an explosion tore the night apart.bir patlama geceyi paramparça etti.
an exquisite district /neighbourhood (s)seçkin bir semt
an extra shirtfazladan bir gömlek
an extremely (f) embarrassing situationfevkalade utanç verici bir durum
an icy coldbuz gibi bir soğuk
an impish smilemuzip bir gülüş
an important marketing presentation that he needs to givevermesi gereken önemli bir pazarlama sunumu
an important period of his childhoodçocukluğunun mühim bir devri
an intelligant personzeki bir insan
an irregular migrantdüzensiz göçmen
an offical emergency call (announcement)acil bir resmi bildiri
an official declaration /a formal announcementresmi bildiri
An overview of the languageDile genel bir bakış
an owl's howling / Eulengeheulbaykuş feryadı
an unbelievable phenomenon (h)inanılmayan bir hadise
an undiscovered worldkeşfedilmemiş dünya
An x is needed.X- gerek.
an y to xx- acak - ecek bir y
anaestheticsanestezi
ancestor / forefatherata
anchovy (small, common forage fish Most species found in marine waters, several will enter brackish water,some restricted to fresh water. Over140 species; found in the Atlantic, Indian and Pacific Oceans,in the Black Sea and the Mediter.oily fishhamsi
andve
and also / likewisehem
And also how insignificant a coincidence it was initially!Hem başlangıçta ne kadar ehemmiyetsiz bir tesadüf !
And also when it was so unnecessary that I added another challenge to the pile of difficulties 'on my head'.Hem de başımdaki zorluk yığınının üstüne bir zorluk daha eklemem bu kadar gereksizken.
And Ashraf was not going to be interested in the mess anywayEşref'in de zaten dağınıklıkla ilgilenecek hali yoktu
And Ashraf who hadn't still been able to get over the shock of the event was not going to be interested anyway in the mess.Hâlâ olayın şokunu üzerinden atamamış olan Eşref'in de zaten dağınıklıkla ilgilenecek hâli yoktu.
And do you know what's the worst? I don't even know her name.En kötüsü de ne biliyor musun? Onun adı bile bilmiyorum.
And errh /Also, do you have bell pepper (pepper for stuffing) ?Birde, dolmalık biber var mı?
and for/ as foriçinse
And he trusts very much in your skills.Yeteneklerine de çok güveniyor.
and how / und wie / indeedhem de nasıl
and humans as much as sheep were in the place of preyinsanlar da, koyunlar kadar av konumundaydı
And I still didn't know how to get out of this.Ve hâlâ bu durumdan nasıl kurtulacağımı bilmiyordum.
and if I could know for sure how the rumours startedVe söylentinin nasıl başladığını kesin olarak bilebilseydim
and in the meantimeve bu esnada
and in the meantime we wonder how how all these can be preventedve bu esnada bütün bunların nasıl önlenebileceğini merak ediyoruz
and in the meantime we wonder whether all these are preventedve bu esnada bütün bunların önlenip önlemeyeceğini merak ediyoruz
and in the meantime we wonder whether all these are prevented, how all these can be preventedve bu esnada bütün bunların önlenip önlemeyeceğini, nasıl önlenebileceğini merak ediyoruz
And it was the king in person who had to face/resist a new fashist coup attemptyeni bir faşist darbe girişime göğüs gerenin de bizzat kral oldu
And it was the only window not hidden behind green shutters.yeşil panjurların arkasında saklanmayan tek pencere de oydu.
And make no bones about it (let's lean over and talk straight), this is a very dangerous book.Eğri oturup doğru konuşalım, bu çok tehlikeli bir kitap.
And me? I wasn't aware of a thing.Hele ben ! Hiç şeyden haberim yoktu.
And Meggie had imagined (g.c.) the giant's garden door exactly like this.Devin bahçe kapısını da tıpkı bu şekilde canlandırmıştı Meggie gözünde.
And my ears hear better than those of a bat.Kulaklarım da bir yarasanınkinden daha iyi duyar.
And so if this shock does not kill it is strong enough to put opponents to sleep.Bu şok öldürmese de karşısındaki bayıltmaya yetecek kadar güçlü.
and so on (etc.)ve saire
And such a thing ruins the jokeböyle bir şey şakayı da bozar
and the sun did not always have to be down.ve her zaman güneşin batmış olması gerekmiyordu.
And then (d),exactly a year ago...Ve derken, tam bir yıl önce...
and they lived happily ever after... ve sonsuza dek mutlu yaşadılar
And those curved streets made it far more impossible to see (what was) beyond/ahead.Ve o kıvrımlı sokaklar çok daha ilerisine görülmeyi imkânsız kılıyordu.
And up to now he has faced a lot of dangers.Şimdiye kadar da pek çok tehlikeye göğüs gerdi.
and voices like pages of a huge book being turnedve koca bir kitabın sayfaları çevriliyormuş gibi sesler
And while the weather is like thisVe hava böyleyken
And why would I want to help you?Sana neden yardım edeyim ki?
and X is anyway not a very pleasant subject.X pek de hoş bir konu değil zaten.
And you are naive.Sen de safsın.
And you need to find something to kill the time until he comes.O gelene kadar da zamanı öldürecek bir şey bulman gerek.
and... as much as ......de ... kadar
angelmelek
angel's statuemelek heykeli
anger / indignation / fury (k)kızgınlık
anger / rageöfke
angleaçı
angrily furiously / advöfkeyle
angrily (h)hiddetle
Angrily he looked to the skyÖfkeyle gökyüzüne baktı.
angrily reflecting the 'flames' of the fireyangının öfkeyle ateşini yansıtan
angrily she gave them a speech about the value of rare booksöfkelenerek onlara nadir kitapların değeri konusunda bir nutuk attı
angry / mad (k)kızgın
angularköşeli
angular traitsköşeli hatlar
animalhayvan
animal(like) - without (s ) coming from arabic / with (s) turkishhayvan(s)ı
Ankara woke up today with white all around.Ankara bugüne beyaz içinde uyandı.
anomaly / irregularity / exceptionkuraldışılık
anotherbaşka
another / the other / far / fartheröteki
another arrangementbaşka bir düzenleme
another world / a far away worldöbür dünya
answer all (e-mail)tümünü yanıtla
Answer me ! (c)Cevap verin bana!
Answer me honestly !Dürüstçe cevap verin bana !
antkarınca
ant-eater / Ameisenbärkarıncayiyen
AntarcticaAntarktika
anti-terror branchterörle mücadele şubesi
antibioticsantibiyotik
antidotepanzehir
antik dealerantikacı
antik shopantika (cı) dükkânı
antlers / Geweihboynuzlar
anxiety (k)/ disquiet / worrykaygı
Anxiety can cause heartburnEndişe, mide yanmasına neden olabilir.
anxiouslyevhamlı
anyherhangi
Any mortal manHerhangi ölümlü erkek
Any other reason (s)Başka herhangi sebep
anybody but heondan başka kim olsa
anyhow /somehow or other you will get over itnasıl olsa sen atlatırsın
anyone in my place would do the sameyerimde kim olsa aynı şeyi yapardı
Anyone who has a hair longer than a matchstick looks like a girl.Saçları kibrit çöpünden uzun olan herkes kıza benziyor
Anything could be slipped into a drink.Bir içkiye her türlü şey katılmış olabilirdi.
anything; nothinghiçbir şey
anyway / anyhow / somehow or othernasıl olsa
anyway / in any case / at any rateher halükarda
anyway / in first place / alreadyzaten
Anyway I was a little late too.Ben de biraz geç kaldım zaten.
Anyway the concept of freedom is higly overrated.Zaten özgürlük kavramı fazla abartılıyor.
apart fromdışında
apart from this there was silencebunun dışında bir sessizlik vardı
apologyözür
apparant /clear /as plain as a pikestaff (ba)bariz
Apparently he was not there. / He was not in sightGörünürde yoktu.
appartmentdaire
appartment block / buildingapartman
appear and...belirip
appetite / relish / desireiştah
appetizers / amuses-gueulemeze
appleelma
apple ciderelma şırası
appliance store (washing machines etc)beyaz eşya dükkanı
application for asylumiltica başvurusu
approximatelyyaklaşık olarak
apricotkayısı
AprilNisan
apronönlük
aquamarine (mavimsi yeşil değerli bir taş)akuamarin
aquariumakvaryum
arayacağım Slang (I will call)araycam
arched /gewölbtkemerli
architectual renderingmimari sunuş tekniği
Are all these just destiny/ fate (related) ? / Are all these just a question of fate ?Tüm bunlar yalnızca kaderle mı ilgili ?
Are the black shoes comfortable ?Siyah ayakkabılar rahat mı?
Are there plates/dishes ?Tabak var mı ?
Are there showers ?Duş var mı ?
Are there towels ?Havlu var mı ?
Are they ripe ?Bunlar olgun mu?
Are they thirsty ? (if you don't know go and ask them)Susamışlar mı?
Are they thirsty ? (You were all day together. You must know without even asking them)Susadılar mı ?
Are those earrings yours?şu küpeler senin mi?
Are we about to go ?Gitmek üzere miyiz ?
Are we not going to eat? formal - street talkYemek yemeyecek miyiz? - Yemek yemiycez mi?
Are you (pl) ready?Hazır mısınız?
Are you able to bring it here ?Onu buraya getirebiliyor musun ?
Are you cold ?Sen üşüyor musun?
Are you coming from England ?İngiltere'den mi geliyorsun?
Are you following?takip ediyor musun?
Are you going to watch a film tonight?bu gece film izleyecek misin?
Are you happy/content with your life?Hayatından memnun musun?
Are you hungryAç mısın
Are you interested in art ?Sanata ilgin var mı?
Are you kidding?Dalga mı geçiyorsun?
Are you missing/lacking anything?Bir eksiğiniz var mı?
Are you ready for the next adventure?Bir sonraki macera hazır mısın ?
Are you ready to order?Sipariş vermek için hazır mısınız?
Are you sure?emin misin?
Are you sweating ?Sen terliyor musun?
Are you thirstysusadın mı
Are you too overwhelmed by/ sick of the heat ?Sen de sıcaktan bunaldın mı?
area / field / spacealan
area of interest / domaine / Interessenbereichilgi alanı
argo: to give s.o. the slip / o escape from someone who is watching or following youbirini atlatmak
Argon - Ar 18 (renksiz gaz)argon
argument (reasoning)argüman
armkol
armchair / seatkoltuk
armee / militaryordu
armour / shieldzırh
aromaticaromalı
around (ç)çevresinde
around the cornerköşe başında
Around us the students were talking, joking with each othrr, laughing...Etrafımızda öğrenciler konuşuyor, şakalaşıyor, gülüyorlardı...
arranged marriageanlaşmalı evlilik
arrogant / cheeky / frechküstah
arrowok
arrows with goose feathers attachedkaz tüylerini takılı olduğu oklar
artsanat
art / craftmanship /mastership / competence/ virtuosityustalık
Art for art's sake. / Ars artis gratiaSanat sanat içindir
artfully entwined / kunstvoll in einander verschlungen/verflochtensanatsal bir şekilde birbirine geçmiş
arthropods / Gliederfüssler (Spinnen / Krabben...)eklem bacaklılar
articlemakale
article on ...... hakkında bir makale
artistsanatçı
artistically / kunstvollsanatsal bir şekilde
As (cards) (a)as
As (cards) (b)birli
As (they) walked there... / als (sie) daraufzugingenoraya doğru yürürken
As a matter of fact / if you were to take a look at its actual formAslına bakacak olursanız
As a matter of fact / lit. if you take a look at its actual formAslına bakarsanız
as a natural consequencedoğal sonuç olarak
as always / as usualher zamanki gibi
as drunk as can bezil zurna sarhoş
as early as possiblemümkün olduğu kadar erken
as far as I can see / as much as I am concerned / it strikes me thatgördüğüm kadarıyla
As far as I can see you were born in the wrong storygördüğüm kadarıyla yanlış bir öyküde doğmuşsunuz
as far as I knowbildiğim kadarıyla
as far as possible from being xx olmaktan alabildiğine uzak
as far as possible from xx-den alabildiğine uzak
As for Dustfinger he did not fear the night, he loved the night.Toz Parmak ise geceden hiç korkmuyordu, o geceyi seviyordu.
As for the orbit there are particles that we call electrons.Yörüngede ise elektron dediğimiz parçacıklar var.
as good as deadölmüş sayılır
as good as donebitmiş sayılır
as good as frozenadeta donmuş gibi
as if /quasi /likesanki
as if a spotlight shone right on me and I was on displaysanki spot ışıkları doğrudan üzerime çevrilmiş ve teşhir edilmiştim.
as if he (I /you...) wanted to x / up to the point of x-ingx- ana - ene kadar
as if he / they were alive (beings)canlıymışçasına
as if he had never before seen such a thingDaha önce hiç böyle bir şey görmemiş gibi
as if he wanted to wake everybody upherkes uyandırana kadar
As if I was getting further and further from my goal of rescuing Ethan.Sanki Ethan'ı kurtarma amacımdan gitgide uzaklaşıyordum.
as if it wanted to pull her again into its pagesonu tekrar sayfalarının içine çekmek istercesine
as if it were not enoughyetmiyormuş gibi
as if it would have preferredtercih edermişçesine
as if mixed with shadowsanki gölgeyle karışmış gibi
as if she wantedistercesine
as if she wanted to make sureemin olmak istercesine
as if she wanted to make sure that it was thereorada olduğundan emin olmak istercesine
as if she wanted to scoldazarlarcasına
As if someone wanted to give the impression/feeling of a palace reception room to the hereaboutsSanki birisi buraya sarayın davet salonu izlenmini vermek istemiş
As if someone wanted to give the impression/feeling of a palace reception room to the hereaboutsSanki birisi buraya sarayın davet salonu izlenimini vermek istemiş
as if the girl had asked an inappropriate questionKız sanki uygunsuz bir soru sormuş gibi
As if the landlady was watching them from behind one of those windowssanki ev sahibesi o pencerelerin bir tanesinin arkasından onları gözetliyormuşçasına
As if this were not difficult/ hard enoughBu yeterince zor değilmiş gibi
as if x /like x /as if he x-dx-casına x-cesine
as is known / bekanntermaßenbilindiği gibi
as late as possiblemümkün mertebe geç
as long as (s) everything came to an endher şey sona erdiği sürece
as long as +-dik participlesürece
as long as it was not looked at from too close /as long as one did not look at it from too closeçok yakından bakılmamadığı sürece
as long as it was not looked at from too close, he might have thought it belonged to a palaceçok yakından bakılmamadığı bir saraya aitmiş sanılabilirdi
As long as you don't cooperate the stone won't move.Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.
as long as you don't payödemedikçe
as long as you don't x ( the more you keep not x-ing/if you continue to not x)x- medikçe
as long as you know what you're doingne yaptığını bildiğin sürece
As many as there are protons so many elektrons are thereNe kadar protonu varsa, o kadar elektronu vardır.
as many times as possiblemümkün olduğu kadar çok kez
as may be requireddurum gerektirdiği takdirde
as might be expectedtahmin edilebileceği gibi
as much as / up to / until / till / inasmuch as / so long as / as/ as far as / sokadar
as much as possiblealabildiğine
as much as possiblemümkün olduğu kadar çok - mümkün olduğu kadar fazla
as near as possiblemümkün olduğu kadar yakın
as soon as he returnes/ returnedgeri döner dönmez
as soon as he x-ed /-xes (e)x-er x-mez
As soon as he(she) read this email, he(she) immediately started crying.Bu e-postayı okur okumaz ağlamaya başladı.
As soon as I returned home, I (immediately) made a cup of tea.Evime gelir gelmez bir çay pişirdim.
as soon as it touched the snowkara değer değmez
as soon as possiblemümkün olduğu kadar çabuk
As soon as she had thrown bread crumbs the door was abruptly (in einem Ruck) openedo, ekmek kırıntılarını atmıştı ki kapı bir anda ardına kadar açıldı.
as soon as she had x-edX- mişti ki...
As soon as the drop touched the snow a hissing sound was heard.Damla kara değer değmez bir cızırtı duyuldu.
As soon as the tourists xame to İstanbul they went to the market.Turistler İstanbul'a gelir gelmez çarşıya gitti.
as strong as she could be /as strong as possibleolabildiğince güçlü
As Tam had taught himTam'ın ona öğretmiş olduğu gibi
As the boy's (ç) eyes (gaze) were fixed on Talean however much he tried to hide his horror Davian could read it in his eyes.Çocuk, bakışlarıyla Talean'a odaklandığı sırada her ne kadar dehşetini saklamaya çalışsa da, Davian bunu onun gözlerinden okuyabiliyordu.
As they walked there, Meggie involontarily gripped Mo's hand.Meggie oraya doğru yürürken istemsizce Mo'nun elini tuttu.
