Question | Answer |
---|---|
without | -meden |
Don't act without knowing. | Bilmeden hareket etme. |
definitely | mutlaka |
This job will definitely be successful. | Bu iş mutlaka başarılı olacak. |
You must have breakfast before going to school. | Okula gitmeden önce mutlaka kahvaltı yapmalısın. |
This morning, I must open the windows and breathe in the fresh air. | Bu sabah pencereleri açıp taze havayı solumalıyım. |
recycling | geri dönüşüm |
to recycle | geri dönüşüm yapmak |
There are recycling bins in our house; we must recycle regularly. | Evimizde geri dönüşüm kutuları bulunuyor; biz düzenli olarak geri dönüşüm yapmalıyız. |
sustainable | sürdürülebilir |
We must protect nature by using sustainable energy sources. | Sürdürülebilir enerji kaynakları kullanarak doğayı korumalıyız. |
the participation | katılım |
Everyone should be there to show participation at the meeting. | Toplantıya katılım göstermek için herkes orada olmalı. |
to empathize | empati kurmak |
I want to empathize with my friends. | Ben arkadaşlarımla empati kurmak istiyorum. |
By showing empathy, you should understand your friend's feelings. | Empati kurarak, arkadaşının duygularını anlamalısın. |
the textbook | ders kitabı |
to study | incelemek |
to grasp | kavrayabilmek |
When the student listens to the lesson, it becomes easy to grasp the topic. | Öğrenci dersi dinleyince konuyu kavrayabilmek kolay olur. |
You should study the textbook in depth so that you can grasp the topic better. | Ders kitabını derinlemesine incelemelisin, böylece konuyu daha iyi kavrayabilirsin. |
the uncertainty | belirsizlik |
if | -sa |
If there is uncertainty about the future, you should not worry. | Gelecek hakkında belirsizlik varsa endişelenmemelisin. |
in | -ında |
the balance | denge |
There should be a balance between work and rest in your life. | Hayatında iş ve dinlenme arasında denge olmalı. |
to set aside | ayırmak |
I set aside ten minutes every day for studying. | Ben her gün ders çalışmaya on dakika ayırıyorum. |
to maintain | sağlamak |
You must set aside time for rest during the day to maintain balance. | Gün içinde dinlenmeye vakit ayırarak dengeyi sağlamalısın. |
behavioral | davranışsal |
Working in a group at school helps you develop your behavioral skills. | Okulda grup çalışması, davranışsal becerilerini geliştirmene yardımcı olur. |
the motivation | motivasyon |
You must have high motivation to achieve success. | Başarıya ulaşmak için yüksek motivasyona sahip olmalısın. |
the gym | spor salonu |
I am exercising in the gym. | Ben spor salonunda egzersiz yapıyorum. |
At the gym, you should listen to your favorite music to boost your motivation. | Spor salonunda, motivasyonunu artırmak için sevdiğin müziği dinlemelisin. |
to review | incelemek |
analytically | analitik |
I think analytically. | Ben analitik düşünüyorum. |
While reviewing the project report, you should think analytically. | Proje raporunu incelerken analitik düşünmelisin. |
the product | ürün |
the prototype | prototip |
to test | test etmek |
I am testing the laptop. | Ben dizüstü bilgisayarı test ediyorum. |
We have developed a prototype of the new product, and we must test it. | Yeni ürünün prototipini geliştirdik ve test etmeliyiz. |
the engineer | mühendis |
The engineer is making a new plan. | Mühendis yeni plan yapıyor. |
the deficiency | eksiklik |
to fix | gidermek |
Engineers should work on the prototype to fix its deficiencies. | Mühendisler, prototip üzerinde çalışarak eksiklikleri gidermeliler. |
There are some deficiencies in the project; you must complete them. | Projede bazı eksiklikler var; bu eksiklikleri tamamlamalısın. |
the piece of art | sanat eseri |
the meaningfulness | anlamlılık |
Friendship adds meaningfulness to life. | Dostluk, hayata anlamlılık katar. |
This piece of art carries a deep sense of meaningfulness. | Bu sanat eseri, derin bir anlamlılık taşımaktadır. |
the furniture | mobilya |
The furniture is old but clean. | Mobilya eski fakat temiz. |
functional | işlevsel |
The new furniture has made the house more functional. | Yeni mobilyalar evin daha işlevsel olmasını sağladı. |
the shop | dükkân |
I am buying fresh fruit in the shop. | Ben dükkânda taze meyve alıyorum. |
the display window | vitrin |
There are new jackets in the display window. | Vitrinde yeni ceketler var. |
to be able to see | görebilmek |
I am going outside to be able to see the stars. | Ben yıldızları görebilmek için dışarı çıkıyorum. |
You can see the newest products in the shop's display window. | Dükkânın vitrininde en yeni ürünleri görebilirsin. |
Teamwork creates synergy within the team. | Takım çalışması, ekip içinde sinerji yaratır. |
the innovative spirit | yenilikçilik |
the market | piyasa |
The market is very crowded. | Piyasa çok kalabalık. |
The company stands out in the market with its innovative spirit. | Şirket, yenilikçilikle piyasada fark yaratıyor. |
