daha

Usages of daha

Bahar yaklaşıyor, rüzgar artık daha yumuşak esiyor.
Spring is approaching, the wind is now blowing more gently.
Mesaj atmak yerine sohbet etmek daha güzel, fakat bazen zor oluyor.
Instead of sending a message, having a conversation is nicer, but sometimes it’s difficult.
Rüzgar artınca dışarıda koşmak benim için daha zor hale geliyor.
When the wind picks up, running outside becomes more difficult for me.
Bahar gelince tatlılar daha keyifli oluyor, ben dondurma bile yiyorum.
When spring comes, desserts become more enjoyable; I even eat ice cream.
Rüzgar durunca gökyüzü daha sakin görünüyor, ben de oturmak için parka gidiyorum.
When the wind stops, the sky looks calmer, and I go to the park to sit.
Ben kendim yanıtlayınca daha rahat oluyorum, çünkü düşünme sürecini seviyorum.
When I answer it myself, I feel more at ease because I like the process of thinking.
Kolay işlerle uğraşınca daha hızlı ilerleme kaydediyoruz.
When we deal with easy tasks, we make faster progress.
Sınava hazırlanırken acele kararlardan kaçınman gerek, planlı çalış daha iyi.
While preparing for the exam, you need to avoid hasty decisions; it’s better to study with a plan.
Bu boya ile duvarları renklendirmek istiyorum, çünkü odayı daha canlı hale getiriyor.
I want to color the walls with this paint because it makes the room more lively.
Tercihen sabah saatleri daha verimli, çünkü zihnimiz daha berrak oluyor.
Preferably, morning hours are more productive because our mind is clearer.
Yumurtaları saklamak yerine tüketmek mantıklı, çünkü taze besin daha sağlıklı.
It is logical to consume the eggs rather than storing them, because fresh food is healthier.
Bugün hava kuru olduğu için dışarıda yürüyüş yapmak daha rahat olacaktır.
Because the weather is dry today, it will be more comfortable to walk outside.
Bulaşık temizlenince mutfak daha düzenli görünüyor, sonra tabakları da kurulamak gerekiyor.
When the dishes are cleaned, the kitchen looks more organized, and then it is necessary to dry the plates, too.
Sonra yeni tarif öğrenerek tost yapma mücadelesi verdim, sonuç daha lezzetli oldu.
Then, by learning a new recipe, I put up a struggle to make toast, and the result was tastier.
Sen kendine dikkat edersen daha hızlı ilerlersin, yoksa yanlış kararlar alabilirsin.
If you pay attention to yourself, you will progress faster; otherwise, you might make bad decisions.
Keşke dün erken kalksaydım, alıştırmaları daha rahat tamamlayabilirdim.
I wish I had gotten up early yesterday; I could have completed the exercises more easily.
Edebiyatı daha iyi anlamak için, dil seviyemi yükseltmem gerekiyor.
To better understand literature, I need to raise my language level.
Önceki toplantıyla karşılaştırınca, bu sefer daha fazla ayrıntıya girdik.
Compared to the previous meeting, this time we went into more details.
Ben kararlı bir şekilde Türkçe öğreniyorum, böylece ileride daha rahat konuşacağım.
I am learning Turkish in a determined manner, so that I will speak more comfortably in the future.
Yeni bir kural yürürlükte, bu yüzden kütüphanede daha sessiz olmamız gerekiyor.
A new rule is in effect, so we need to be quieter in the library.
Pastane, bakkaldan daha uzak ama kasaptan daha yakın.
(English: “The pastry shop is farther than the small grocery store but closer than the butcher.”)
Kuaför dükkanı bana kasaptan daha pahalı görünüyor, ama burası gerçekten kaliteli hizmet sunuyor.
(English: “The hairdresser’s shop seems more expensive than the butcher’s, but it truly offers high-quality service.”)
Eczane, bakkala göre daha erken açılıyor; bu da acil durumlarda çok işe yarıyor.
(English: “The pharmacy opens earlier than the small grocery store, which is very helpful in emergencies.”)
Giyim tarzını değiştirdiğine göre, sen kendini daha rahat ve cesur hissediyorsun, değil mi?
(English: “Since you changed your clothing style, do you feel more comfortable and brave, right?”)
Ev dekorasyonunda minimalist tarz artık daha popüler, çünkü sade ortamlar insanı dinlendiriyor.
(English: “Minimalist style is now more popular in home decoration because simple spaces help a person relax.”)
Pencere açıksa sokaktan gelen sesleri daha net duyabilirsin.
(English: “If the window is open, you can hear the sounds from the street more clearly.”)
Uzun bir perde, pencereye daha şık bir görünüm verir, ama ışığı da biraz engeller.
(English: “A long curtain gives the window a more stylish look, but also blocks some light.”)
Eğer perdeler koyu renkliyse, sabah ışığı daha geç içeri girer.
(English: “If the curtains are dark, morning light enters later.”)
Fark ettin mi, senin çantan benimkinden daha hafif, ama sen yine de çok yoruluyorsun.
(English: “Have you noticed your bag is lighter than mine, yet you still get very tired?”)
Sessiz ortamda fısıldamak daha kolaydır, yoksa insanlar bizi işitebilir.
It’s easier to whisper in a quiet environment; otherwise, people might hear us.
Kapıya sertçe basmak yerine nazikçe itmek daha iyi olur.
Instead of pressing the door roughly, it’s better to push it gently.
Sözcükler bazen fiziksel temastan daha çok incitebilir, bu yüzden dikkatli konuşmalıyız.
Words can sometimes hurt more than physical contact, so we should speak carefully.
Hatalarından ders almak, daha iyi bir gelecek için iyi bir niyettir.
Learning from your mistakes is a good intention for a better future.
Deneysel yöntemler sayesinde, öğrendiğim bilgileri daha iyi pekiştirebiliyorum.
Thanks to experimental methods, I can reinforce the knowledge I've learned better.
Dijital uygulamalar sayesinde her işimi daha hızlı halledebiliyorum.
Thanks to digital applications, I can handle all my tasks more quickly.
Lütfen, sizden bu konuyu daha ayrıntılı açıklamanızı rica ediyorum.
Please, I kindly ask you to explain this matter in more detail.
Yeni mobilyalar evin daha işlevsel olmasını sağladı.
The new furniture has made the house more functional.
Yeni yazılım, daha işlevsel özellikler sunuyor.
The new software offers more functional features.
Ekip sinerji ile daha güçlü olur.
The team becomes stronger with synergy.
Hızlandırıcı faktörler sayesinde, projeyi beklenenden daha çabuk tamamladık.
Thanks to accelerative factors, we completed the project faster than expected.
Zorlu antrenmanlar sporcuları daha dirençli hale getirir.
Rigorous training makes athletes more resilient.
Yeni ayna, odanın daha parlak görünmesini sağladı.
The new mirror has made the room look brighter.
Eğer uçuş gecikirse, terminalde daha uzun beklemek zorunda kalırız.
If the flight is delayed, we will have to wait longer at the terminal.
Bu program, günlük iş süreçlerimizi daha işlevsel hale getiriyor.
This software makes our daily business processes more functional.
Elon.io is an online learning platform
We have an entire course teaching Turkish grammar and vocabulary.

Start learning Turkish now