As to him losing / who loses (y) his soul for my sake(u) he will safe it.Canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır.
as we speak; right this secondtam şu anda
as well as / besides / alongsideyanısıra
as you wish / up to you / do what you like / suit yourself (negative)keyfin bilir
ascending / sorted ascendingartan sırada
asheskül(ler)
ashly (greyish) (s)külümsü
ashly (greyish) (t)külümtrak
Ashraf who hadn't still been able to get over the shock of the eventHâlâ olayın şokunu üzerinden atamamış olan Eşref
Ashure or Noah's Pudding is a Turkish dessert porridge that is made of a mixture consisting of grains, fruits, dried fruits and nuts.aşure
AsiaAsya
AsianAsyalı
asidekenara
Ask the questions you cannot ask anyoneKimseye soramadığın soruları sor
ass /popokıç
assurance /supply /procurement/receivingtemin
astronautastronot
at (least) /might as well /thenbari
at (the time of ) / by twilightalacakaranlık vakti
at a fabulous pricemuhteşem bir fiyata
at a gallop / im gallopdörtnala
at a slow rateyavaş bir hızla
at any cost / no matter what's the cost (b)bedeli ne olursa olsun
At first Edmund tried not be rude like speaking while his mouth was fullÖnceleri Edmund ağzı doluyken konuşmak gibi bir kabalık yapmamaya çalışıyordu
At five there is a 'bus to / from the sea', remember? I came with it.Saat beşte bir deniz otobüsü var ya, onunla geldim.
at half-timedevre arasında
at homeevde
At last the wind has died down.Hele rüzgâr kesildi.
at leasthiç değilse
at least (short form = more formal) at least do ... only long formen az(ından)
at least / at last (h)hele
At least the brain wants to entertain itself with new ideas.En azından beyin yeni fikirlerle kendini eğlendirmek ister.
at least three fierce dogs must be guarding this placeBurayı en az üç azgın köpek koruyor olmalı.
at length /broadly/ on and on (e.b.)enine boyuna
at midnightgece yarısı
at noonöğlen
at one o'clocksaat birde
At ten to fourdörde on kala
at that (this) speed / at that ratebu hızla
at that moment / at that pointo sırada
at the crossing /junction / an der Kreuzungkavşakta
at the feet ofayaklarının dibinde
at the last momentson anda
At the most inappropriate momentsen olmadık zamanlarda
at the same timeaynı anda
at top speedson hızla
At what time?Saat kaçta?
at workişte
at your conveniencemümkün olduğu kadar yakın bir zamanda
at your conveniencemümkün olduğu kadar yakın bir zamanda
at/on the step of the Dursley's doorDursley'lerin kapı eşiğine
Atatürk is an excellent leaderAtatürk mükemmel bir lider
Atlantic Bonito (a large mackerel-like fish common in shallow waters of the Atlantic Ocean, the Mediterranean Sea, and the Black Sea, where it is an important commercial and game fish.)palamut
atmosphereatmosfer
atomic structureatomik yapı
atrociously / accursedly / dismally / rottenlyberbat bir şekilde
attached filesekli dosyalar
attackkriz
attempt /enterprise / endeavourgirişim
Attend to my prayer !Duama kulak ver !
attention / carealdırış
attention / care / caution / noticedikkat
attitude /behaviour / mannertavır
attractiveçekici
attractiveness / charme / appealçekicilik
attractiveness/charme/, Liebreizcazibe
auctionmüzayede
audiance /spectatorseyirci
audio teleconferencinggörüntüsüz telekonferans
AugustAğustos
Aunt (maternel)Teyze
Aunt (paternel)Hala
auspicious / favorabletekin
AustraliaAvustralya
authenticotantik
authenticitygüvenilir olma
authorityotorite
authorityyetkili
authority / powerYetki
automaticotomatik
automaticallyotomatik olarak
autumnsonbahar
autumn (g)güz
available (not occupied)müsait
available / existingmevcut
avantgardistyenilikçi kimse
average qualityorta kalite
AvocadoAvokado
Avoid stressStresten kaçın.
awakeuyanık
awarehaberdar
awful /dreadful /adverse condition (e.g.for weather)olumsuz şart
axle ( of a car/waggon)aks
aye aye, sir ! /At your order, my general!Emredersiniz komutanım !
azaleeaçelya
Ağaç gövdesi o kadar eğri büğrü ve kabaydı ki neredeyse içinden gizlice bakan yüzler görebiliyordumThe tree trunk was so gnarled and rough that I could almost see faces peering out of the trunk.
Aşağıya in ve bir bak.Go down and look !
babybebek
baby / cub / nestling / little oneyavru
baby goat / kidoğlak
back / hind / rear (a)arka
back / rear (g)geri
Back then / in those days they were only a theory.O zamanlar bunlar sadece teori.
Back then proton,neutron and electrons were believed to be the smallest materials.O zamanlar, en küçük maddelerin proton, nötron ve elektron olduğuna inanılıyordu.
backbone /spineomurga
backpacksırt çantası
baconpastırma
badkötü
bad conscious / remorse / schlechtes Gewissenvicdan azabı
bad joke (not funny)soğuk espri
Bad news travels(reaches) quickly(t)Kötü haber tez ulaşır
bad spells / evil spellskötü büyüler
badger / Dachsporsuk
badmintonbadminton
bag (t)torba
bag / sac / pouch / pursekese
bagelsimit
bagel (cookie)yahudi simidi
baggy white shirtsdökümlü beyaz gömlekler
balancedenge
balconybalkon
balltop
ball pentükenmez kalem
Ballaststoffe / fiberlif
balletbale
ballet teacherbale hocası
bananamuz
band of robbers /Räuberbandeeşkıya çetesi
bandit / Räubereşkıya
bankaya girip vurgun yapmakto rob a bank
Bankcontact /Mister cashATM
banquetziyafet
Barbecue (device)mangal
bardozan
barefootyalınayak
bargain /dealpazarlık
Bark /Rindekabuk
barks / yelpshavlayışlar
barley /Gerstearpa
barque / Kahn / fishing boatsandal
barred / vergitteredparmaklıklı
barrel /Faßfıçı
barrenkıraç
barren /infertile /desert /poor /waterlessçorap
baseballbeyzbol
basement / cellarbodrum
basictemel
basic concepttemel kavram
basical observation / simple observationbasıt gözlem
basicallytemel olarak
basilicumfesleğen
basketsepet
basketballbasketbol
basketball is the most popular sportbasketbol en popüler spor
batyarasa
bath glovekese
bathed in sweat / schweissgebadettere batmış
bathroombanyo
battlefield / battlegroundsavaş alanı
bazaltbasalt
Be a helperyardımcı ol
Be a helper to girls and boys (e) waiting for your opinions/ visionsgörüşlerini bekleyen kızlara ve erkeklere yardımcı ol
be arrested in alleged plot to murdercinayet planlama iddiasıyla tutuklanmak
be available in-de mevcut olmak
Be carefulDikkatli olun
Be careful not to anger the wild elephants.Yabani filleri kızdırmamaya dikkat et.
be content with one's lifehayatından memnun olmak
Be healthy ( said after a haircut)Sıhhatler olsun!
Be organizedPlanlı olun.
Be quiet !sessiz ol!
beach (s) / coastsahil
beacon /signal towerişaret kulesi
Bead /pearlboncuk
beak (of a bird)gaga
beaked / having a beakgagalı
beaker (chemistry glass cup/ measuring cup)beher
bearayı
beautifulgüzel
beautygüzellik
beaverkunduz
becauseçünkü
because he is in love with that girlo kız aşık olduğundan
because he knew the answer he was going to get by heartalacağı cevabı ezberden bildiği için
Because I am stubborm I persistently keep asking you questions .İnatçı olduğum için sana inatla soru sorup duruyorum.
because I don't get on well with my bosspatronumla geçinemediğim için
Because I don't have all the information.Çünkü tüm bilgilere hâkim değilim
Because I went to bed late last night.Çünkü,dün gece geç yattım.
Because Isaac Newton is a genius he does not miscalculateIsaac Newton bir dâhi olduğu için yanlış hesaplamaz
because it blocks the cell phone signalscep telefonu sinyallerini bloke ettiği için
because it blocks the cell phone signals nobody can talk on the phonecep telefonu sinyallerini bloke ettiği için kimse telefonla konuşamıyor
because of / due to (d) + abl.dolayı
because of / on account of / due to an Nominativeyüzünden
because of civil wariç savaş yüzünden
because of him / heronun yüzünden
because of his swordkılıcı yüzünden
because of this situationbu durum yüzünden
because of you / thanks to you / grâce à toiSayende
because of you(pl) / thanks to you / grâce à vousSayenizde
because of/due to illnesshastalık yüzünden
because she was afraid that he would make fun of heronunla dalga geçmesinden çekindiği için
because she was sleepyuyku sersemi olduğu için
Because the people of the land are doing abjectly /vulgarly adultery by leaving me.çünkü ülke halkı benden ayrılarak adice zina ediyor.
because the protons are positively charged,the electrons are negatively chargedçünkü protonlar artı yüklü, elektronlar eksi yüklü.
because they couldn't take rootsKök salamadıkları için
because they couldn't take roots they dried offKök salamadıkları için kuruyup gittiler.
because they fired him on the grounds of removing the unrest out of the Manisa churchManisa kilisesinden huzursuzluk çıkardığı gerekçesiyle kovdukları için
because we messed them up ourselves / Weil wir sie selbst vermasselt habenhepsini elimize yüzümüze bulaştırdığımız için
become exempt (from)muaf hale gelmek
become more self-confidentkendine daha fazla güvenli hale gelmek
become uncontrollablekontrol edilemez hale gelmek
bedyatak
bed frame/ Bettgestell (the metal part / springs of a bed)somya
bed sheet / Bettbezugnevresim
bed sheet /Lakençarşaf
bedroomYatak odası
bedsidebaşucu
beearı
bee eater/merop /Bienenfresser (Southeast european/African bird - about 24 cm big/ very colourful)arıkuşu
bee waxbalmumu
beech / Buchekayınağacı
beefkırmızı et
beefsığır eti
beerbira
Beer and similar beveragesBira ve benzeri içecekler
Beer and similar beverages decrease your interest in your environment.Bira ve benzeri içecekler, sizin çevrenize olan ilginizi azaltır
Beerenobst / berriesüzümsü meyveler
beetles that indwelled abandonned snale housesterk edilmiş salyangoz kabuklarına yerleşen böcekler
beforeevvel
before / ago (ö)önce
before /in the beginning /at first / vormals / at many times (in the past)önceleri
before closing (y) his eyesgözlerini yummadan önce
before displayingsergilemeden önce
before displaying forms of enterprise / impulsivenessAtılgan davranmış biçimlerini sergilemeden önce
Before exhibiting the forms of impulsive behavior, the person must first identify the things/sides that need to be developed,Atılgan davranış biçimlerini sergilemeden önce kişi, öncelikle geliştirmesi gereken yanlarını tespit etmeli
Before exhibiting the forms of impulsive behavior, the person must first identify the things/sides that need to be developed, he has to become his own doctor.Atılgan davranış biçimlerini sergilemeden önce kişi, öncelikle geliştirmesi gereken yanlarını tespit etmeli, kendisinin doktoru olmalıdır.
before its time / prematurelyvaktinden evvel
before the ceasing of this madnessbu çılgınlık dinmeden önce
before they scatter like micefareler gibi kaçışmadan önce
Before turning to the ElveElfe dönmeden önce
before xx-den önce
before x-ingx-meden
beggardilenci
beginneracemi
beginner's luckacemi şansı
beginningbaşlangıç
behaviour / Verhaltendavranış
Behind him there was a wide grass and tree circle.Arkasında geniş bir çimen ve ağaç halkası vardı.
Behind him, in the place where just before the deers were laying (to sleep) there was a wide smoldering grass and tree circle.Arkasında, az önce geyiklerin yattığı yerde dumanı tüten geniş bir çimen ve ağaç halkası vardı.
Behind me someone exploded into laughter.Arkamdan birisi bir kahkaha patlattı.
Behind the dwarf in the middle of the sledge on a higher chair a very different person was sittingCücenin arkasında, kızağın ortasında, daha yüksek bir oturakta çok farklı biri oturmaktaydı
being fashionablerevaçta olan
being his usual studentskendisinin her zamanki öğrencileri olan
being independantbağımsız olarak
being legal / legallyyasal olarak
being seized by horrordehşete kapılarak
being unable to catch the meaning /not being able to make sense of itanlamlandıramayarak
Belıeve (me) I am not resentful to (offended by) loveinan sevgiye küskün değilim
believe that things are scientifically measurablebilimsel olarak ölçülebilen şeyler
believerinanan
believersinananlar
bellzil
bellow / Brüllenböğürtü
bellygöbek
belonging (defect verb)aidiyet
belonging (defect verb)ait olma
belonging (defect verb)aitlik
beltkemer
belt (not leather) pouch / money-belt (k)kuşak
benchesoturma bankları
Bending (down) she looked outside through the windowpane wettened from the rainyağmurdan ıslanmış cama doğru eğilerek dışarıya baktı.
benefactor /do-gooder /Wohltäter /patronvelinimet
benefit / profit / advantage / usefulnessfayda
bent double / very stooped /(due to old age, infirmity, etc.)iki büklüm
Beryllium -Be 4Berilyum
Besides (anyway) not every word is in the dictionary.Her kelime sözlükte olmaz zaten.
besides that / and alsohem de
besten iyi
best available techniquesmevcut en iyi teknikler
Best wishes for recovery. /Gute Besserung.Geçmiş olsun
best wishes on / congratulations to your new jobyeni işin hayırlı olsun
best-case scenario (not idiomatic) / idiomaticen iyi senaryo (su) - en iyi
betrayalihanet
betterdaha iyi
Better not to risk it. (Better if we don't...)Risk almasak iyi olur.
Better than nothingHiç yoktan iyidir
Better to die than become notorious.equiv: Give a dog a bad name and hang him.He that has an ill name is half hanged .May the life of a man come out instead of his name coming outAdamın adı çıkacağına canı çıksın.
betweenarasında
between four and five o'clockSaat dört-beş arası
between these three meals (in the times between...)Bu üç öğünün haricinde aralarda
between/ amongarası
beyond this pageBu sayfadan sonrasını
Bible exegesisKutsal kitap yorumu
bicepspazı
bigbüyük
Big-bodied animaliri gövdeli hayvan
Big-bodied animal from the group of carnivore mammalsMemelerin et obur takımından iri gövdeli hayvan
bigger than the school Meggie went to last yearMeggie'nin geçen yıl gittiği okuldan daha büyük
bikebisiklet
Bilbo was convinced that Lobelia had nicked quite a few (e) spoons from the house.Bilbo, Lobelia'nın evden epeyce kaşık yürütmüş olduğu kanısındaydı.
Bilbo's dwelling had become quite cluttered with belongings of the course of his long life.Bilbo'nun meskeni uzun yaşamının seyrine ait eşyalarla oldukça ıkış tıkış bir hâl almıştı.
billions of turkish poundsmilyarlarca lira
billygoatteke
binoculars /Fernglasdürbün
bipedal / two leggediki ayaklı
birch /Birkehuş ağacı
birdKuş
bird watcherskuş meraklıları
birds singing in the branchesdallarda öten kuşlar
birthdaydoğum günü
bisextileartık yıl
bishop / Läufer (chess)fil
bit / Kandare /Trense (Teil des Halfters im Pferdemaul) (g)gem
bitter / painful / heartbroken / mournful / wehmütigacılı
bitterlyiçli içli
blabbermouth /SchwatzkopfBoşboğazı
blacksiyah
black cloakedsiyah pelerinli
black cuminçörek otu
black currant / schwarze Johannisbeeresiyah frenküzümü
black eye beanskuru börülce
black pepperkarabiber
black Urgal blood stained the bag that was in her handsiyah Urgal kanı elindeki keseyi lekeliyordu.
blackberry / Brombeereböğürtlen
blackberry branches / bramblesböğürtlenlerin dalları
blackish (s)siyahımsı
blackish (t)siyahımtrak
blackmailerşantajcı
blanket / coverbattaniye
Blattstiel / leave stalkyaprak sapı
Bleistift/pencilkurşun kalem
bless you! (sneezing)çok yaşa!
blessedkutlu
blessed is / lucky is / happy is + Datne mutlu
Blessed is he who does not stumble (s) and fall because of me (for my sake)Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu.
blessing (n)nimet
blindkör
blindly believingkör inançlı
blistered paintingskabarmış tablolar
blockedbloke
blocked /obstructedtıkalı
blondsarışın
bloodkan
blood pressurekan basıncı
blood redkan rengi
Blood runs thicker than waterakrabalık arkadaşlıktan daha önemlidir
blood was leaking from my jeanskan kotumdan sızıyordu
bloody / damn / adjlanet olası
Blousonmont
bluemavi
Blue titmavi baştankara
blueberry / Blaubeere / HeidelbeereSiyah yabanmersini
blueish (s)mavimsi
blueish (t)mavimtrak
Bluff / Blöffblöf
blurred /blurry /foggy/cloudy/mistybulanık
board (committee)kurul
board memberkurul üyesi
boarding passbiniş kartı
boarding passuçuş kartı
Boasting / Airs / Wichtigtuereicaka
boattekne
boat / ferry / Dampfer (not very big)vapur
bodied / with a bodygövdeli
body (b)beden
body (v)vücut
body hairkıl
body heightboy uzunluğu
body parts / Körperteilevücut parçaları
boiling / scalding hot / kochend / brodelndkaynar
bolding from his handelinden fırlayan
bomb explosionbomba patlaması
Bonekemik
bookkitap
book bindingciltleme
bookcasekitaplık
Books can for example give you an idea.Kitaplar örneğin sana fikir verebilir.
Books cause all kinds of problems.Kitaplar her tür soruna neden olurlar.
Books disappeared because their covers where cut and made into shoe soleskitaplar yok olmuş; çünkü ciltleri kesilip ayakkabı tabanı yapılmış,
Books disappeared because with their pages steam baths were heatedkitaplar yok olmuş; çünkü sayfalarıyla buhar banyoları ısıtılmış,
bookshopkitapçı
bootÇizme
bootlicker /groveler /asshole (y) /Schleimeryalaka
border (s)sınır
boredom / annoyance / nuisancesıkıntı
boringsıkıcı
Borun /Bor - B 5bor
bothikisi
Both men and girls moved with a disturbing grace.Hem kızlar hem de erkekler, rahatsız edici bir incelikle hareket ediyorlardı.
both of usikimiz
bother /trouble / Mühe / Anstrengungzahmet
bottle opener /Korkenziehertirbuşon
bottomless / abysmaldipsiz
bounce / jumpzıplamak
bovine / cattle (b)büyükbaş
bovine animal / cattlebüyükbaş hayvan
bowels/intestinebağırsak
boxkutu
box / loge (opera)loca
boxingboks
boyfrienderkek arkadaş
braceletbilezik
braces / Zahnspangediş teli
brain (b)beyin
brain stormbeyin fırtınası
branchdal
branch / faculty / subjectbranş
brass /Messingpirinç
bravecesur
brave enoughyeterince cesur
breadekmek
bread crumbsekmek kırıntıları
bread crumbs remaining from a picnicbir piknikten kalan ekmek kırıntıları
bread crumbs remaining in the pocket of her coat from a picnicmontunun cebindeki bir piknikten kalan ekmek kırıntıları
breakmola
break / interruption (a)ara
break / school break / recreationteneffüs
breakdown / collapse / depressionçöküntü
breakfastkahvaltı
breaking newshaberleri sunma
breathnefes
Breath in ! Breath out ! / Inhale, exhale!Nefes alın, nefes verin!
breathlessly /pantingly /out of breathnefes nefese
breezeesinti
bribesrüşvet
bride /daughter-in-lawgelin
bridegroom /son-in-lawdamat
bridgeköprü
bright / brightnessaydınlık
bright-eyed and bushy tailedçok neşeli ve canlı
Brilliant / bright / shiny / polished / sparklingparlak
Bring (me)getirin
Bring me a coffee!Bana bir kahve getir!