the improvement | gelişme |
Innovation is the key to continuous improvement. | Yenilikçilik, sürekli gelişmenin anahtarıdır. |
prepared | hazırlıklı |
Flexibility in the project plan is very important; you must be prepared for unexpected situations. | Proje planında esneklik çok önemli; beklenmedik durumlara hazırlıklı olmalısın. |
the presentation | sunum |
I am giving a presentation. | Ben sunum yapıyorum. |
the clarity | netlik |
The clarity of your presentation gives confidence to the audience. | Sunumunda konunun netliği izleyicilere güven verir. |
You should show clarity when answering questions. | Soruları yanıtlarken netlik göstermelisin. |
the budget planning | bütçe planlama |
the predictability | öngörülebilirlik |
the disruption | aksaklık |
There is a disruption in the project because the plan is faulty. | Projede aksaklık var, çünkü plan hatalı. |
to occur | yaşanmak |
Without predictability in budget planning, disruptions occur. | Bütçe planlamasında öngörülebilirlik olmazsa, aksaklıklar yaşanır. |
Predictability is important for successful outcomes in the project process. | Proje sürecinde öngörülebilirlik, başarılı sonuçlar için önemlidir. |
the campaign | kampanya |
The campaign will end tomorrow. | Kampanya yarın bitecek. |
the waste | atık |
Waste should be reduced. | Atık azaltılmalı. |
A recycling campaign was organized at school; students must recycle household waste. | Okulda geri dönüşüm kampanyası düzenlendi; öğrenciler evsel atıkları geri dönüşüme kazandırmalı. |
to use | kullanılmak |
This book is kept to be used in the library. | Bu kitap, kütüphanede kullanılmak için saklanıyor. |
the soil | toprak |
If sustainable methods are not used in agriculture, the soil becomes infertile. | Tarımda sürdürülebilir yöntemler kullanılmadığı takdirde toprak verimsizleşir. |
Active participation in the event increases the success of the organization. | Etkinliğe aktif katılım, organizasyonun başarısını artırır. |
human | insan |
the virtue | erdem |
Virtue makes a person happy. | Erdem insanı mutlu eder. |
one | bir |
Showing empathy is one of the most important virtues that strengthens human relationships. | Empati göstermek, insan ilişkilerini güçlendiren en önemli erdemlerden biridir. |
in depth | derinlemesine |
I read the book in depth. | Ben kitabı derinlemesine okuyorum. |
to decrease | azalmak |
The prices are decreasing. | Fiyatlar azalıyor. |
If you conduct your research in depth, mistakes will decrease. | Araştırmanı derinlemesine yaparsan, hatalar azalır. |
the investor | yatırımcı |
The investor is examining the project. | Yatırımcı projeyi inceliyor. |
to make uneasy | tedirgin etmek |
This news made me uneasy. | Bu haber beni tedirgin etti. |
Uncertainty in the economy can make investors uneasy. | Ekonomide belirsizlik, yatırımcıları tedirgin edebilir. |
the equipment | ekipman |
The equipment is expensive. | Ekipman pahalı. |
when | -ırken |
to obey | uymak |
Students must obey the rules. | Öğrenciler kurallara uymalı. |
You must adhere to behavioral rules when using equipment. | Ekipman kullanırken davranışsal kurallara uymalısın. |
to analyze | analiz etmek |
I am analyzing the report. | Ben raporu analiz ediyorum. |
analytical | analitik |
You should adopt an analytical approach when analyzing exam results. | Sınav sonuçlarını analiz ederken analitik yaklaşım sergilemelisin. |
the software | yazılım |
I am developing software. | Ben yazılım geliştiriyorum. |
The new software offers more functional features. | Yeni yazılım, daha işlevsel özellikler sunuyor. |
The shop’s display window attracts customer interest. | Dükkandaki vitrin, müşterilerin ilgisini çeker. |
the synergy | sinerji |
The team becomes stronger with synergy. | Ekip sinerji ile daha güçlü olur. |
more quickly | daha hızlı |
to carry out | gerçekleştirmek |
We will carry out the project. | Biz projeyi gerçekleştireceğiz. |
to express necessity | -meli/–malı |
When you achieve synergy within the team, projects are completed more quickly; remember, you must use the “-meli/–malı” suffix to express necessity. | Takım içinde sinerji yakaladığınızda, projeler daha hızlı tamamlanır; unutma, her eylemi gerçekleştirmek için “-meli/–malı” ekini kullanmalısın. |
the error | hata |
I want to fix the error. | Ben hatayı gidermek istiyorum. |
for | -a |
The students are prepared for the exam. | Öğrenciler sınava hazırlıklı. |
stable | istikrarlı |
The market offers stable prices. | Market istikrarlı fiyatlar sunuyor. |
Budget planning ensures stable growth for the company. | Bütçe planlama, şirket için istikrarlı büyüme sağlar. |
to bloom | açmak |
Flowers are blooming in the soil. | Toprakta çiçekler açıyor. |
to lead | götürmek |
An analytical approach leads the project to success. | Analitik yaklaşım, projeyi başarıya götürür. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io