Lesson 13

QuestionAnswer
the worry
endişe
to cope
baş etmek
I am coping with difficulties.
Ben zorluklarla baş ediyorum.
Taking a deep breath helps me cope with worry.
Endişe ile baş etmek için derin nefes almak bana yardımcı oluyor.
common
ortak
the goal
amaç
the environment
çevre
The environment is very beautiful.
Çevre çok güzel.
the future
gelecek
The common goal of this project is to protect the environment and prepare a clean future.
Bu projenin ortak amacı, çevreyi korumak ve temiz bir gelecek hazırlamak.
the town
kasaba
the tree
ağaç
to plant
dikmek
I am planting vegetables in the garden.
Ben bahçede sebze dikiyorum.
to decide
kararlaştırmak
We have decided to go to the cinema on the weekend.
Biz hafta sonu sinemaya gitmeyi kararlaştırıyoruz.
By making a common plan with my friend, we decided to plant trees in the small town.
Arkadaşım ile ortak bir plan yaparak kasabada ağaç dikmeyi kararlaştırdık.
the resident
sakin
to meet
buluşmak
We are going to meet with the town residents on the weekend.
Kasaba sakinleriyle buluşmak için hafta sonu oraya gidiyoruz.
same
aynı
My friend and I are reading the same book.
Ben ve arkadaşım aynı kitabı okuyoruz.
generally
genellikle
to exchange ideas
fikir alışveriş yapmak
My friend and I are exchanging ideas.
Arkadaşım ve ben fikir alışveriş yapıyoruz.
People working for the same goal generally meet and exchange ideas.
Aynı amaç için çalışan insanlar genellikle buluşur ve fikir alışverişi yapar.
to wake up
kalkmak
the coffee
kahve
I am drinking coffee.
Ben kahve içiyorum.
I generally wake up early in the morning and start the day with coffee.
Ben genellikle sabah erken kalkarım ve güne kahveyle başlarım.
hopeless
umutsuz
I am hopeless.
Ben umutsuzum.
the moment
an
This moment is beautiful.
Bu an güzel.
the solution
çözüm
Sometimes there are moments when I feel hopeless, but I still look for solutions.
Kimi zaman umutsuz hissettiğim anlar oluyor, ama yine de çözümler arıyorum.
the hopelessness
umutsuzluk
Hopelessness is gone.
Umutsuzluk gitti.
to fall into
kapılmak
me
ben
If I fall into hopelessness, my friend tries to suggest a different solution to me.
Eğer umutsuzluğa kapılırsam, arkadaşım bana farklı bir çözüm önermeye çalışır.
to meet
görüşmek
reciprocal
karşılıklı
the action
eylem
Action is important.
Eylem önemli.
to meet
görüşmek
The verb “görüşmek” is also a reciprocal action; for example, we meet with our neighbors every weekend.
Görüşmek fiili de bir karşılıklı eylemdir; örneğin, biz her hafta sonu komşularımızla görüşürüz.
to move
taşınmak
I am moving to a new house.
Ben yeni eve taşınıyorum.
no longer
artık
I am no longer drinking tea.
Ben artık çay içmiyorum.
Because my friend moved abroad, we no longer meet face-to-face, but we meet online.
Arkadaşım yurt dışına taşındığından, onunla artık yüz yüze değil, ama çevrimiçi olarak görüşüyoruz.
the dream
rüya
the musician
müzisyen
The musician is playing the piano.
Müzisyen piyano çalıyor.
the performance
performans
The performance is very beautiful.
Performans çok güzel.
to perform
sergilemek
Last night I watched a concert that was like a dream; the musicians gave a very effective performance.
Dün akşam rüya gibi bir konser izledim, müzisyenler çok etkin performans sergiledi.
real
gerçek
the life
hayat
Life contains real difficulties.
Hayat gerçek zorluklar içeriyor.
to take away
uzaklaştırmak
Dreams sometimes take me away from real life, but they can still be a source of inspiration.
Rüyalar bazen beni gerçek hayattan uzaklaştırır, ama yine de ilham kaynağı olabilir.
decisive
kararlı
For this effective project to succeed, everyone needs to act decisively.
Bu etkin projenin başarıya ulaşması için, herkesin kararlı davranması gerekiyor.
to think
sanmak
I think this game is fun.
Ben bu oyunu eğlenceli sanıyorum.
apparently
meğer
Apparently, the fruits are fresh.