Bringing teddy bears to school is not allowed.Okula oyuncak ayı getirilemez.
broad black smearsgeniş siyah lekeler
Broad black smears defiled the blistered paintings.Geniş siyah lekeler kabarmış tabloları kirletmişti.
brochurebroşür
broken (b)bozuk
broken (for good /unrepairable)kırık
broken (seems to be broken /might be fixed)kırılmış
bronchia / Bronchienbronşlar
bronchitisbronşit
bronzetunç
bronze (b)bronz
bronze agetunç devri
broodinessgurk olması
broomsüpürge
brothererkek kardeş
brother /bro /dudekardeş
brother /bro /dude (shortened in texting)krdş
brought by merchantstüccarların getirdiği
brownkahverengi
brown lentilskahverengi mercimek
Brunson's case, which contains (about which are found) important allegations, officially began.Hakkında önemli iddiaların bulunduğu Brunson'un davası resmen başladı.
Brunson's witness who remarked (pointed out) that he made (gave) these statementsbu ifadeleri verdiğini belirten Brunson'un tanığı
brutally / violently / bloodthirstilyhunharca
Bu I've been up all night studying for this test.Bu teste hazırlanmak için bütün gece ders çalıştım.
bubblyköpük köpük kabarmış
bucketkova
buckskin / chamois / Gemseledergüderi
buckskin / chamois / Gemseleder cover (housse)güderi bir kılıf
bud /Knospetomurcuk
Budgerigar (Wellensittich)Muhabbet Kuşu
buffetbüfe
builder / constructorinşaatçı
building (b)bina
bulgy cloudsşişkin bulutlar
bullboğa
bullet (m)mermi
bullet /missilekurşun
bullet holekurşun deliği
bullet holesmermi delikleri
bullet-proof vestkurşun geçirmez yelek
bundles of sunlightgüneş ışığı demetleri
bundles of sunlight seeping through the cracks in the wallduvardaki çatlaklardan sızan güneş ışığı demetleri
Bunu ona iletmeyeceğim.I won't transmit it to her.
burkakara çarşaf
burn / scorch / weather beatenyanık
burned down / (burned and ruined)yakıp yıkılmış
burningyanan
busotobüs
bus tripotobüs gezisi
bushçalı
bushy (moustache /grass) /full/loud voicegür
busily /continuously /rattling /humming /buzzingvızır vızır
butama
but (f)fakat
But according to research, it is not a drink that will increase your creativity.Ama araştırmalara göre yaratıcılığınızı artıracak bir içecek değildir.
But after a while the air began to get hot and stuffy.Fakat bir süre sonra hava ısınmaya ve bunaltmaya başladı
But another question worried ( her head)/ made her think even more.Ama başka bir soru kafasını daha da kurcalıyordu.
But each time I have difficulties to find my bathsuit.Ama her seferinde mayomu bulmakta zorlanırım.
But fear God who can destroy the soul and also the body in hell.Canı da bedeni de cehennemde mahvedebilen Tanrı'dan korkun.
But he could not give more of his attention to the embroidered circle.Fakat dikkatini nakışlı çembere fazla veremedi.
but he did not try to stop herama onu durdurmaya çalışmadı.
But he didn't want to wait until they would come.Ama onlar gelene kadar beklemek istemiyordu.
But how fear will be spread to every place, here is what he knows very well.Ama korkunun her yere nasıl bulaştırılacağını,işte bunu çok iyi bilir.
but I do not live anymore... ama artık yaşamıyorum
But if I do not look around, I simply can't see anything (what shall I do)Ama ben bakınmazsam, hiç göremem ki
But if I don't change , I simply can't be (what should I do)Ama ben değişmezsem, ben olamam ki
But if I don't learn I simply can't be (what should I do)Ama ben öğrenmezsem, hiç olamam ki
But if I don't like it I simply don't speak at allAma ben beğenmezsem, hiç konuşmam ki
But if we confess our sins, God, who is faithful and just, will forgive our sins and cleanse(fut/fact) us from all evil. (k) (1 Jn 1:9)Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.
But if you measure the weight of the nucleus you will see that it is more than the number of protons.Ama eğer çekirdeğin ağırlığını ölçersen, proton sayısından fazla olduğunu görürsün.
But in our home country search is lost. The orient is the place to sit and wait. With a bit of patience everything will come to your feet. (Ahmet Hamdi Tanpınar)Fakat bizim memlekette aranan kaybolur. Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.
But it was too late.Ama çok geç kalmıştı.
but it's overama artık bitti
but its light was darkness as if mixed with shadowama ışığı karanlıktı sanki gölgeyle karışmış gibi
But let's get something straight : if you insist on reading this book despite my warning, you cannot hold me responsible for the consequences,Ama bir şeyi açıklığa kavuşturalım : uyarmama rağmen bu kitabı okumakta ısrar edersen,doğacak sonuçlardan beni sorumlu tutamazsın.
But let's not go that much into detail today / But let's not go into that much today.Ama o kadar detaya girmeyelim bugün.
but me / me on the other handbense ( ben ise)
But Meggie was now twelve, and was old enough to take care of a few candlesOysa Meggie artık on ikisindeydi ve birkaç muma dikkat edecek yaştaydı.
But nothing tried (y) to grab me and pull me back.Ama hiçbir şey beni yakalayıp çekmeye yeltenmedi.
but of courseama tabii
but that was the best I could doama elimden gelen bu kadardı
but the Queen did not care about this anymoreama Kraliçe'nin buna aldırdığı yoktu artık
But this did not reduce her beauty.ama bu güzelliğini azaltmıyordu.
But this effect is weak compared to the Russian influence felt in Kazakh. (Kazakça)ama bu etki Kazakçada hissedilen Rusça etkisine kıyasla zayıf.
But this made matters worseama bu durumu daha da kötü bir hâle getirdi
But those (quant à ceux) who connect / attachbağlayanlarsa
But those who hope in the LordRab'be umut bağlayanlarsa
But today we know that there are smaller particles (eg quarks, bosons, fermions, baryons etc.)Ama bugün biliyoruz ki daha küçük parçacıklar da var, (örn: kuark, bozon, fermiyon, baryon vs.)
but was a narrow escape (by a hair's breadth)Ama kıl payı bir kaçıştı bu.
but what can I do ?ama ne yapabilirim
But who endures until the end will be saved.Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır.
butt / Hinternpopo
buttertereyağı
buttercup /Hahnenfuss /Butterblume (lit. wedding flower)düğünçiçeği
butterflykelebek
button / Knopfdüğme
Buy two get one for free.İki tane alana, bir tane bedava.
by (k)kenarında
by (someone)tarafından
by a hair's breadthkıl payı
by almost a thirdnerdeyse üçte bir oranında
by candlelightmum ışığında
by day light / in the day lightgün ışığında
By for nowşimdelik hoşça kal
By Jove / I swear / By God / upon my wordVallahi
by leaps and bounds /very quickly /rapidlyçarçabuk
by looking edgewise at himona yan yan bakarak
By marrying I got my husband's family name.Evlenmekle kocamın soyadını aldım.
by mistake / mistakenlyyanlışlıkta
by not having treatmenttedavi olmamakla
by prodding at it with her wiresonu telleriyle dürtükleyerek
by slipping to the sideyana doğru kayarak
by the CreatorYaratıcı tarafından
by the juryhakimlikçe
by the waybu arada
By the way, he e-mail that Cem wrote cameBu arada, Cem'in yazdığı eposta geldi.
By the way, this is actually a convention.Bu arada, bu aslında bir konvansiyondur.
by the words (testimony) of a secret witnessbir gizli tanığın ifadesiyle
by thinkingdüşünerek
by touching slightly the mare's flankkısrağın böğrüne hafifçe dokunarak
by turningdöne döne
by turnsdönüşümlü olarak
by wandering around in villages, markets suchlike placesköy, pazar ve benzeri yerlerde dolaşarak
Bye byeGüle güle
bölgedeki gerilimi tırmandırmakto increase the tension in the region
cabbagelahana
cabinKabin
cafeteriakafeterya
cake (k)kek
cake / Tortepasta
calcite Kalkspatkalsit
Calcium -Ca 20 (Gümüşi beyaz)Kalsiyum
calculator / Taschenrechnerhesap makinesi
calfdana
Call an ambulancebir ambulans çağırın
Call an ambulance !Ambulans çağırın !
Call the fire department / Rufen Sie die Feuerwehr !itfaiyeyi çağırın!
Call the police !Polis çağırın!
calleddenen
Calm down !sakin ol
calyx /Blütenkelchçanak
cameldeve
camera (f. m)fotoğraf makinesi
camomile teapapatya çayı
camper vankamp arabası
camping equipmentKamp malzemeleri
campusyerleşke
can (e.g. coke)kutu
Can I ask you (pl) a question?size bir soru sorabilir miyim?
Can I borrow your pencil sharpener?Kalem tıraşını ödünç alabilir miyim??
Can I buy you a drink?Sana içecek bir şey ısmarlayabilir miyim?
Can I camp here ? stationary verb goes with locative (übernachten)Burada konaklayabilir miyim?
Can I have a helmet ? (e.g. bike/motorbike...)Başlık alabilir miyim?
Can I have sheets ?Çarşaf alabilir miyim?
Can I have the bill please ?hesabı alabilir miyim lütfen?
Can I help (you)?Yardımcı olabilir miyim?
Can I invite you for a coffee?Sana kahve ısmarlayayım mı?
Can I park here ?Buraya park edebilir miyim ?
Can I set my tent up here?Çadırımı buraya kurabilir miyim ?
Can I taste one ?Bir tane tadabilir miyim?
Can I visit your grandmother on Thursday ?Perşembe anneanneni ziyaret edebilir miyim?
Can it eliminate / supply for man's lonliness?Insanın yalnızlığını giderebilir mu?
can we have ... please?... alabilir miyiz lütfen?
Can we have the menu please ?menüyü alabilir miyiz lütfen?
Can you /would you help me ? (Simply spoken)bana yardım eder misin
Can you answer this question?Bu soruya cevap verebilir misin?
Can you bring it here ?Onu buraya getirebilir misin ?
Can you buy him a computer ?Onun için bir bilgisayar alabilir misin ?
Can you buy us a guitar ?Bize bir gitar alabilir misin ?
Can you call me?Beni arayabilir misin?
Can you count all the jellybeans in that jar?Kavanozdaki jöle fasulyelerini sayabilir misin?
Can you describe her ?Onu betimleyebilir misin ?
can you draw a picture of him?onun bir resmini çizebilir misin?
Can you drive me to this hotel, please ?beni bu otele götürebilir misiniz lütfen?
Can you eat them? ( Are you able too?)Onları yiyebiliyor musun ?
Can you eat them? (Please go ahead)Onları yiyebilir misin ?
can you evaluate ?Değerlendirebilir misiniz ?
Can you find us ?Bizi bulabilir misin ?
Can you fix it now?Şimdi tamir edebilir misiniz?
Can you give me a glass of water?Bana bir bardak su verebilir misin?
Can you give me an example?Bana bir örnek verir - verebilir misin ?
Can you help me (polite)bana yardım edebilir misin
Can you help me ? Konnen Sie mir helfen? (Very polite)bana yardım edebilir misiniz?
Can you imagine ?hayal edebilir misin?
Can you listen to me?Beni dinleyebilir misin ? - Beni dinler misin?
Can you open it?Onu açabilir misin ?
Can you open the window ? (Simply spoken)pencereyi açar mısın
Can you prove these to me?Bunları bana kanıtlayabilir misin?
Can you recite that old poem?O eski şiiri ezbere okuyabilir misin?
Can you repeat this ?tekrarlayabilir misiniz?
Can you see us?Bizi görebiliyor musun ?
Can you speak slower please ?daha yavaş konuşabilir misiniz lütfen?
Can you visit us today ?Bugün bizi ziyaret edebilir misin
can't / unablegücü yetmez
Can't be /no way /impossible /oops a daisyolamaz
canaaniteskena(a)niler
CanadaKanada
cancellation of registrationsicil iptali
candidateaday
candied fruitglaze meyeler
candlemum
candlelightmum ışığı
candlestickşamdan
cannot get enoughdoyum olmaz
cannot get enough of the view here(abouts)buranın manzarasına doyum olmaz
cannot get enough of watchingseyretmeye doyum olmaz
capacity /ability /faculty / poweryeti
capital / Hauptstadtbaşkent
capricedeğişken istek
Captain Eshref who stood with a sheepish grin in front of the doorKapının önünde ezik bir gülümseyişle dikilen Yüzbaşı Eşref
car / cart / wagonaraba
Carbon / Kohlenstoff - C 6karbon
carcassleş
cardkart
cardamomkakule
cardiganhırka
careerkariyer
careful / vorsichtig (d)dikkatli
careless / listless / heedlessdikkatsiz
carfreearabasız
Cargo ready / Ready for shipping / versandbereitKargoya hazır
carnivorousetobur
Carpentermarangoz
carpethalı
carrothavuç
carrot juicehavuç suyu
cartoon film / Zeichentrickfilmçizgi filmler
case file / criminal charge fileiddianame
cases (gram.)İsim hâliler
cashnakit para
Cashewnuthintfındığı
castle / chateau (ş)şato
castle / strongholdkale
castle /Turm (chess)kale
castle ruins / Burgruinekale kalıntıları
casual /superficial (ü)üstünkörü
catkedi
Catch her!Yakalayın onu !
caterpillarTırtıl
caterpillars that have coloured thornsrenkli dikenleri olan tırtıllar
cats scratching about the ground for sweet potatoesToprağı tatlı patates bulmak için eşeleyen kediler
cattle (includes cows, bulls, oxen, and buffaloes)sığır
caught in the firesyangınlara yakalanmış
cauldronkazan
cauliflowerkarnabahar
caution /measure /precautiontedbir
cautiouslyihtiyatla
cautiously (t)temkinli bir şekilde
cautiously examinating her surroundingsçevresini temkinli bir şekilde inceleyen
Cautiously he lifted his head until he could see with one eye.İhtiyatla başını tek gözüyle bakabilecek kadar kaldırdı.
cave (m)mağara
cave / hole / burrow (i)in
cavityoyuk
cavity, holekovuk
Ceder / Zederkatranağacı
ceilingtavan
celebrate / congratulatekutlamak
celerykereviz
celery seedskereviz tohumu
cell phonecep telefonu
cellarmahzen
centaurskentaurlar
centimetresantim
centuryyüzyıl
ceramic / porcelainseramik
cereal flakes / Getreideflockentahıl ezmesi
cereal types / Getreideartenhububat türleri
cerealshububat
cereals/ cornflakeskahvaltılık gevrek
certain / determined (b)belli
certainly / definitely / absolutelykesinlikle
certainly / yes / with pleasurebaş üstüne
certificate of vaccinationaşı kağıdı
cetacean (a marine mammal of the order Cetacea ; a whale, dolphin, or porpoise)memeli deniz hayvanı
chainzincir
chairsandalye
chair (i)iskemle
Chairman of the board of directorsyönetim kurulu başkanı
chalcedony (quarz variety)kalsedon
Chalktebeşir
challenging / provoking / impulsive (d)dürtücü
challengingly /in defiance ofmeydan okuyarak
chamberpot / bedpan / Nachttopflazımlık
championşampiyon
championshipşampiyonluk
chance / coincidencetesadüf
chance / possibilityihtimal
chance that ...... olma ihtimali
chandelier / Kronleuchteravize
change (little money) /Wechselgeldüstü
Change /alteration /modificationdeğişiklik
change /coin / Wechselgeld / Kleingeldbozuk para
change /coin /Kleingeldbozukluk
change of page orientation between horizontal and verticalsayfa yönlendirmesini yatay ile dikey arasında değiştirme
changes are saved (computer)değişiklikler kaydedildi
chaotickarmakarışık
chapter / partbölüm
Characteristics of ExpressionAnlatımın Özellikleri
chargedyüklü
chargerşarj aleti
charm /attraction (more used in chemistry)cazibe
charm /incantation /spell (e)efsun
cheapucuz
Cheap as well as clean. And the fish is very fresh.Hem ucuz hem de temiz. Balıklar da çok taze.
cheaperdaha ucuz
cheekelmacık
cheek /Wangeyanak
Cheer up bro/ not all hope is lost (texting / full version)'Üzülme be olm!' - 'Üzülme be oğlum!'
cheerful / sprighty/ high-spirited /mirthful /merry (n)neşeli
cheerful thoughtsneşeli düşünceler
cheerfully /merrilyneşeyle
cheesepeynir
Cheese bunspeynirli poğaça
chemicalkimyasal
chemistrykimya
cherryvişne
cherry (k)kiraz
chesssatranç
chess boardsatranç tahtası
chessmen /Schachfigurensatranç taşları
chestgöğüs
Chest of drawers / Kommode (ş)şifonyer
chest of drawers / Komodeçekmeceli dolap
chestnutkestane
Chewing gumsakız
chicken (meat)tavuk eti
chicken / hentavuk
chicken bonestavuk kemikleri
chicken pietavuklu börek
chicken thieftavuk hırsızı
chicken with soy saucesoya soslu tavuk
chickletcivciv
chickpeas / Kichererbsenohut
chicoree /endivehindiba
childçocuk
child (e)evlat
childhoodçocukluk
childishçocukça
childish pleasureçocukça zevk
childishness / childish behaviourçocukça davranma
chili pepper (ç)çili biberi
chill /cool(ness)serinlik
chimneybaca
chimneyşömine
chin / jawÇene
ChinaÇin
chinese (adj. e.g. chinese food / chinese scripture. ..çin
Chinese (language)Çince
Chinese (nationality)Çinli
chinese (person)Çinli
Chive / Schnittlauchsoğancık
Chlorine / Chlor - Cl 17Klor
chocolateçikolata
chocolate cake (t)çikolatalı turta
choked/husky / dimmed /heiser /belegt (k)kısık
choking /suffocating /stuffy /stiflingboğucu
Choose realistic goals.Gerçekçi hedefler seç.
chorusnakarat
Chromium / Chrom - Cr 24 (geçiş metalleri)Krom
churchkilise
cigar / cuban cigarpuro
cigarettesigara
cinemasinema
cinnamontarçın
circle / Kreis (geom)daire
circumference /Umfang (geom.)çevre
citizenvatandaş
Citrusfruit /Zitrusfrüchtenarenciye
city (ş)şehir
city centerşehir merkezi
civilization / culturemedeniyet
clad in flesh and boneete kemiğe bürünmüş hâli
claim for refundiade talebi
clam /oysteristiridye
clamp (me...)mengene
clarinetklarnet
clarinet playerklarnet çalıcısı
clarion / oboe like reed instrument (slang:penis /drunk)zurna
clarity / opennessaçıklık
clarity / transparency / DurchsichtigkeitDuruluk
class (school) /classroomsınıf
class / Klasse (biol.) (e.g. mamalia/ Säugetiere)sınıf
claustrophobiakapalı alan korkusu
claw /Kralle (i.e. parrot/ lion)pençe
clay /mudkil
clay jarçömlek
cleantemiz
clean /pure /unstained (p)pak
cleanish /nearly cleantemize yakın
clear / bright (b)berrak
clear / open / light (for colours)açık
clearly/ plainly /manifestly/ distinctlyaçıkça
ClementineKlementin
clerk / shop assistant / salesmantezgâhtar
click /crack / snap / Laut /Piepsçıt
Click to change your passwordŞifrenizi değiştirmeniz için tıklayınız
cliff /abyssuçurum
Clipboard /panel / boardpano
cloakpelerin
clock /watchsaat
clock towersaat kulesi
close cooperationsıkı işbirliği
Cloth /Tuch (linen)bez
cloth pin / Wäscheklammermandal
clothesgiysi(ler)
clothes (k)kıyafet
clothes suiting the cold weather conditionssoğuk hava şartlarına uygun giysiler
clothinggiyecek
cloudbulut
cloudinessbulutlanma
Clouding is a kind of cloud clusters that appear(i) in the dark moments of the screen.Bulutlanma ekranın karanlık anlarında çıkan bir tür bulut kümelerinden ibarettir.
cloudlessbulutsuz
cloudybulutlu
cloves / Nelkenkaranfil
clownpalyaço
clownfishpalyaço balığı
clubkulüp
clumsily / awkwardly / helplesslybeceriksizce
cluster (k) /flock /pile/ cloudküme
coach /trainerantrenör
Coarse / rude / vulgarkaba
coat (m) not much used word (for woman)manto
coat / blazer / Jacketceket
Cobalt - Co 27 (geçmiş metalleri /Hafif gri tonda metalik)Kobalt
cobweb / spidernetörümcek ağı
cobwebs / spidernetsörümcek ağları
cockroachhamamböceği
cocoa butterkakao yağı
Coconuthindistancevizi
coffeekahve
coffee groundskahve telvesi
Coffee is my favourite drinkKahve en sevdiğim içecek
Coffee keeps you (pl) awake.Kahve sizi uyanık tutar.
Coffee or tea ?Kahve mi çay mı?
coffee tablesehpa
Coffee will not increase your creativity.Kahve yaratıcılığınızı artırmayacak.
coinakçe
coin cashing machine /Münzautomatbozuk para bütünleme makinesi
cokecola
coldsoğuk
cold (icy) sweatbuz gibi ter
cold (noun)soğukluk
cold / Schnupfennezle
collaryaka
colleague /coworkermeslektaş
collections (brit.: college examinations held at the beginning or end of a term)vizeler
college /lycée (before university)lise
colloq for noyoo
colorful, polished and gold gilded XIV Louis style writing deskrenkli, cilalı ve altın yaldızlı XIV Louis tarzı yazı masası
colourrenk
colour assortmentrenk çeşitleri
colourfulrengarenk
colourful / colouredrenkli
colouring pencils /Buntstifteboyalı kalem
comb (rooster)ibik
Comb your hair in the shower to save time.Zamandan tasarruf etmek için saçını duşta tara.
Combine two ideas and create a new one.İki fikri birleştirip yeni bir fikir yaratın
Come one night suddenly againBir gece ansızın gel yine
come close, nestle, snuggle, draw near, wriggle oneself into, infiltrate, come up, creep, edge, edge in, encroach, nuzzle, penetrate, put oneself forward, sidle, sidle up to, worm one's way /sich anschmiegensokulmak
Come here at once !Hemen buraya gel!
come on !haydı gel !
Come on !hadi canım !
come on dude (a) tell usHadi abi anlatsana !
Come on now stupid machine/tool !Hadı artık aptal alet !
come on, dudehadi la
Come to me, hug me!Gel bana, sarıl bana!
Come to me. I (will) give you rest.Bana gelin. Ben size rahat veririm.
come to think of it / true thatsahi ya
Come to think of it, does what they are doing (also) happen to be a phenomena?Sahi ya bunlar ne yapıyorlar da fenomen oluveriyorlar?
comediankomedyen
comedykomedi
cometkuyruklu yıldız
comfortably (ş)şöyle bir
coming up nowşimdi sırada
commander of the gendarmerieJandarma Komutanlığı
commandmentbuyruk
Comments will come to you right away. (3 sg imp let comments come...)anında görüşler gelsin
commercialticari
committed to / devoted toadanmış
common /widespreadyaygın
common bussard /Mäusebussardbayağı şahin
common nameortak adı
common name for animals whose body is covered with feathersVücudu tüylerle örtülü hayvanların ortak adı
common name for bipedal, two winged volatile/flying animalsiki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak adı
common swift /Mauerseglerebabil
commonly used for Lieferstatus /Delivery Status lit. realization statustemin durumu
communication (h)haberleşme
communication linkiletişim bağlantısı
communistkomünist
company; firmşirket
comparatively /relativelynispeten
compared to / in comparison with a dativekıyasla
compared to themonlara oranla
compassionate /tender / caressing / zärtlichşefkatlı
competitionmüsabaka
competitors /concurrents / bidders (in context of competing for a deal)ihaleciler - ihale girenler
competitors on the way to power /des concurrents sur le chemin vers le pouvoir /Konkurrenten auf dem Weg zur Machtiktidar yolundaki rakipler
compiler / Verfasser (erson who produces a list or book by assembling information or written material collected from other sources.)derleyici
completely (b)büsbütün
completely healed / in perfect healthsapasağlam
completely newyepyeni
completely opposite / absolutely oppositetam ters
complicated /confusing / intricate / incomprehensibleçetrefil
complimentiltifat
composition/ property / Beschaffenheit / Eigenheitnitelik
compostorganik gübre
compotekomposto
computer hardwarebilgisayar donanımı
computer programbilgisayar programı
computer softwarebilgisayar yazılımı
concept / notion / termkavram
concept and contextkavram ve bağlam
concern /matterumur
Concerning Dustfinger, having forgotten about the world,he juggled with colourful balls.Toz Parmak ise dünyayı unutmuş renkli toplarla hokkabazlık yapıyordu.
Concerning the food I am still undecided.Yemeğe gelince, henüz kararsızım.
concertkonser
Conciseness / essence / Prägnanz / treffende Art und Weise etwas zu formulierenÖzlülük
conclusion /belief/opinionkanı
condition / Bedingungkoşul
condition / restriction / requirement / clauseşart
conductor (orchestra)yönetmen
conekoni
cone / conical hatkülah
confessionitiraf
confident / self assuredKendinden emin
confrontationyüzleştirme
confusedkafası karışık
Congratulations !tebrikler !
congress (activity)kurultay
connection / relationship / dealingilişki
conquest (f)fethetme
conscious / sober / wide awakeayık
consequently / as a consequence / in conclusion 7 ultimatelySonuç olarak
conservativemuhafazakâr
consideration / idea / observation /opinionmütalaa
considered as adopted / agreed onkabul edilmiş sayılır
Considering that you so much dislike me to be in the shopMadem beni bu dükkânda bu kadar istemiyordunuz
ConsistencyTutarlılık
consistentlymütemadiyen
consolation (t)teselli
consolation / solaceavuntu
constant care (s.b.)sürekli bakım
constant / steady (s)sabit
constant improventsürekli gelişme
constant/regular smokingsürekli içicilik
constantly /incessantly/continuously /alwayssürekli olarak
construction / building (i)inşa
consulkonsolos
consulatekonsolosluk
consultancydanışmanlık
consultant/ advisor / counselordanışman
contactİrtibat
contact / communication /link / dialogiletişim
Contact usBize ulaşın
contagiousbulaşıcı
continentkıta
Continue straight aheaddümdüz devam edin
continuousaralıksız
continuous / non-stop / permanent / incessantdevamlı
continuously (s) / constant / permanent / without ceasingsürekli
contractsözleşme
contract /agreementkontrat
contradiction / discrepancyçelişki
control requirement / control conditionkontrol şartı
control-freaksürekli çevresindeki insanları kontrol altında tutmaya çalışan kimse
convenient / suitable/ apropriate for (d.g.)denk gelmek
conventionkonvansiyon
conversationsohbet
cookiekurabiye
cool (also for people) / airyhavalı
cool /chillyserin
cool lookinghavalı görünen
cooperation /team workIşbirliği
copper/ Kupfer - Cu 29 (Geniş metaleri /Metalik kahverengidir)bakır
coppice /Wäldchenkoruluk
copy of the birth certificatedoğum sicil örneği
Coriander /Koriander (fresh)kişniş
corinth / Korinthekişniş
corkmantar
cork stopper (bottle) / Flaschenkorkenmantar tıpa
Corn / Maismısır
corner / angleköşe
corolla (petals) / Blüteçiçek
correct behaviordüzgün davranış
correctiondüzeltme
correctionsdüzeltmeler
cost / price (b)bedel
cost/ expensemasraf
costsmaliyetler
Costs are up, revenue is down. What can you do?Masraflar yükseldi, gelirler düştü. Ne yapabilirsin?
cosy / nice warmsıcacık
Could I trouble you for another glass of water?zahmet olmayacaksa sana bir bardak su daha alabilir miyim?
Could uou help me (ultra polite)Bana yardım edebilir miydiniz?
Could you hand me your plate?Tabağını bana uzatır mısın?
counselor / adviseröğütçü
counter / office /guichetgişe
counter / Theketezgâh
counter / workbanktezgâh
countryÜlke
country /fatherland /home town (m)memleket
country of first asylumilk iltica ülkesi
countrysidekırlık
courage / guts /nervecesaret
courageous / fearless / stout (y)yürekli
courtmahkeme
courteously (n)nazik bir şekilde
courthouse /justice / court of lawadliye
courtyard / yard / atriumavlu
cousinkuzen
cover / lid / topkapak
cover / sheath / houssekılıf
coveredkaplı
covered with clouds : cloud coveredbulutlarla kaplı
covered with dusttozla örtülmüş
covers / capesörtüler
cowinek
cowardkorkak
coward / faintheartedödlek
crabyengeç
crackçatlak
crammed /crowdy / full to the brim/clustered (ı t)ıkış tıkış
cranberry /lingonberry/ Preiselbeerekırmızı yabanmersini
crane /Kranichturna
crater / Krateryanardağ ağzı
crawkarga
crazily / franticallyçılgıncasına
crazydeli
creamkrem
Create yourself an oasis. Here you think (imp).Kendinize bir vaha yaratın. Burada düşünün.”
creating (Pres Part) nice looking patternsgöze hoş görünen desenleri oluşturan
creating or modifying slide layoutsSlayt düzenlerini oluşturma veya değiştirme
creating the whole worldbütün dünyayı yaratan
creating unpleasant thoughtshoş olmayan düşünceler yaratan
creation (artwork /masterpiece) (not very frequently used)yaratım
creativeyaratıcı
creativityyaratıcılık
creatureyaratık
credibilityİnandırıcılık
creditkredi
credit cardkredi kartı
cricketkriket
crimesuç
crime novel / Krimisuç romanı
crime sceneolay yeri
criminalsuçlu
criminal organizationsuç örgütü
criminal recordsuç kaydı
crippled / paralyzed / lamekötürüm
crisis / misfortunebadire
crisp /knackig (food)çıtır
critically damaged clothing / torn into many piecesyırtık pırtık
crocodiletimsah
crocus /Krokusçiğdem
croissantkruvasan
Crooked / curvedÇarpık
crop /cornekin
cross (Jesus)Çarmıh
cross (x)çarpı
cross-cultural communicationkültürlerarası iletişim
crossing /junction / Kreuzungkavşak
crowd /crowdedkalabalık
crowntaç
cruelzalim
crust around the eyesçapak
crystalkristal
crystal clear watercam gibi berrak su
cubeküp
cucumbersalatalık
cucumber (h)- word deriving from Farsihıyar
culturekültür
CumquatKankat
cumulus cloudküme bulut
cunningkurnaz
cupfincan
cupboard / closet / cabinetdolap
cure /remedyçare
curiousmeraklı
curled / twisted (k)kıvrımlı
curlyKıvırcık
current networkmevcut ağ
Curry powderbaharat harmanı
curtain (also in theatre)Perde
curve /Kurve / Biegungkavis
curvedkıvrık
curved /tilted / bent / leaning overeğri
custom processing methods special processing methods / benutzerdefinierte Verarbeitungsmethodenözel işleme yöntemleri
Custom/habit /Gewohnheitalışkanlık
customs officer / Zollbeamtergümrük memuru
cutkesik
cute / charming / lovely/ pretty / fairsevimli
cynical / mockingly (... b)alaycı bir biçimde
cypress treeservi ağacı
czechçekçe
daffodil / Narcissusnergis
daisy / marguerite / camomilepapatya
daisy /GänseblümchenÇayır papatyası
damagezarar
damage / havoc / injury (h)hasar
Damn !hay aksi!
dance musicdans müziği
Dancers were spinning, twisting, swinging on the stage.Dansçılar sahnede dönüyor, kıvrıyor, salınıyorlardı.
dandellion / Löwenzahn (lit. dark chicoree )karahindiba
dangerTehlike
dangeroustehlikeli
danserdansçı
daredevil / bold (g)gözüpek
daredevil /lion(hearted)cesur kimse
daring / boldness / temerity / presumption (cü)cüret
darkkoyu
dark cloudskara bulutlar
dark redkoyu kırmızı
dark red /gingerkızıl
dark skinned / tanned / brownesmer
darknesskaranlık
dataveri
data bank / Datenbankveritabanı
Date (fruit) Dattelhurma
date; meet-up (between two) / appointmentbuluşma
dating agencyçöpçatanlık ajansı
dating websiteçöpçatanlık sitesi
daughterkız çocuk
dawn / daybreakşafak
dawnbreak /twilight / blueish colour of the sky (t)tan
daygün
day lightgün ışığı
day time (opposite of gece)gündüz
daydreamerhayalperest
dazzlingbaş döndüren
deadölü
deadlineson mühlet
deafsağır
dearsayın
dear spectatorssayın seyirciler
deathölüm
death (v)vefat
debatemüzakere
debates about the economy make the Republicans nervousekonomi hakkındaki tartışmalar Cumhuriyetçileri endişelendiriyor
debtborç
deceitfulness / trickinessaldatıcılık
DecemberAralık
decentnezih
decent /well-bred /cultivated /genteel /civilizedterbiyeli
decent peopleterbiyeli insanlar
decisionkarar
decision stage / decision phase / decision-making processkarar aşaması
deck (ship)güverte
deck of cards /card gameiskambil
deepderin
deer / Hirschgeyik
defeatYenilgi
defensesavunma
Define it however you likenasıl tanımlarsanız tanımlayın
deformed wallsbel veren duvarlar
degreederece
delay /respite /Aufschub /Frist / (a fixed period of time for carrying out an action)mühlet
delayedgecikmeli
deleted messagessilinen mesajlar
delicious /tastylezzetli
delightful/ pleasant (k)keyifli
deliver / transport / conveyulaştırmak
delivery / handoverteslim
delivery confirmation (u)ulaşma bilgisi sunma
delivery confirmation (v)varış bilgisi sunma
delivery status (correct term)Teslim durumu
democraticdemokratik
demon possessedcinli
demonstrations / manifestationsgösteriler
Demonstrations spread to the entire city but were like flash in the pan glowing and extinguished.Gösteriler bütün kentlere yayılmış ama saman alevi gibi parlayıp sönmüş.
demonstrative pronounsişaret zamirleri
dense /cramped / crowded/ hard-pressedsıkışık
dentistdişçi
deplorable / pathetic / pitiable / lamentable/regrettableacınacak
deportation / expulsionsınırdışı
deposit / accumulationbirikinti
depressedcanı sıkkın
depressing / uneasy / distressedsıkıntılı
depression (psych.)ruhsal çöküntü
depth ( also geom.)derinlik
descending / sorted descendingazalan sırada
desert (ç)çöl
deserves to be X-edX-ilesi
designertasarımcı
Desist from provoking the innocent's malediction; otherwise, your wrongdoing will be visited upon you by and by, slowly but surely. Don't get the oppressed's curse on you, activating slowly....Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste.