Meyveler meğer tazeymiş.
missing
kayıp
under
altında
The cat is under the table.
Kedi masanın altında.
I thought I lost my phone, but it wasn’t missing; I found it under the table.
Telefonumu kaybettim sanıyordum, meğer kayıp değildi, masanın altında buldum.
your
sizin
Your car is red.
Sizin arabanız kırmızı.
the pet
evcil hayvan
The pet is walking quietly.
Evcil hayvan sessizce yürüyor.
in the area
çevre
the flyer
afiş
to hang
asmak
The painting is hanging on the wall.
Tablo duvarda asıyor.
first
ilk
When your pet goes missing, posting flyers in the area is generally the first step.
Evcil hayvanınız kayıp olunca, çevrede afişler asmak genellikle ilk adım oluyor.
the file
dosya
to access
erişmek
first
öncelikle
the password
şifre
The password is wrong.
Şifre yanlış.
correctly
doğru
I am reading the book correctly.
Ben kitabı doğru okuyorum.
You must enter the password correctly first in order to access these files.
Bu dosyalara erişmek için öncelikle şifreyi doğru girmelisin.
the e-book
e-kitap
I am reading an e-book.
Ben e-kitap okuyorum.
easily
rahat
I access e-books at the library online with ease, so doing research becomes easier.
Kütüphanedeki e-kitaplara çevrimiçi olarak rahatça erişirim, böylece araştırma yapmak kolaylaşıyor.
large
büyük
the transportation
ulaşım
to save
kurtarmak
I am saving my friend.
Ben arkadaşımı kurtarıyorum.
the traffic
trafik
The traffic is bad.
Trafik kötü.
heavy
yoğun
Traffic is heavy.
Trafik yoğun.
When living in a large city, public transportation is a lifesaver because traffic is very heavy.
Büyük şehirde yaşayınca, toplu ulaşım hayat kurtarıyor, çünkü trafik çok yoğun.
to increase
artmak
Worry is increasing.
Endişe artıyor.
Because we have a transportation problem, there needs to be more bus service to the small town.
Ulaşım sorunu yaşadığımız için, kasabaya toplu otobüs seferlerinin artması gerekiyor.
the dream
hayal
own
kendi
I am writing my own book.
Ben kendi kitabımı yazıyorum.
to inspire
ilham vermek
My friend inspires me.
Arkadaşım bana ilham veriyor.
My dream is to write my own book one day and inspire people.
Hayalim bir gün kendi kitabımı yazmak ve insanlara ilham vermek.
the writer
yazar
The writer is writing a book.
Yazar kitap yazıyor.
My friend also wants to become a great writer, so we share our dreams with each other.
Arkadaşım da büyük bir yazar olmak ister, bu yüzden hayallerimizi birbirimizle paylaşıyoruz.
determined
kararlı
My sibling is determined, he runs every morning.
Kardeşim kararlı, her sabah koşuyor.
I am learning Turkish in a determined manner, so that I will speak more comfortably in the future.
Ben kararlı bir şekilde Türkçe öğreniyorum, böylece ileride daha rahat konuşacağım.
the dinner
akşam yemeği
to tidy up
toparlamak
Tidying up the kitchen after dinner is a daily habit I do.
Akşam yemeğinden sonra mutfağı toparlamak her gün yaptığım bir alışkanlık.
the living room
oturma odası
I am resting in the living room.
Ben oturma odasında dinleniyorum.
the impression
izlenim
The impression is important.
İzlenim önemli.
Tidying up the living room a bit before guests arrive leaves a good first impression.
Misafir gelmeden önce oturma odasını biraz toparlamak iyi bir ilk izlenim bırakır.
to remind
hatırlatmak
Please remind me about tomorrow’s exam, because I often get too busy.
Lütfen bana yarınki sınavı hatırlat, çünkü bazen fazla meşgul oluyorum.
the birthday
doğum günü
The birthday has come.
Doğum günü geldi.
thanks to that
bu sayede
the date
tarih
My friend reminded me of his birthday, so I didn’t miss a very important date.
Arkadaşım bana doğum gününü hatırlattı, bu sayede çok önemli bir tarihi kaçırmadım.
about
hakkında
to worry
endişelenmek
the anxiety
kaygı
to reduce
azaltmak
I am reducing the noise.
Ben gürültüyü azaltıyorum.
It’s natural to worry about the future sometimes, but planning reduces anxiety.