Despairingly / hopelessly (u)umutsuzca
despite (r) all its greatnessbütün azametine rağmen
despite (r) the warninguyarıya rağmen
despite / in spite of ( a dat.)karşın
despite his glorygörkemine karşın
Despite the fear prickling in my stomachKorkunun midemde karıncalanmasına rağmen
desserttatlı
destinyalın yazısı
detachment / impartiality / neutrality / objectivitytarafsızlık
detailayrıntı
detaildetay
detergentdeterjan
determination /resolution / stabilitykararlılık
determine your (pl) speedhızınızı belirleyin
determine your speedhızını belirle
determining factorbelirleyici unsur
devastated vineyardsharap olmuş üzüm bağları
developedgelişmiş
developement / evolutiongelişim
Development (k)kalkınma
device / apparatus / appliancecihaz
device /aid (pl. equipment)aygıt
devices dedicated to miningmadencilik adanmış cihazlar
devices dedicated to playingoynamaya adanmış cihazlar
devil; satanşeytan
devotionözveri
devotion /selfsacrificefedakarlık
dewçiy
diagonalköşegen
diameterçap
diamondelmas
diapersbebek bezi
diarygünlük
diastrous news / disaster newsfelaket haberi
dicezar
dictatorship /bossiness /tyranny /peremptorinessbuyurganlık
Did he suffer much?Çok acı çekti mi ?
Did he talk to you recently ?Seninle yakın zamanda konuştu mu?
Did I upset you?Üzdüm mü seni?
Did the train leave? - No (colloq) it didn't leave (lit.lift) yet, there are still five minutes.Trenim kalktı mı? - Yoo, kalkmadı henüz, daha beş dakika var.
did you check if we need paint for the ceiling?tavan için boyaya ihtiyacımız olup olmadığını kontrol ettin mi?
Did you dispute with s. o.?Biriyle mi tartıştın?
Did you go up all the way to the third floor just to drink water?Sırf su içmeye ta üçüncü kata mı çıktın?
Did you have a dispute with someone?Biriyle tartışma mı yaşadın?
Did you have a nice time ?iyi zaman geçirdin mi ?
Did you hear what I just said?Demin söylediğimi duydun mu?
Did you like the movie?Film hoşuna gitti mi?
Did you like the picture?Resim hoşuna gitti mi?
Did you not get used to getting up early?Erken kalkmaya alışmadın mı?
did you set the clock correctly?saati doğru kurdun mu?
Did you solve these problems using a calculator?Bu problemleri hesap makinesi kullanarak mı çözdün?
Did you swallow your tongue? / You got nothing to say now?dilini mi yuttun?
Did you throw the unneeded stuff in the trash?Gereksiz olan eşyaları çöpe attın mı?
Didn't I tell you before?Sana daha evvel söylemedim mi?
Didn't I tell you that (this)?Sana bunu söylemedim mi?
dietdiyet
differencefark
difference between ...... arasındaki fark
different / diversfarklı
different possibilitiesfarklı olasılıkları
difficultzor
difficult (g)güç
difficulty (g)güçlük
Dig until you find oil.Petrol bulana kadar kaz.
digitaldijital
Digital watch/clockdijital saat
Dilldereotu
dimmed lightkısık ışık
dimplegamze
dinner is about readyakşam yemeği hazır sayılır
directdoğrudan
direct objectdoğrudan nesne
direction / aspect / senseyön
directorate /management /directorship /headshipMüdürlük
dirt (k)kir
dirty (k)kirli
dirty (p)pis
dirty dishesbulaşık(lar)
dirty word/slang word for penis / 'Schwanz'çükün
disability / infirmitysakatlık
disabled / lame / crippledsakat
disappointmenthayal kırıklığı
disaster / catastrophyfelaket
disclosure /revelatio/give away /exposureifşa
discomfortable /irritating /exasperating /disturbing /annoying /plaguesonerahatsız edici
discounting the fact that... /putting aside the fact that... /ignoring the fact that...bir tarafa bırakırsak
discourse / speechsöylev
discover / explore / detectkeşfetmek
discoverykeşif
discussion / debate / argument (mainly used for dispute)tartışma
discussion / exchange of ideasfikir alışverişi
disdain / contemptküçümseme
disease (i)illet
disguise /costumekılık
Disgust/ repugnance/ revulsiontiksinti
disgusting / nasty / revolting /ekelhaftiğrenç
disharmonious /cacophonical /discirdant /atonalahenksiz
dishonest /fraudulent / crookedsahtekâr
disk defragmentationdisk bütünleme
disobedienceitaatsızlık
disobedientitaatsız
disorganization /untidyness / messdağınıklık
disorganizeddağınık bir hâlde
distanceuzaklık
distant / far offırak
distinguished /outstanding /exclusive/exquisiteseçkin
Distract me a bit /Lenk mich etwas ab.Beni biraz oyala
districtilçe
district (s)semt
district bazaar / street marketsemt pazarı
Divide and rule (set the others against each other so you rule over them/ org. divide et impera)Böl ve yönet
divided /:bölü
divided by a linebir çizgi ile ayrılmış
Diving headfirst at Harry, he grabbed his ankleHarry'ye doğru balıklama dalarak onu ayak bileğinden yakaladı.
divorceboşanma
divorceddul
Do all of the clients behave kind towards him?Müşterilerin hepsi ona karşı dost canlısı mı davranır?
Do as we said!Dediğimizi yap!
Do at least this much today and you can do the rest tomorrow.Hele bugün bu kadarını yap da gerisini yarın tamamlarsın.
Do I have to delay my plans?Planlarımı ertelemek zorunda mıyım?
Do I have to remind again and again everytime?Her zaman hatırlatıp durmak zorunda mıyım?
Do not forget to pay your taxes!Vergilerini ödemeyi unutma!
do not jump over before the step is given (on a ferry)iskele verilmeden atlamayınız
Do not lean on a man (= be not dependant on another person), for he is mortal; do not lean against a wall, for it is not 'unfallable'."Adama dayanma ölür;duvara dayanma yıkılır.
Do not read beyond this page !Bu sayfadan sonrasını okumayın !
Do not sleep on low ground lest a flood wash you away; do not sleep on high ground lest a storm sweep you off. meaning: Be wise, judicious and provident in your plans and actions; a calculated moderation is the best plan.Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır.
Do the others want to come to the beach(s) this afternoon?diğerleri öğleden sonra sahile gelmek istiyorlar mı?
Do they have sleeping bags ?Uyku tulumları var mı ?
Do we always love those around us?Hep yanımızdakileri mi seviyoruz?
Do you guys have plans for later ?sonrası için planınız var mı?
Do you have a map?Bir haritan var mı?
Do you have a moment (lit. a second) ?Bir saniyen var mı?
Do you have a question?Bir sorun var mı?
Do you have an idea ?Bir fikrin var mı?
Do you have another question ?Başka sorun var mı?
Do you have any desserts?Hiç tatlınız var mı?
Do you have fire? (A lighter)çakmağın var mı?
Do you have hot water?Sicak suyunuz var mı ?
Do you have to question everything?Her şeyi sorgulamak zorunda mısın?
Do you know where my keys are ?anahtarlarımın nerede olduğunu biliyor musun?
Do you like cycling (b) ?Bisiklete binmeyi sever misin ?
Do you like sweets?Tatlı sever misin?
do you mind if I join yousana katılmamda sakınca var mı?
Do you mind if I sit down here ?Buraya oturmamda bir sakınca var mı ?
Do you mind if I sit here ?Buraya oturmamın bir sakıncası var mı?
Do you mind if I smoke ? is there a problem if / would (will) there be a problem if...Sigara içmemin bir sakıncası var mı - ... olur mu?
Do you mind if we see her room?Odasını görmemizin bir mahsur var mı?
Do you mind... /is there any drawback to...?bir mahsur var mı?
Do you mind...?Sakınca (sı) var mı ...?
Do you mind?sakıncası var mı?
Do you provide maps ?Harita verer misiniz ?
Do you remember the first man who stepped on the moon ?Aya ilk ayak basan insanı hatırlıyor musun?
do you remember what he looked like?neye benzediğini hatırlıyor musun?
Do you speak Turkish ?Türkçe konuşuyor musun?
Do you take cards?kart alıyor musunuz?
do you think ... ?sence ... mi?
do you think the President is reliable?sence Başkan güvenilir mi?
Do you think you should have gone there?Sence oraya gitmeli miydin?
Do you understand (me)?Anlıyor musun?
Do you want to come to the party with me ?benimle partiye gelmek ister misin?
Do you want to come?gelmek istiyor musun?
Do you want to go for a walk?yürüyüşe çıkmak istiyor musun?
Do you want to help me?bana yardım etmek ister misin?
Do you want to see our photos?fotoğraflarımızı görmek istiyor musunuz?
Do you want to talk about your health?sağlığından konuşmak ister misin?
Do/did you really believe thatGerçekten inanıyor musun / inandın mı
doctordoktor
document / certificate (b)belge
documentarybelgesel
Does he buy the computer paying cash ? No he doesn't use cash. He buys with credit card.O, bilgisayarı nakit mi alır? Hayır, nakit kullanmaz. Kredi kartıyla alır.
Does he eat only zucchini, potatoes, cabbage - how (what) should/do I know - carrots and or something?Yalnız kabak, patates, lahana, ne bileyim, havuç mavuç filan mı yiyecek?
Does he have a girlfriend?Onun bir kız arkadaşı var mı?
Does he only eat carrots and stuff ?O yalnız havuç mavuç filan mı yiyecek?
Does he/she not match?uymadı mı?
Does that sound alright?Şu doğru mu geliyor ?
Does the coat keep you warm ? No, it doesn't.Montu seni sıcak tutuyor mu? Hayır, sıcak tutmuyor.
Does your boyfriend have a job ?Erkek arkadaşının bir işi var mı?
Does your daughter want to study?kızın okumak istiyor mu?
Does your friend like comedies?arkadaşın komedileri sever mi?
dogköpek
dog - breath / jemand mit Mundgeruch (l)ağız leş gibi kokan kimse
dog /bastardit
dolltaş bebek
dollardolar
dolphineYunus
dom /cupola / Kuppelkubbe
domaine / Domäne (biol.) (e.g. Eucaria / Eukarioten(echter Zellkern/ reiche Kompartimentierung/unlike bacteria)Üst âlem
domestic /local /einheimisch e.g. wineyerli
Don't be crazy !/ No kidding!Dalga geçme !
Don't be friends with them. They are all losers.Onlarla dost olma. Hepsi ezikler.
Don't be such a fool !bu kadar saf olma!
Don't bother yourself / machen Sie sich keine UmständeZahmet etmeyiniz
Don't build your house on sand.Evini kum üstüne inşa etme.
Don't come immediately to a final judgement /conclusionHemen kesin bir yargıya varma
Don't cross the yellow line.sarı çizgiyi geçmeyiniz
Don't damage (h. v) the package.Pakete hasar verme!
Don't deprive me (don't let me lack) your prayers.Dualarını eksik etme.
Don't do again work according to your head without asking me!'Bir da ha bana sormadan kafanıza göre iş yapmayın!
Don't ever leave me alone !Beni hiç yalnız bırakma !
Don't exaggerate, really don't exaggerate!Abartma, gerçekten abartma!
Don't fear ! Hold on (stay /stand in your place) and wait! See how the Lord will save you today! (Mısır'dan 14:13)Korkmayın! Yerinizde durup bekleyin, RAB bugün sizi nasıl kurtaracak görün.
Don't fool/deceive yourself.Kendini kandırma
Don't forget to flush the toilet.Tuvaletin sifonunu çekmeyi unutma.
Don't forget to have breakfast every morning.Her sabah kahvaltı yapmayı unutma.
don't freak out /don't go nuts / don't blow upTepen atmasın
Don't freak out, but I just lost our entire savings in a poker game.Tepen atmasın ama, tüm birikmiş paramızı poker oyununda kaybettim.
don't give up your hopeumudunu kaybetme
Don't laughGülme
Don't leave today's work for tomorrow. / Was du heute kannst besorgen, das verschiebe nicht auf morgen.Bugünün işini yarına bırakma.
Don't leave your room untidy again!odanı bir daha dağınık bırakma!
Don't let them bully me.Beni ezdirme onlara
Don't lie to mebana yalan söyleme
Don't listen to me.Beni dinleme.
Don't look at him for a long time.Ona uzun bir süre bakma
Don't look at the flaw - a very sincere way to say SorryKusura bakma
Don't lose your heart on /Don't let your heart get carried away by a fairytale prince. It never ends well.Kalbini bir peri prensine kaptırma. Sonu asla iyi olmaz.
don't make the same mistake againaynı hatayı tekrar yapma
don't mention it / you are welcomeestağfurullah
Don't mess/tamper with things you don't knowBilmediğin şeyleri kurcalama
don't mumble the words in your mouth / don't beat about the bush / don't go around the houseslafı ağzında geveleme
Don't panic, it's only a fire drill.Panik olmayın, bu sadece bir yangın tatbikatıdır.
Don't pretend any longer to be so honest.O kadar dürüstmüş gibi davranmayın artık.
don't pretend you don't knowbilmiyormuş gibi davranma
Don't read !Okumayın
Don't step on my lawn / Get off my lawn.Çimlerime basma.
Don't stick your nose into everything.Her şeye burnunu sokma.
don't stop x-ingX- ip durma!
Don't take it (anything) personallyHiçbir şeyi kişisel algılamayın
Don't take it personally! /No offenceÜstüne alınma
Don't take painkillers for a small indisposition.Küçük rahatsızlık için ağrı kesici ilaçlar içme.
Don't talk to him. He's in a bad mood.Onunla konuşma. Sinirleri tepesinde.
Don't talk when your mouth is full!Ağzın doluyken konuşma !
Don't they (these) have any share of humanity.Bunlar insanlıktan hiç mi nasibini almamış?
Don't vomit (on a dat.)kusma sakın
Don't worry !Endişelenme !
Don't worry (k)kaygılanmayın
Don't worry,it doesn't matter !merak etme, önemli değil
Don't you agree?Katılmıyor musun?
Don't you know her/him ?Tanımıyor musunuz?
Don't you think so?Hemfikir değil misin?
donkeyeşek
donkey foalsıpa
dont worry about it too much (let your mind not be more stuck)fazla aklın takılmasın
doomsday / apocalypse / end of the world /(ressurection)kıyamet
door handlekapının kolu
door handle (t)tutamaç
door knobtokmak
door matpaspas
doorstep / thesholdeşik
doppelg¨änger (t.. t)tıpatıp aynısı
dormitorykoğuş
dormitory / youth hostelyurt
doubt / uncertainty/ hesitation /perplexiontereddüt
doubt /skepsisşüphe
doubtlesskuşkusuz
doubtlessşüphesiz
doubtless (ş) the faithfull(s) sall be exalted in the land (d) (from the Wheel of time)Şüphesiz ki sadıklar diyarda yüceltilecek
doubtless it is sokuşkusuz öyledir
doughHamur
down southgüneyde
downright / sheer/ merelydüpedüz
downstairsalt kat
downwardsaşağıya
dowry /trousseau /Mitgiftçeyiz
draft /Durchzug /courant d'air /electric currentcereyan
dragonejder(ha)
dragonfly / Grosslibelleyusufçuk
draining waterssüzülen sular
Drama (theater )drama
drama / tragedydram
draw/ scoreless / unentschiedenberabere
drawer / Schubladeçekmece
DreadlordsDehşetlordlar
dream (while sleeping)rüya
dream jobhayaldeki iş
dreamlessrüyasız
dresselbise
dressedgiyinmiş
dressed like one of thembunlardan biri gibi giyinmiş
dried / getrocknetkurutulmuş
dried fruit / Dörrobstkurutulmuş meyveler
dried peas / getrocknete Erbsenkuru bezelye
dried plum /Backpflaumekurutulmuş erik
dried raisin (pitless) / Sultanineçekirdeksiz kuruüzüm
dried raisins (with pit) / Rosine(çevirdekli) kuruüzüm
Drill / Bohrmaschinematkap
drinkiçecek
drink / booze / alcoholiçki
Drink hot lemon tea !Sıcak limonlu çay iç
dripping from her swordkılıcından damlayan
driver (s)sürücü
drizzling rainçiseleyen yağmur
drop by drop becomes a lake/ steter Tropfen höhlt den Steindamlaya damlaya göl olur
drop it (drop the subject)kapat şu konuyu artık!
drug administrationilaç idaresi
drugsuyuşturucu
drum / tambourdavul
drunk (k b)kafayı bulmuş
drunkard /drinkingayyaş
drykuru
dry land /shore / earth / groundkara
dual helice / having two propellersçift pervaneli
duchessdüşes
duckördek
ducklingördek yavrusu
dudeAbicim
dude (b)babo
dude (be)bebe
dude (h)hacıpampa
dude (m/fem) (b)be
dude /bro (k... o)kardo
Dudley pulled up his trousers which was falling from his fat popo.Dudley koca poposundan aşağı düşen pantolonunu yukarı çekiştirdi.
Dudley who had a butt so huge that it overflowed from both sides of the kitchen chair (i)Poposu mutfak iskemlesinin iki yanından taşacak kadar iri olan Dudley
due to a technical problemteknik bir sorun yüzünden
due to an unknown reason (n)bilinmeyen bir neden yüzünden
due to reasons out of our controlelimizde olmayan nedenlerden dolayı
due to/ on the strength of / for the sake of an ablativeötürü
duke / Herzogdük
dull / inanimatedonuk
dull/ inanimate expressiondonuk ifade
During meetings, when he tried to say something, his boss won't allow him to speak.Toplantılar sırasında, bir şey söylemeye çalıştığı zaman patronu konuşmasına izin vermiyor.
during recreation (school break)teneffüste
during the creationyaratım sırasında
During the events of a "car-free day" organized every year in the country on the third sunday of SeptemberÜlkede her yıl eylül ayının üçüncü pazar günü düzenlenen "Arabasız Gün" etkinliklerinde
During the events of a "car-free day" organized every year in the country on the third sunday of September, this year an accident took place.Ülkede her yıl eylül ayının üçüncü pazar günü düzenlenen "Arabasız Gün" etkinliklerinde bu yıl trafik kazası meydana geldi.