Gelecek hakkında bazen endişelenmek doğaldır, ama plan yapmak kaygıyı azaltır.
unsuccessful
başarısız
The plan is unsuccessful.
Plan başarısız.
decisively
kararlı
the feeling
his
to overcome
yenmek
I am overcoming the difficulties in the exam.
Ben sınavdaki zorlukları yeniyorum.
I worry about failing, but by acting decisively I try to overcome this feeling.
Başarısız olmaktan endişeleniyorum, ancak kararlı davranarak bu hissi yenmeye çalışıyorum.
grumpy
huysuz
My sibling woke up grumpy this morning; maybe he hasn’t slept well.
Bu sabah kardeşim huysuz uyandı, belki gece iyi uyuyamadı.
alone
yalnız
I am staying home alone.
Ben yalnız evde kalıyorum.
the support
destek
My friend is giving support.
Arkadaşım destek veriyor.
People who are grumpy generally want to be alone, but a bit of support can help them.
Huysuz olan insanlar genellikle yalnız kalmak ister, ancak biraz destek onlara iyi gelebilir.
foreign
yabancı
the article
makale
I am writing an article.
Ben makale yazıyorum.
quick
hızlı
the translation
çeviri
the tool
araç
When reading a foreign article, I sometimes use a quick translation tool.
Yabancı bir makale okurken, bazen hızlı bir çeviri aracı kullanıyorum.
general
genel
to grasp
yakalamak
This translation wasn’t very good, but I could still grasp the general meaning of the text.
Bu çeviri çok iyi değildi, ama yine de metnin genel anlamını yakalayabildim.
in effect
yürürlük
quiet
sessiz
The classroom is quiet.
Sınıf sessiz.
A new rule is in effect, so we need to be quieter in the library.
Yeni bir kural yürürlükte, bu yüzden kütüphanede daha sessiz olmamız gerekiyor.
If this rule remains in effect, everyone will have to follow it in the next meeting.
Eğer bu kural hâlâ yürürlükte kalırsa, gelecek toplantıda herkes kurala uymak zorunda olacak.
the computer
bilgisayar
The file is on the computer.
Dosya bilgisayarda.
the document
belge
The document is simple but important.
Belge basit ama önemli.
frequently
sık sık
to save
kaydetmek
I am saving the picture.
Ben resmi kaydediyorum.
It is important to frequently save the document you are working on on the computer.
Bilgisayarda çalışırken yaptığın belgeyi sık sık kaydetmek önemlidir.
the note
not
so that
böylece
I wake up early in the morning, so that I arrive at school on time.
Ben sabah erken kalkıyorum, böylece okula zamanında geliyorum.
to be able to remember
hatırlayabilmek
I can remember the old days.
Ben eski günleri hatırlayabiliyorum.
I also record notes on my phone, so I can always remember my ideas.
Ben de telefonuma notlar kaydediyorum, böylece fikirlerimi her zaman hatırlayabiliyorum.
two
iki
Two dogs are playing.
İki köpek oynuyor.
the leader
lider
The leader is working with friends.
Lider, arkadaşlarla çalışıyor.
to shake hands
tokalaşmak
My friend and I are shaking hands at the office.
Ofiste arkadaşım ve ben tokalaşıyoruz.
the press statement
basın açıklaması
When the two leaders met, they first shook hands and then gave a press statement.
İki lider buluştuklarında önce tokalaştılar, sonra basın açıklaması yaptılar.
next to
yanında
The dog is next to the table.
Köpek masanın yanında.
The tree is next to the house.
Ağaç evin yanında.
to ride
binmek
I am riding a bicycle.
Ben bisiklete biniyorum.
I ride a bicycle, thanks to that I travel around the city.
Ben bisiklete biniyorum, bu sayede şehirde geziyorum.
to talk
konuşmak
I want to talk with you.
Ben seninle konuşmak istiyorum.
I am talking about the film.
Ben film hakkında konuşuyorum.
to listen to
dinlemek
I am listening to foreign music.
Ben yabancı müzik dinliyorum.
the knowledge
bilgi
I am sharing knowledge.
Ben bilgi paylaşıyorum.
General knowledge is important.
Genel bilgi önemli.
the law
kanun
The law is in effect.
Kanun yürürlükte.
equal
eşit
The prices are equal.
Fiyatlar eşit.
The law is equal for everyone.
Kanun herkes için eşit.

Contributors