During the meetings, when I tried to say something my boss wouldn't let me talk.Toplantılar sırasında, birşey söylemeye çalıştığım zaman Patronum konuşmama izin vermezdi.
during/ while (s)sırasında
dusttoz
dust particlestoz zerreleri
dust particles hanging in the airhavada asılı toz zerreleri
Duty / task / mission / servicegörev
dwarfcüce
dwarfish /short / gedrungen / zwergenhaftbodur
dynasty /lineage /family (s)sülale
e mail addresse-posta adresi
e-maile-posta
e.g. / such as / for example (m)meselâ
each and any occurencebeher olay başına
each and every accidentbeher kaza başına
each and every lossbeher hasar başına
Each bird flies with its own kind /Birds of a feather flock togetherHer kuş kendi türüyle uçar
Each one who steals a book or doesn't return a book he borrowedHer kim kitap çalar ya da ödünç aldığı kitabı geri vermezse
Each time before going I search for my bathsuit.Gideceğim her seferinde, önce mayomu ararım.
each to his own (everybody's thoughts belong to himself)herkesin fikri kendini bağlar
eager for-e istekli
eager to learnöğrenmeye istekli
eager to winkazanmaya istekli
eaglekartal
earkulak
ear (corn) /head of grain / Ährebaşak
earlyerken
earringküpe
earth colouredtoprak rengi
earth crustyer kabuğu
earthenware kettledrum / tomtomdarbuka
earthquake (d)deprem
eastdoğu
eastwardsdoğuya
easykolay
easy /at ease / easy going (r)rahat
easy /painless (z)zahmetsiz
easy peasy / fast and painlessçabuk ve zahmetsiz
easy to cook / leicht zu kochenpişirilmesi kolay
Easy to see, hard to foreseeGörmek kolay, önceden görmek zordur
eat sweet talk sweet (let's..)tatlı yiyelim, tatlı konuşalım
echoing in the arched roomkemerli odada yankılanan
eclair (pastry)ekler
eclipsetutulma
economyekonomi
Edmund stood still saying nothing.Edmund hiçbir şey söylemeden sessizce dikildi.
Edmund was sure she was goıng to do something frightful, only it seemed that there was no possibility (for him) to moveEdmund onun korkunç bir şey yapacağına emindi, ancak kıpırdamasına olanak yokmuş gibi görünüyordu
education / instructionöğrenim
education / trainingeğitim
education is a musteğitim şart!
Eerie / scary / frighteningürkütücü
eerienessürkütücülük
eg.örn.
eggyumurta
egg with sausagesucuklu yumurta
eggplantpatlıcan
EgyptMısır
Eibe / yew treeporsuk ağacı
eiderdown / quiltKuş tüyü yorgan
eightyseksen
ein Ziel anstreben / to head for a goal / to be on target / to targethedefe yönelmek
einweichen / to soakyumuşatmak
either describe or drawya tarif et ya da çiz
Either you win the competence of dying or you collect the capacity of fear /Either you win mastery of dying, or the ability to amass fear (from a poem of Attila İlhan )Ya ölmek ustalığını kazanırsın, ya korku biriktirmek yetisini.
either...or...ya ...ya da...
elated / excited (c) /enthousiastic/ ¨überschäumend / begeistert / stürmisch / feurigcoşkun
elated / glad / proud /joyfulkıvançlı
elbowdirsek
elderliyaşlıca
election / choiceseçim
electric sawelektrikli testere
electromagnetic screenelektromanyetik siper
electronic clam or handcuff (around hand or foot)elektronik kelepçe
electronic signal deviceelektronik sinyal cihazı
electronicselektronik
electronselektron
elegant / gracefulzarif
elephantfil
elevation / altitude / ridgeyükselti
eliteseçkin kişiler
elm / Ulmekaraağaç
elvishperi benzeri
emaciated (abgemagert)zayıflamış
embarrassed / verschämt / red-facedmahcubiyetle
embarrassingutanç verici
Embassybüyükelçilik
Embrace / Umarmungkucak
embroiderednakışlı
emeraldzümrüt
emergencyacil durum
emotionalduygusal
emotional woundsduygusal yaralar
emotionlessduygusuz
emptiness / gap /spaceboşluk
empty talk /clap trap / cod swallowpalavra
encampment / milit.campordugah
Encore / Zugabebi daha
encouraging / cheering / aufmunternd / hearteningcesaretlendirici
encrypted / cryptic / cipheredşifreli
encrypted fileşifreli dosya
encrypted letterşifreli mektup
encrypted mailşifreli posta
endbitiş
end / ending (s)son
end / extremity
enemydüşman
energetic /viguoruosenerjik
energyenerji
engagednişanlı
engineermühendis
Englandİngiltere
enormous /huge (m)muazzam
enormous contradictionsmuazzam çelişkiler
enoughyeterli
enough is enoughyeter artık!
entertainingeğlendirici
enthusiam (h) / zeal / desireheves
Enthusiam without knowledge is good for nothing, hastiness misleads people. (drops them to errors)Bilgisiz heves işe yaramaz, acelecilik insanı yanılgıya düşürür.
Enthusiasm (h) without knowledge is good for nothingBilgisiz heves işe yaramaz
enthusiastistekli kimse
enthusiastic crowdcoşkulu kalabalık
entrepreneur / Unternehmergirişimci
entwined /entangleddolaşık
envelopezarf
environment / surroundings / milieuçevre
epic failmuhteşem fiyasko
epilepsyperi hastalığı
equaleşit
equals /=eşittir
equationdenklem
equatorekvator
Eragon looked a few more minutes around to see if there was any danger, but the only thing moving was the fog.Eragon birkaç dakika daha tehlike olup olmadığını görmek için etrafına bakındı, ama hareket eden tek şey sisti.
eraser / Radiergummisilgi
Erdem who had a soft spot for ElifElif'e zaafı olan Erdem
Eriğin fiyatı çok pahalıydı.The price of the plums was very expensive.
error and defeatyanılgı ve yenilgi
escalator / Rolltreppehareketli merdiven
escape (from a dangerous situation) with little or no harm / to get off cheapucuz atlatmak
escape with light scrapes / walk away from the accident with only minor injurieshafif sıyrıklarla atlatmak
escape- / flight-kaçış
Especially / particularlyözellikle
especially / particularly /above allhele
especially /particularly (b)bilhassa
especially if it conflicted with my strict ordersözellikle de benim kesin emirlerimle çatışıyorsa
Especially ın the evening hours (you) cannot get enough of the view here.Özellikle akşam saatlerinde buranın manzarasına doyum olmaz.
Especially in the words having the 'ye' sound in RussianÖzellikle Rusçasında 'ye' sesleri olan sözcüklerde
Esra trembled (s) as if she had received a serious blow.Esra şiddetli bir darbe yemiş gibi sarsıldı.
essay / trialdeneme
essence / extract / soul / marrowöz
established / setkurulmuş
esteem /reputation/prestige /respectability / dignityitibar
estimated damage (h)tahmini hasar
estimator / Vorhersager / forecastertahminci
EstragonTarhun
etc.vs.
etc.etc.falan filan
eternal/ everlastingebedi
eternel / ewigezel
Ethicetik
etiquettegörgü kuralları
Eucalyptustreesıtmaağacı
euhh what's the name/ truc /Dingsbums /thingy (spoken language)şey
Euhh, who is this beautiful girl?Şey, bu güzel kız kim?
EuphratesFırat
euroavro
EuropeAvrupa
Europe of the second generationikinci nesil avrupası
EuropeanAvrupalı
evacuation / release / dischargetahliye
evenbile
even (d)dahi
even (d) if you dare to touch themonlara dokunma cüretini dahi göstersen
even (h)hatta
Even - if for a moment (only)hatta - bir anlığına olsa da
Even before finishing his talk he steered towards the inn.Lafını bitirmeden hana yönelmişti bile.
even if / though- se de
Even if he learned nothing it wouldn't make a difference, as long as everything came to an end.Hiç öğrenmese bile, her şey sona erdiği sürece fark etmezdi .
Even if he learned nothing it wouldn't make a difference.Hiç öğrenmese bile fark etmezdi
even if he looked oldyaşlı gösterse de
even if I heardduysam da
even if it was noticedfark edilse bile
Even if it was noticed the responsibles were not punished (or) kicked out of school.fark edilse bile sorumlular cezalandırılmıyordu, okuldan atılmıyordu.
even if many centuries have passed since thenüzerinden çok yüzyıl geçmiş olsa da
even if you thinkdüşünseniz bile
Even now even with the most powerful microscopes we can't see atoms.Şu an bile en güçlü mikroskoplarla bile atomu göremiyoruz
even so / nonetheless (y)yine de
even though / in case they break (the law)çiğnedikleri hâlde
even though it costs a bit more moneybiraz fazla paraya mal olsa bile
even though they XX-dikleri hâlde
Even when his brain and his heart get fixed he can restore them.Beyni ve kalbi zedelendiğinde bile onarabiliyor.
Even young 'men' grow tired and weakgençler bile yorulup zayıf düşer
eveningakşam
eventolay
event/ case (the apostrophe stands for a hamza/glottal stop in the original Arabic word)vaka - vak'a
ever beforedaha önce
Ever sinceo zamandan beri
everyher
Every atom that is in neutral state in nature has an equal number of protons and elektronsDoğada nötr hâlde bulunan her atomun proton sayısı ile elektron sayısı birbirine eşittir.
Every day I do the same things.Her gün aynı şeyleri yaparım.
Every day's troubleHer günün derdi
Every day's trouble is sufficient to itself.Her günün derdi kendine yeter.
Every momenther an
Every now and then he reminded the mare to continue to walk by touching slightly her flank.Zaman zaman kısrağın böğrüne hafifçe dokunarak, yürümeye devam etmesini hatırlatıyordu.
Every place was full of the dead.Her yer ölülerle doluydu.
Every place was scrupulously clean as if its owner spent his free time in digging out out minuscule dirt pieces that were in hidden cracksSanki sahibi boş zamanlarını gizli çatlaklardaki minicik pislik parçalarını kazımakla geçiriyormuş gibi her yer tertemizdi.
every weekdayhafta içi her gün
everybodyherkes
everybody exposed to that eyeless looko gözsüz bakışa maruz kalan herkes
Everybody liesHerkes yalan söyler
everybody was infested with liceherkes bitleniyordu
Everybody went to the party but I (me on the other hand I) prefered to stay home.herkes partiye gitti bense evde kalmayı tercih ettim
everyone / lit. friend -enemydost düşman
Everyone agreed on this.Bu konuda herkes hemfikirdi.
Everyone emptied their chamberpots from the window down.Herkes lazımlıklarını pencereden aşağı boşaltıyorlardı.
everyone I love / lit. spouse-friendeş dost
Everyone I love came to the party.Partiye eş dost geldi.
Everyone who tasted them would always want moreOnun tadına bakan herkes daha fazlasını isterdi.
everythingher şey
Everything is fine/okHer şey yolunda
everything is under controlher şey kontrol altında
everywhereher yerde
evidencekanıt
evident / pronounced /clearbelirgin
evil / vice /wickedness / harm / malicekötülük
evolvedevrilmiş
ex boyfriendeski erkek arkadaş
exactlyaynen öyle
exactly / precisely / completelytam
exactly / precisely / completely (t.o.)tam olarak
exactly / to a T / all of a piecetıpatıp
examSınav
exampleörnek
excavation / Ausgrabungkazı
excellentmükemmel
excepthariç
exceptharicinde
exception (al)istisna
exceptional/ extraordinary / remarkable / spectacular (...ü)olağanüstü
excesartık
excessive / extra / superfluousfazla
excitingheyecanlı
exclamationünlem
exclamation indicating disgustiğrenme belirten ünlem
Excuse me ? (to draw attention e.g. to a waiter) (lit. can you look?)Bakar mısınız ?
excuse-me (a)Affedersin
exercisealıştırma
exhaustedbitkin
exhausted (t)tükenmiş
exhaustionbitkinlik
Existence / presence / beingvarlık
existing infrastructuremevcut altyapı
exitÇıkış
exoticegzotik
Exoticismegzotiklik
expectationsbeklentiler
expected costbeklenen maliyet
expensivepahalı
expensive (m)masraflı
Experience (t) is the best teachertecrübe en iyi öğretmendir
experience /Erfahrung (d)deneyim
experience /Erfahrung (t)tecrübe
experienced / wise / expertdeneyimli
experiment /trydeney
expert advice (counseling)uzman danışmanlıklar
expiration dateson kullanım tarihi
explanationizah
explosion / detonationpatlama
exportihracat
expression / deposition / statementifade
expression / manner of tellinganlatım
extend /degree /rankmertebe
extra / additionalfazladan
extraordinary (f)fevkalade
extravagantsavurgan
extremeaşırı
extremelyson derece
extremely sparse / not densely populatedtek tük
extrovertdışadönük
eyegöz
eye browskaşlar
eye witness / witnessgörgü tanığı
eyelashes /Wimpernkirpikler
fabric / clothkumaş
faceYüz
face /visage (ç)çehre
face the factsgerçeklerle yüzleş
face the music / stand up to something /put a brave front on something / resist/grit one's teeth /breastgöğüs germek
facingdönük
facing the doorkapıya dönük
factor / elementunsur
faint / unconsciousbaygın
fair / kermespanayır
fair /justadil
fair enough / so be it / amenöyle olsun
fairy / nymph / pixieperi
fairy dust / pixie dustperi tozu
fairy dust / pixie dustperi tozu
fairytale /Märchenmasal
faith / beliefinanç
faith / belief (im)iman
faithful as a dogbir köpek kadar sadık
fake /falsesahte
Fake prince and ambassador arrested in Italysahte prens ve büyükelçi İtalya'da yakalandılar
falcondoğan
fameün
familiartanıdık
familiar (a)aşina
familiaritylaubalilik
familyaile
family (biol.) (e.g. Felidae / Katzen)familya
famousmeşhur
famousünlü
famous /renowned (ş)şöhretli
fan clubfan kulübü
fanshayranlar
fantastic picturesmuhteşem resimler
far / distant (u)uzak
far be it from me (lit. it does not fall to me)bana düşmez
farewell /leave taking /partingveda
farewell partyveda partisi
Farid's heart beats had begun to get faster againFarid'in yürek atışları yine hızlanmaya başlamıştı.
farmçiftlik
farmerçiftçi
fashionmoda
Fashion /form / mode (ş)şekil
fashion designermodacı
fassade / frontcephe
fast foodhazır yiyecek
fast/quickly growinghızla büyüyen
fatşişman
fatal / deadly / mortalölümcül
fatekader
Fate brought me here.Beni buraya kader getirdi.
fatherbaba
father-in-lawkayınpeder
Fatih is my brother ,I can't beat him.Fatih benim kardeşim ona vuramam.
fault (k)kabahat
fault / flaw / defect / failurekusur
favourite (g)gözde
fearkorku
Fear the Lord, all you His saints, for the one who fears Him lacks nothing.RaB'den korkun, ey Onun kutsalları, çünkü Ondan korkanın eksiği olmaz.
feast / banquet (ş)şölen
Feather / hair /down / long animal hairtüy
Feather/ plume / down / fluffKuş tüyü
FebruaryŞubat
feelinghis
feeling /emotionduygu
Feelings and thoughts need to be explained open and clearly (net). /in a clear way (ş)Duygu ve düşüncelerin açık ve net bir şekilde anlatılması gerekir. 
felineskedigiller
female goat / doeçebiç
fennelrezene
fenugrecçemen
festive clothes / sunday clothes (e/g)bayramlık elbise - giysi
feverateş
fever /feverishness (h)humma
fewer (number) than in the pasteskisine oranla sayıca daha az
fictionkurgu
fidgety / restless/ zappligyerinde duramayan
fieldtarla
Field crowtarla kargası
field lilieskır zambakları
fierce / furious / wildazgın
fiftyelli
fifty times more excitedelli kat daha heyecanlı
fifty times/fold moreelli kat daha
fig /Feigeincir
fightkavga
fight /strife / struggle (m) / campaignmücadele
figure / patterndesen
Fill in the blanks / guess the rest yourselfgerisini sen tahmin et
Fill it up / fill the tankDepoyu fulleyin !
filled up to the brim (with food) but not satified in the leasttıka basa doymuş ama hiç mi hiç tatmin
filled up to the brim (with food) but not satified in the leasttıka basa doymuş ama hiç mi hiç tatmin
filling /stuffingdolgu
film / moviefilm
filter paper/ Filterpapierkâğıt filtresi
filth/ dirtpislik
filthy rich /stinkreichkalantor
fin /Flosseyüzgeç
final judgement /final conclusion/ last (absolute) decisionkesin yargı
finally / in the end / at lastsonunda
Finally the bad news spilled quickly from his lips.Sonunda kötü haber dökülüverdi dudaklarından.
Finally they sickened meSonunda bıktırdılar beni
finally we found a road signsonunda bir tabela bulduk
finals / play-offs / final examsfinaller
financial damage (h)maddi hasar
Find a way to help !Yardım etmenin bir yolunu bul !
fine with meolur
fingerparmak
finger/foot nailtırnak
Fire !Yangın!
fire (chimney / camp fire)ateş
fire drill /Brandschutzübung /Probealarmyangın tatbikatı
fire fighters / fire department / Feuerwehr (Organisation)itfaiye (örgütü )
fire gushing from the depths of the earth crustyer kabuğunun derinliklerinden fışkıran ateş
Fire is easier to discipline than a cat.Ateşi terbiye etmek bir kediyi terbiye etmekten daha kolay.
fire woodçıra
firefly / glowworm / Glühwürmchenateşböceği
fireworkshavaifişekler
firm convictionkesin kanaat
first (of all) / to begin withilk olarak
first / top primaryilk
first classbirinci sınıf
first name / prénom /Vorname (only used in case of confusion, otherwise adı = first name)ilk adı
first name, middle name and last nameilk adı, göbek adı ve soyadı
First news of the process: National athlete heard as witnessDuruşmadan ilk bilgiler: Milli sporcu tanık olarak dinlendi.
First of all he looked at the bus schedule.İlk olarak otobüs programına bakıyor.
first thing tomorrowyarın ilk iş olarak
firstly / primarilyöncelikle
fishbalık
fish (meat)balık eti
fishermanbalıkçı
fishery / Fischerei / la pêchebalıkçılık
fishingbalık tutmak
fist / punchyumruk
fist fightyumruk dövüşü
fit (z)zinde
fitted / paved/ ausgelegt /gepflastertdöşeli
fitted/paved with pebble stonesçakıl taşlarıyla döşeli
Five fingers are not one. (Not everybody in a group can be alike)Beş parmak bir olmaz.
five prayer timesbeş vakit namaz
fixedlydik dik
flagbayrak
flamealev
flamingoflamingo
flank / sideböğür
flapping (its) wingskanat çırpan
flashflaş
flashing/hitting (Present Participle) (careful with humans !)çakan
flashlightel feneri
flashy / spectacular /showy /dressy / resplendantgösterişli
flat /plattyassı
Flat nose (a knick name) / FlachnaseYassı Burun
flat watermaden suyu
Flatfish/Plattfischeyassı balıklar
flatfoot /Plattfußdüztaban
flatfooted /plattfüßig (mit einem plattfüßigen Gang)düztaban bir yürüyüşle
flavour /savourlezzet
flawlessly / in a perfect waykusursuz bir şekilde
fleapire
fleshy leavesetli yapraklar
flight (airplane)uçuş
flight ticketuçak bileti
flight way/ escape routekaçış yolu
Flintstone / FeuersteinÇakmak taşı
flirting with the mechanismmekanizması ile flört ederek
floating/swimming green ducksyüzen yeşil ördekler
floaty /flowing /(wide /baggy /loose)dökümlü
floodsu baskını
flood /torrent / delugesel
floorzemin
floor (of a building)/base / sole (shoe)taban
floor / etagekat
floor / hallwaykoridor
flounder / Flunder (Plattfisch, eyes on the right side., 20 -25 cm, Atlantik., Mediterr, Southsea, Baltik, Karadeniz, Marmarapisi balığı
flowerçiçek
flowerpot / Blumentopfsaksı
flowershop / florist / flower sellerçiçekçi
flugrip
Fluency / fluidity / smoothnessakıcılık
Fluorine /Fluor - F 9flor
flurry/alarm/ hastiness/panic, rush/ whirl/ fuss/ excitement/to-dotelaş
flush /Klospülungsifon
fly (insect)sinek
flying in the airhavada uçan
foaltay
foamköpük
foaminglyköpük köpük
fog / mist (s)sis
fogg / mistpus
foggysisli
foggy / mistypuslu
fold / bend / curve / twist (general word - k)kıvrım
foliage / verdure / greenyeşillik
folk /community / people (a)ahali
Following (after) the decision to release (him) the man was brought to his home.Adam tahliye kararının ardından evine getirildi.
following (in accordance with ) the rules of the languagedilin kurallarına uyularak
fond / fan / enthousiast / freakdüşkün
fond of x-ing (... a)X-maya düşkün
foodYemek
food (yy)yiyecek
food / nutritiongıda
food industry /Lebensmittelindustriegıda endüstrisi
food industry /Lebensmittelindustrie (g.s.)gıda sanayii
Food that has not been cooked properly / Uncooked food is not nice.Doğru pişirilmemiş yemek güzel olmaz.
Food that is not cooked properly is not/will not be nice.Doğru pişirilmeyen yemek güzel olmaz.
food/ prey (y)yem
foolaptal
fool (b)budala
footayak
footballfutbol
footlessayaksız
for / because (z) / inasmuch / for as much / likewisezira
for / in order toiçin
For a bachelor it's easy to divorce his wife. (You can't judge a person without being in their shoes)Bekâra karı boşamak kolay.
for a long time / for agesuzun zamandır
for a marriage to break down ( lit. one's nest is collapsing)yuvası yıkılmak
for a momentbir anlığına
For a moment he looked/appeared surprised/taken aback /estonished. (a)Bir an afallamış gibi görünüyordu.
For a reason I didn't know, I felt like I had been exposed,Bilmediğim bir sebeple kendimi ifşa edilmiş gibi hissettim
for a start / to begin withbaşlangıç olarak
For a weekBir haftalık
for a while (m)bir müddet
For a while(m) he sat on the edge of his bed and thought.Bir müddet yatağının kenarına oturup düşündü.
for about a yearyaklaşık bir yıl için
For all have sinned and are deprived of the glory (y) of God. (Rom 3:23)Çünkü herkes günah işledi ve Tanrının yüceliğinden yoksun kaldı.
for all the world to see / (against the stranger and the sun)ele güne karşı
For also there is nothing covered that will not be revealed (ç)Çünkü örtülü olup da açığa çıkarılmayacak hiçbir şey yoktur.
For also there is nothing hidden that will not be knownÇünkü gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur.
For even the Son of Men has not come to be served but to serve and to give his life (soul) as a ransom for many. (Mark 10: 45)Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.
for everyone's bestherkesin iyiliği için
for example /e.g. / z.B.örneğin
for example /e.g. / z.B.örneğin
for good /completely / through and through /altogetherbütün bütün
for him it's not good enoughonun için yeterince iyi değildir.
For how long ?Ne kadar süreliğine?
For I am gentle and humble.Çünkü yumuşak huylu alçakgönüllüyüm.
For I can testify about them that they are zealous for God, but their zeal is not based on knowledge.Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler; ama bu bilinçli bir gayret değildir.
for life (m)müebbet
for life / lifelongömür boyu
For me, learning a language carries a different meaning than everyone understands.Benim için bir dil öğrenme herkesin anlayabildiğinden farklı bir anlamı taşır.
For me, learning a language has a different meaning than everyone understands. (can understand)Benim için bir dil öğrenmenin herkesin anlayabildiğinden farklı bir anlamı vardır.
for my part / for all I care / for what concerns me / (if it remains to me) synonym to bana gelincebana kalırsa
for my sakebenden ötürü
for my sake (u)benim uğruma
for obvious reasonsaçık nedenlerden dolayı
For one moment he stopped breathing./he gasped (lit. hıs breath was cut)Bir an nefesi kesildi.
For pragmatists like ArthcamuArthcamu gibi pragmatistler için
for rent /rentalkiralık
for shamene ayıp
for some other reasonsbaşka bazı nedenler yüzünden
for some reasonbir sebeple
for some reasons (n)bazı nedenlerden dolayı
for some unknown reasonbilinmeyen bir sebeple
For the family (household) knew that the tenants' only qualities were to not appear, to be hidden and to appear (surface m. ç.) as late and difficult as possible if not called and even if called.Çünkü ev halkı, kiracılarının biricik vasfının, görünmemek, gizlenmek, aranmazsa, hatta arandığı zamanlarda bile mümkün mertebe geç ve güç meydana çıkmak olduğunu bilirlerdi.
For the first time since they left (ç) his face was not jet black from worries (k)Çıktıklarından beri ilk kez yüzü kederden simsiyah değildi.
for the purpose of testimony (t)tanıklık amacıyla
For the rapidly approaching winterHızla yaklaşan kış için
For the rest of your lifeömrünün geri kalan kısmı
for the sake of conversationlaf olsun diye
for the sake of/ due to the Word of GodTanrı sözünden ötürü
For the zeal for your house has consumed me,Çünkü evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirdi,
For this people's heart has grown dull / has hardenedÇünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı
For this Personal Developement Tests or Expert Advice can be prefered. / Personal development tests or specialized counseling may be preferred for this.Bunun için kişisel gelişim testleri veya uzman danışmanlıklar tercih edilebilir.
for this reason (n)Bu nedenle
for this reason (s)bu sebepten dolayı
for thousands of yearsbinlerce yıllık
for three minutesüç dakikalığına
for twenty yearsyirmi yıldır
for two monthsiki ay
for various reasons (n)birçok nedenlerden dolayı
for workiş için
for yearsyıldır
for yearsyıllarca
For you have been a shelter for meÇünkü sen benim için sığınak oldun.
for your bodybedeniniz için
forbidden loveyasak aşk
force (kd)kudret
forced / bound /obliged (m)mecbur
forced / restrained /stiffzoraki
foreign / abroadyurtdışı
foreign currency / Devisendöviz
foreign language teacheryabancı uyruklu dil öğretmeni
foreign marketsyabancı pazarlar
foreign nationalyabancı uyruklu
foreigner / stranger / foreignyabancı
forelock / lock hanging over the frontheadperçem
forester /woodsman /ranger / protector/Försterkorucu
foreversonsuza dek
forgive mebeni affet
forkçatal
forkedçatallı
forlon /lonely /orphan / all alone (k)kimsesiz
formşekil
Format /style / shape / formbiçim
fortunate / beneficial / goodhayırlı
fortuneservet
fortune /luck /chance (b)baht
fortunetellerfalcı
Fortykırk
fossilefosil
Foster child / adoptive childmanevi evlat
foul /rottençürük
foul smelling / evil smelling / stinking / putrid (b)berbat kokan
foulard / scarf (f)fular
found with disability /injured / lamingsakatlık bulunan
foundation (e.g. charitable foundation)vakıf
four by fourdörder dörder
foxtilki
foxglove /digitalis /Fingerhut /(lit. Thimbleweed)Yüksük otu
frameçerçeve
FranceFransa
frankly speaking / strictly speaking /to tell the truthaçıkçası
frankly speaking/ to tell the truth/ in fact / actually / strictlydoğrusu
free (available)(s) / unattached /unrestrictedserbest
free / at liberty (ö)özgür
free / emptyboş
free as a birdbir kuş kadar özgür
free from defectsayıpsız
Free vinegar is sweeter than honey.Bedava sirke baldan tatlıdır.
Free you have received, give for free !karşılıksız aldınız, karşılıksız verin.
freezerdondurucu
French friespatates kızartması
French people like talking about food.Fransızlar yiyeceklerden konuşmayı çok seviyorlar
frenzied welcomecoşkulu tezahürat
frequencyfrekans
frequent /dense /thick/closesık
frequent guestsürekli konuk
freshtaze
fresh strengthtaze güç
fridaycuma
Friday he would work until late.Cuma günü geç saatlere kadar çalışacaktı.
fridge / Eisschrankbuzdolabı
fried egg / Spiegeleisahanda yumurta
friendarkadaş
friend (d)dost
friendlessdostsuz
friendly (to s.o.)(birine karşı) dost canlısı
Friends and relatives felicitate each other's New year.Dost ve akrabalar da birbirinin yeni yıllarını kutluyorlar.
frightfully / horrible / in a disgusting fashion (b)iğrenç bir biçimde
frogkurbağa
from / through the cracks in the wallduvardaki çatlaklardan
from ambitious children up to young people thinking that the art of lockpicking might facilitate their careerkilit kırma sanatının, kariyerlerini kolaylaştırabileceğini düşünen hırslı çocuk ve gençlere kadar
from anger / rageöfkeden
from behind one of those windowso pencerelerin bir tanesinin arkasından
from children up to young peopleçocuk ve gençlere kadar
from different anglesdeğişik açılardan
from ethical aspectsetik yönden
from everlastingezelden beri
From his lips spilled vengeance prophecies.Dudaklarından intikam kehanetleri döküldü
from its cellar to the roofbodrumundan çatısına dek harika
from my angeröfkemden
from my mouthağzımdan
from now on / henceforth (b)bundan böyle
from the air and the waterhavadan sudan
from the beginning of Creationyaratılışın başlangıcından
from the beginning until the endbaştan sona kadar
from the common burglar to the more sophisticated blackmailerssıradan hırsızdan, daha sofistike şantajcılara
From the day İhsan's mother had held this little shop he had disliked her, despised her.İhsan'ın annesinin bu küçük dükkanını tuttuğu günden beri beğenmemiş, hor görmüştü.
from the glaciersbuzullardan
from the group of carnivoresetobur takımından
from the inside of his palmavucunun içinden
from the inside of his palm a red lightening flashed andavucunun içinden kırmızı bir şimşek çakıp
from the opposite sidekarşı taraftan
from the opposite side of the World SeaDünya Denizi'nin karşı tarafından
from the other end of the earthyeryüzünün öbür ucundan
from the piles of snowkar yığınlarından
From the place where he wasBulunduğu yerden
From the place where he was he could see the whole forest that was around him.Bulunduğu yerden etrafındaki bütün ormanı görebiliyordu.
from the undergroundyeraltından
from the very beginningen başından
From this point on, my grandmother would take over.Bu noktadan sonrasını büyükannem devralacaktı.
from x onwards / from x until nowX-den bu yana
front commandercephe komutanı
front doorön kapı
front wallön cephe duvarı
frontage/fassadeön cephe
frontal attackcephe taarruzu
frontal muscle (moves face expressions)alın kası
frontal viewcephe görünüşü
frontal viewcephe görünüşü
frostkırağı
Fruchtfleisch /pulpetli kisim
Fruchtmarkmeyve eti
frugal /genügsam / sparsamtutumlu
fruitmeyve
fruit basket /Obstkorbmeyve serpeti
fruit out of season / early grown fruitturfanda meyve
fruitcake (cake with fruit on top) / Obstkuchenmeyveli kek
fruitcake (with dried fruit)kuru meyveli kek
fuel / combustible / gasolineyakıt
fuel / petrolBenzin
full /filleddolu
full of holesdelik deşik
full of joyNeşe dolu
full to the brimtıka basa dolu
fullmoondolunay
fullyTamamıyla
fumble / bustle / fummelnkoşuşturmak
funeğlenceli
fun / entertainment / amusementeğlence
fundödenek
fundamentally flawedtemelinden kusurludur
funnel / Trichterhuni
funnymatrak
funny / ridiculousgülünç
Funny how fear can affect you.Korkunun seni nasıl etkilediği gülünç.
furious / enraged / adjöfkeli
furiously / fiercelycayır cayır
furnituremobilya
furthermore /and what's more (h)Hele de
Fussknöchel / ankleayak bileği
galaxygalaksi
gall (liquid)ödü
gallopdörtnal
gamblingkumar
game (not sports)oyun
gang /band/ mobçete
gardenbahçe
gardenerbahçıvan
Gardeners came and took those accidentally left behind as well awaybahçivanlar gelip istemeden geri kalmış olanları da el arabalarıyla götürdüler
gardeningbahçecilik
garlicsarımsak
garnet / Granatlâl taşı
gazelle (c)ceylan
Geleceğim Slang (I will come)gelicem
gem / jewel / precious stonemücevher
general (mil)komutan
general namegenel ad
general name given to all primates other than maninsandan başka bütün primatlara verilen genel ad
Generally (speaking) books do not cause much harm, except when you read them (that is).Genellikle kitaplar çok zarar vermez, okuduğun zaman(lar) hariç.
Generally (speaking) books do not cause much harm.Genellikle kitaplar çok zarar vermez.
generally recognized as safegenellikle güvenilir kabul edilen
Generally/ on the whole she thinks it would be best to stay in this work.Genel olarak bu işte kalırsa daha iyi olacağını düşünüyor.
generation (homonym of belt)kuşak
generation / posterity / Nachwuchs / progeny / descendance / lineagenesil
generous (ç)çömert
genista /Ginsterkatırtırnağı
Genitiveilgi hâli
gentle wordskibar sözler
gentlemanbeyefendi
gentlemenbaylar
gently / quietlyusul usul
Genus / Gattung (biol.) (e.g. Felis /echte Katzen)cins
geographycoğrafya
geologistjeolog
GermanyAlmanya
Germany is a place worth visiting. / deserves to be visitedAlmanya çok gidilesi bir yer.
get me out ! / take me out !Çıkar beni !
Get out / fuck off / outdefol
get out of a tight spot / to escape of a great dangervartayı atlatmak
Get out of here !Defol buradan !
Get out of my orchard or I´ll set the dogs on you!Meyveliğimden çık, yoksa köpekleri peşine salarım!
Get out the beans that are in your mouth / spill the beans / let's hear it / let the cat out of the bagağzındaki baklayı çıkar
Get permission (a day off) from the bossPatrondan izin al!
Get the news from a child or a madman. meaning: They chatter away and reveal secrets that we would not normally hear. near equiv: Children and fools speak the truthBir çocuktan bir deliden al haberi.
getting out of their hiding placeGizlendikleri yerden çıkan
gideceksiniz SlangGitçeniz
gift / presenthediye
gigantic /colossaldevasa
gigantic aloe plantsdevasa sarısabır bitkileri
gilded / vergoldetyaldızlı
gilded paint / Goldfarbeyaldızlı boya
gilt-head bream / Goldbrasse (found in the Mediterranean Sea and the eastern coastal regions of the North Atlantic Ocean. It commonly reaches about 35 centimetres (1.15 ft) in length, but may reach 70 cm (2.3 ft) and weigh up to about 7.36 kilograms. It'sçipura
gincin
giraffezürafa
girlkız
girlfriendkız arkadaş
give back with interestfaiziyle iade etmek
Give me a hug.sarıl bana
Give us today our daily bread. Matta 6 :11Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Giving a glass of cold water to one of these ordinary peopleBu sıradan kişilerden birine bir bardak soğuk su veren
glacier /ice fieldbuzul
gladly / with pleasurememnuniyetle
glass jarcam kavanoz
gloomy / somber (disturbing feeling)/ for weather: too hot/too humid /too cloudykasvetli
gloomy/dim/obscure /dark (l)loş
glory / splendour / magnificence / majesty / brilliancegörkem
gloveseldiven
Glubschaugen /goggle eyespatlak gözler
gnat / moskitosivrisinek
Gneis (rock /metamorphose of granit/ can contain quarts, potassium,feldspar and sosium feldspar)gnays
Go away (from here)Buradan git !
Go make me miss you and then come (back) againGit özlet kendini yine gel
Go to Russia at Christmas.Noel'de Rusya'ya git.
goal (in a match)gol
goatskeçiler
GodTanrı
God created from the beginning of Creation men as men and woman (female). (Mark 10: 6)Tanrı, yaratılış başlangıcından insanları erkek ve dişi olarak yarattı.
God helps those who help themselvesTanrı, kendilerine yardım edenlere yardım eder
God is love. Who lives in love lives in God and God in him. 1. Yuhanna 4:16Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrı'da yaşar, Tanrı da onda yaşar.
God will also do His own part of the job. (a fact)Tanrı da kendi üzerine düşeni yapacaktır.
Goddamn /godforsakenkahrolası
goldaltın
golden cupolas / goldene Kuppelnaltın kubbeler
golden-hairedaltın saçlı
Goldfinch / Stieglitzsaka kuşu
golfgolf
goodiyi
Good and how about you ?peki ya sen
good fairiesiyi periler
good gameiyi maç
good luck with / congrats tohayırlı olsun
good luck with ithayırlı uğurlu olsun
Good luck! (lit. Break the devil's leg) / Hals und BeinbruchŞeytanın bacağını kır!
Good morninggünaydın
good neighborly relationsiyi komşuluk ilişkileri
good newsmüjde
good-humoured / smilinggüler yüzlü
Good. Now I know I can trust you.İyi. Şimdi sana güvenebileceğimi biliyorum.
goodnessiyilik
goodness shines in a girl's smileiyilik parlar bir kızın gülüşünde
goods / belongings / articles /luggage / baggageeşya
goosekaz
goose featherskaz tüyleri
gooseberry / Stachelbeerebektaşiüzümü
gooseberry compote / Stachelbeerkompottbektaş üzümü kompostosu
gossip (d)dedikodu
gourmand / glutton / voraciousobur
government (h)hükümet
governor / prefectvali
governorship /proconsulatevalilik
gown (lawyers /judges/wizards) Talarcübbe - cüppe
grace /elegance (i)incelik
grace /elegance /refinement /tactfulness /kindness (z)zarafet
gracefullyzarafetle
gradually /more and more (g.. d.)gitgide
gradually /more and more (g.. d.)gitgide
graduatedmezun
gramgram
Granatapfel /pomegranatenar
grand / majestichaşmetli
grandfatherdede
grandmother (maternel)anneanne
grandmother (n)nine
grandmother (paternel)babaanne
grapeüzüm
grapefruitgreyfrut
Graphic representationçizgesel sunuş
graphik displaygrafik sunu
graphitegrafit
grass / grass groundçimen
grass / herbot
grassland / pastureotlak
gratefulminnettâr
Gravel/ Kies / / KieselsteineÇakıl
gravitational fields (the region of space surrounding a body in which another body experiences a force of gravitational attraction.)yerçekimi alanları
gravityyerçekimi
great misfortune! Bad break / Pechbüyük şanssızlık
great tit /Kohlmeisebüyük baştankara
greatness / awe / Erhabenheitululuk
greatness /grandeur / magnificence (a)azamet
greenyeşil
green olivesyeşil zeytin
greenish (s)yeşilimsi
greenish (t)yeşilimtrak
Greetingsselamlar
greygri
grey /brown (old word)boz
grey goose / wild gooseyaban kazı
greyish (s)grimsi
greyish (t)grimtrak
grid linesızgara çizgileri
grid linesızgara çizgileri
grief /sorrow /low spiritskeder
Griesirmik
grill (also the rost on a barbecue )ızgara
Grimace/ GrimasseYüz buruşturma
ground (y) / (surface of the) earthYeryüzü
ground / floor / placeyer
ground meat / Gehackteskıyma
ground, soil, earthtoprak
grounds (coffee) / coffee grounds leftover in the cuptelve
group (t)topluluk
group /set /teamtakım
growthbüyüme
grudge / rancour /spite /malicegarez
grumpy / spiteful / vicious / disagreable / ill temperedhuysuz
guard (k)koruma
guard (m) /bodyguard /escort / guardianmuhafız
guard/watchman /sentinel (n)nöbetçi
GuaveGuave
guess my ageyaşımı tahmin et
Guess the meaninganlamı tahmin et
Guess what (b b) spokenbil bakalım
Guess what (happened)Tahmin et noldu
Guess what happened (spoken bb)Bil bakalım ne oldu
Guess who is here (spoken bb)Bil bakalım kim geldi
Guess whose birthday is today. (spoken b b)Bil bakalım bugün kimin doğum günü
guestmisafir
guest / visitorkonuk
guest roommisafir odası
guide / handbook /guide book / directoryrehber
guide book / city guideşehir rehberi
guiltysuçlu
guitargitar
guntabanca
Gun barrel /Lauf (Gewehr / Pistole) / Rohr (Kanone)namlu
guy /blokeherif
Guy fawkes night (English feast 5/11-king James I survived a murder plot)Şenlik (ateşi) gecesi
gymspor salonu
gymnastikcimnastik
habit / temper / nature / character / humorhuy
hail / Hageldolu
hairdresser (b)berber
hairdresser (k)kuaför
hairdryersaç kurutma makinası
hairpin /bobby pintoka
hairy / featheredtüylü
half (of it) black, half (of it) whiteyarısı siyah, yarısı beyaz
half (noun) (also in sport match)yarı
half a bundle of parsleyyarım demet maydanoz
half a smile (unwanting)isteksiz bir gülüş
half a yearyarım yıl
half an hour earlieryarım saat önce
Half of his food was finished.yiyeceklerinin yarısı bitmişti.
half of the times he trieddenediği zamanların yarısında
half term /semesteryarı yıl
half-timedevre arası
half-way /half-baked /superficial /after a fashionyarım yamalak
halfway decent (which can be counted as decent)düzgün sayılabilecek
hall / lobby (h)hol
hallucinationsanrı
hammerçekiç
hammerhead shark/Hammerhaiçekiç balığı
hamsterhamster
handel
handballhentbol
handcuffkelepçe
handcuff /wristletkelepçe
handkerchiefmendil
handle /Griffsap
handle /grip / Griffkulp
handrail /rail (t)tırabzan
handsawel testeresi
handsomeyakışıklı
hang in there / be patient / grit your teeth /grin and bear it! Lit. Beiß die Zähne zusammen.sık dişini
hang onbekleyin
hanging, suspended, dependent, pendant, pendent, pendingasılı
happinessmutluluk
happymutlu
Happy birthdayiyi ki doğdun
Happy Birthday !Doğum günün kutlu olsun !
Happy holidays !iyi tatiller!
Happy is the country which has no history !Ne mutlu tarihi olmayan bir ülkeye !
Happy New YearMutlu Yıllar
hard / tough / difficult / roughçetin
hard working / diligent / fleissigçalışkan
harder than than (any) the oldest people remembereden yaşlı kişilerin hatırladığından daha zorlu
hare / Hasekır tavşanı
harmlesszararsız
harmony /unity /accordance /concord (a)ahenk
Harry Potter was a magician.Harry Potter bir büyücüydü .
Harry, who felt that his face was very red for goodYüzünün resmen kıpkırmızı olduğunu hisseden Harry
harvest (h)hasat
Has the jury reached a verdict?Jüri bir karara ulaştı mı?
Has the passport you(pl) lost been found?Kaybettiğiniz pasaport bulundu mu?
Has the passport you(sg) lost been found?Kaybettiğin pasaport bulundu mu?
Hasan, as soon as he goes home, he will (immediately) change his Facebook profile.Hasan evine gider gitmez Facebook profilini değiştirecek.
hashish / secretesrar
Haste makes waste. transl: "The devil gets involved in things hastily done."Acele işe şeytan karışır.
hastilytelaşla
Hastily she added at once...Aceleyle hemen ilave etti...
hastiness / rashness / speediness / impetuosityacelecilik
Hastiness causes people to make mistakes (drops them to error)Acelecilik insanı yanılgıya düşürür.
hasty/ impatient / impulsive (i)ivecen
hatşapka
hatrednefret
hatred (k)kin
haughtiness /disdainfulnessmağrurluk
Have a nice journeygüle güle gidin
Have a nice weekend !İyi haftasonları !
have a run of bad luckbir dizi şanssızlık yaşamak
have a safe flightiyi uçuşlar
Have breakfast in the mornings.Sabahleyin kahvaltı yap.
Have mercy (pity) on meHalime acı
have you considered getting glasses?gözlük almayı düşündün mü?
Have you got lockers ?Kilitli dolaplarınız var mı ?
have you heard from her since yesterday?dünden beri ondan bir haber aldın mı?
Have you lost your mind?aklını mı kaçırdın?
Having tassel (that is) hanging at/from its enducundan bir püskülün sallandığı
hawkşahin
hayloft / Scheune / Heubodensamanlık
hazelnutfındık
hazırlayacağım Slang (I will prepare)hazırlıycam
He (they) regain(s) new/ fresh strengthTaze güce kavuşur
He /she / it / thato
He a lot (a pile/heap/bunch) of work to do today.Bugün yapacak bir yığın işi vardı.
He adjusted (a) the wireless frequency.Telsizin frekansını ayarladı.
He aligned them in a semi circle facing the doorOnları kapıya dönük bir yarım çember şeklinde dizdi.
He allowed him to look at the textbook.Ders kitabına bakmasına izin verdi.
He allowed me to look at the textbook.Ders kitabına bakmama izin verdi
He also never understood that peopledid bad things for money, because he didn't care for money. (didn't give importance too)O da insanların para için kötü şeyler yapmasını hiç anlamıyordu çünkü kendisi paraya hiç önem vermez.
he always criticizes meo hep beni eleştiriyor
He always had wanted to make sure (now it's too late)/ He would have wanted to make sure (had there been an opportunity)Emin olmak isterdi
He asked as if for the sake of keeping up the conversationsanki laf olsun diye soruyormuş gibi
he asked her out on a dateona çıkma teklif etti
He ate the show breads which only the priests could eat.O, ancak kâhinlerin yiyebileceği adak ekmeklerini yedi.
He beat the frontdoor with his fists.ön kapıyı yumrukladı
He became famous in all Europe by this book of him.Bu kitabıyla tüm Avrupa'da ünlendi.
He began (k) inspecting anxiously the closed shutters.evhamlı bir şekilde kapalı panjurları incelemeye koyuldu.
He began to (k) inspect / Il se mit à inspecterincelemeye koyuldu
He began to anxiously examine the closed window shutters as if the landlady was watching them from behind one of those windowssanki ev sahibesi o pencerelerin bir tanesinin arkasından onları gözetliyormuşçasına evhamlı bir şekilde kapalı panjurları incelemeye koyuldu.
He began to snorehorlamaya başladı
He began to study (examine) the security cameragüvenlik kamerasını incelemeye başladı.
He began to thinkdüşünür oldu
He began to think of x-ingx- meyi düşünür oldu.
He began to xx-ir oldu
he believed /he was convinced (k)kanısındaydı
He bought that car twenty years ago.o arabayı yirmi yıl önce aldı
He brushed absentmindedly his completely messy black hair out of his face which fell over his eyes.Gözlerinin önüne düşen darmadağınık siyah saçlarını dalgınlıkla yüzünden çekti.
He burned the forest piece by pieceOrmanı parça parça yaktı.
He buys two bagels and eats half a bagel, one and a half bagels he throws to the seagulls.İki simit alıyor ve yarım simidi yiyor, bir buçuk simidi martılara atıyor.
He called me just nowO demin beni aradım
He came to witness to/of the light.Işığa tanıklık etmeye geldi.
He can't bind books like your father.O, baban gibi kitap ciltleyemez.
He can't lose weight as easy as he used to.Eskiden olduğu kadar da kolay kilo veremiyor.
He cannot be compared to ordinary people like you.Senin gibi sıradan insanlarla kıyaslanamaz
He carefully loosened the tension of the bow and proceeded.Dikkatle yayın gerginliğini gevşetip ilerledi.
He carried them on his wingsonları kanatları üzerinde taşıdı
He caught Meggie's eyeMeggie'yle göz göze geldiler
He clenched his thin hands to a fist and...İnce ellerini yumruk yapıp
He climbed onto a high piece of granit.Yüksek bir granit parçasının üstüne çıktı.
He closed (clapped ) his hand over his mouth.Elini ağzına kapattı.
He closed the door.Kapıyı kapattı.
he continued non stopdurmadan devam etti
he could not give more of his attentiondikkatini fazla veremedi
He could not hear what he said.ne söylediğini duyamadı
He could not hear.Duyamadı.
he could not stand him / he dislıked himonu katlanamıyordu
He could only get out a croak.Ancak bir gıklama çıkarabildi.
He couldn't afford to buy meat.Et satın almaya gücü yetmezdi.
He couldn't get the result he wanted.İstediği sonucu elde edemedi
He couldn't see the second part of the way.Yolunun ikinci kesimini göremiyordu.
He couldn't take the consequence/resultSonucu göze alamadı.
He decided not to dare itBunu göze alamayacağına karar verdi
He decided to leave cigarettes (quit smoking)Sigarayı bırakmaya karar verdi.
He decided to quit smoking.Sigara içmeyi bırakmaya karar verdi.
He decided to work.Çalışmaya karar verdi.
He did not care anymoreArtık aldırmıyordu
He did not even have to be there.Onun oralarda olması bile gerekmiyordu.
He did not like to think that he loved his little niece merely (s) because he had returned home.Küçük yeğenini sade eve döndüğü için sevdiğini düşünmek hoşuna gitmiyordu.
He didn't darecesaret edemedi
He didn't fancy the others knew it either.Diğerlerinin de bunu bildiğini sanmıyordu.
He didn't have a light schedule in a long time.Uzun zamandır hafif bir programı olmamıştı.
he didn't have to (m) wait for himonu beklemeye mecbur değildi
he didn't mean itonu demek istemedi
He didn't show any reaction.Hiçbir tepki göstermedi
He didn't want the girl to worry about him.Kızın kendisi için endişelenmesini istemiyordu.
He does not have as much as he used to have.Eskiden olduğu kadar zamanı olmuyor.
he does not have other information than thatbunun dışındaki bilgilere hâkim değil
He does not have poor guy said to himself'Zavallı' kendine dedirtmez
he does not mention an ablativx-den söz etmiyor
He does not seem to like mebenden hoşlanıyor gibi görünmüyor.
He does not seem to like mebenden hoşlanıyor gibi görünmüyor.
he doesn't believe (aorist)o inanmaz
He doesn't like fish.balık sevmez
He doesn't like meetings very much.Toplantılardan çok hoşlanmaz.
He doesn't like this kind of pressure.Bu tarz bir baskıyı sevmiyor.
he doesn't pour out his heart to anybodydertleşmez kimseyle
He doesn't speak German or any such thing. (Spoken language)Almanca Malmanca bilmiyor.
He doesn't talk much (lit. He has a mouth, he doesn't have a tongue)ağzı var dili yok
he doesn't wantistemez
he doesn't want to waitbeklemek istemez
He doesn't want to pamper/indulge the other.Karşısındakini şımartmak istemez o.
He drew (g) his bow with a sure (of himself) touchyayını kendinden emin bir dokunuşla gerdi
He drives as if he were drunk.O sarhoşcasına arabasını kullanır.
He enjoyed all of them.O hepsinden zevk alırdı.
He enjoyed all the criminal types who were his usual pupils at the stronghold, from the common burglar to the more sophisticated blackmailers, ambitious children and young people who thought the art and science of lockpicking could facilitate their careerO, kalede kendisinin her zamanki öğrencileri olan tüm suçlu tiplerinden - sıradan hırsızdan, daha sofistike şantajcılara ve kilit kırma sanatının, kariyerlerini kolaylaştırabileceğini düşünen hırslı çocuk ve gençlere kadar - hepsinden zevk alırdı.
He enjoyed all the criminal types who were his usual pupils at the stronghold.O, kalede kendisinin her zamanki öğrencileri olan tüm suçlu tiplerinden zevk alırdı.
he exposes enormous contradictionsmuazzam çelişkileri gözler önüne seriyor
He expressed that, he does not have other information than this.Bunun dışındaki bilgilere hakim olmadığını ifade etti.
He falls (d) asleep immediatelyO hemen uykuya dalar
He feeds (b) the worm to his kids.Yavrularını solucanla besliyor.
He feeds themO onları doyurur.
He feels exhausted and frustrated.O tükenmiş ve sinirli hissediyor.
He feels nervous (g) because he doesn't go to many parties.Çok fazla partiye gitmediği için gergin hissediyor.
He felt a bit foolish himself for wanting to check that Tam was still thereTam'ın hâlâ orada olduğundan emin olmak istediği için kendini biraz aptal gibi hissediyordu
he felt much betterçok daha iyi hissetti
he fingered the symbolsimgeyi elledi
He finished (t) his prayer breathlessly as if he had been running ten miles.duayı, on mil koşmuş gibi, nefes nefese tamamladı.
He fixed his eyes on the mirror-flat watersurface / Er starrte auf die spiegelglatte Wasseroberfläche.Gözlerini suyun ayna kadar düz yüzeyine dikti.
He forced the voice speaking in the back of his mind to silence.Zihninin gerisinde konuşan sesi susturdu.
he forgot to adress her as Your Majestyona 'Majesteleri' diye hitap etmeyi unutmuştu
He forgot to makeyapmayı unuttu
He frowned even worse (The man's eyebrows were more wrinkled)Adamın kaşları daha fena çatıldı
He gambles to earn money.Para kazanmak için kumar oynuyor
he gathered himselfkendini topladı
He gave each a plate with a huge slice of the wood redberry, half an acorn and steamed white maggots inside.Her birimize içinde kırmızı orman meyvesinden kocaman bir dden kocaman bir dilim, ysrım meşe palamudu ve buharda pişirilmiş beyaz kurtçukların olduğu birer tabak verdi.
He gave me his word of honorBana şeref sözü verdi
He gives me a present every day.bana her gün bir hediye veriyor
He goes to the jewelerkuyumcuya gider
He got a bunch /heaps of adresses, made (plenty of) phone calls.Bir yığın adres almış, telefonlar etmişti.
He got excitedHeyecanlandı
He had a conical red hat with a long golden tassel at its end on his headBaşında, ucundan uzun, altın bir püskülün sallandığı kırmızı bir külahı vardı
He had a giant jetblack moustache.Koskoca kapkara bir bıyığı vardı.
He had a scary face.Korkutucu bir yüzü vardı.