Question | Answer |
---|---|
thanks to | -sayesinde |
I am learning Turkish thanks to the teacher. | Ben öğretmen sayesinde Türkçe öğreniyorum. |
to reinforce | pekiştirmek |
I study every day because I reinforce what I have learned. | Ben her gün ders çalışıyorum, çünkü öğrendiğim bilgileri pekiştiriyorum. |
Thanks to experimental methods, I can reinforce the knowledge I've learned better. | Deneysel yöntemler sayesinde, öğrendiğim bilgileri daha iyi pekiştirebiliyorum. |
the study | çalışma |
the finding | bulgu |
The finding is interesting. | Bulgu ilginç. |
Scientists obtained new findings by conducting experimental studies. | Bilim insanları, deneysel çalışmalar yaparak yeni bulgular elde ettiler. |
to capture | çekmek |
the image | görüntü |
The image is beautiful. | Görüntü güzel. |
sharp | keskin |
The images I captured with my digital camera are very sharp. | Dijital fotoğraf makinesi ile çektiğim görüntüler çok keskin. |
the application | uygulama |
to handle | halledebilmek |
Thanks to digital applications, I can handle all my tasks more quickly. | Dijital uygulamalar sayesinde her işimi daha hızlı halledebiliyorum. |
to make easier | kolaylaştırmak |
Using a computer makes learning easier. | Bilgisayar kullanmak, öğrenmeyi kolaylaştırıyor. |
This new application is making my study process easier. | Bu yeni uygulama, ders çalışma sürecimi kolaylaştırıyor. |
mobile | mobil |
I am using a mobile phone. | Ben mobil telefon kullanıyorum. |
to check | kontrol etmek |
I am checking my car. | Ben arabamı kontrol ediyorum. |
the email | e-posta |
I am sending an email. | Ben e-posta gönderiyorum. |
Every morning, I check the mobile application and read my emails. | Her sabah mobil uygulamayı kontrol edip e-postalarımı okuyorum. |
certificate | sertifika |
Last year, I attended a certificate program and received a certificate. | Geçen yıl bir sertifika programına katıldım ve sertifika aldım. |
at | -de |
Having a certificate at my workplace brings me new opportunities. | İş yerimde sertifika sahibi olmak, bana yeni fırsatlar getiriyor. |
the neighborhood | mahalle |
I am walking in the neighborhood. | Ben mahallede yürüyorum. |
to make a difference | fark yaratmak |
I want to make a difference with this project. | Ben bu projeyle fark yaratmak istiyorum. |
to aim | hedeflemek |
This small venture aims to make a difference in the neighborhood. | Bu küçük girişim, mahallede fark yaratmayı hedefliyor. |
He also wants to start his own venture. | O da kendi girişimini başlatmak istiyor. |
to begin | başlatmak |
The teacher began the discussion by offering new suggestions to the class. | Öğretmen, sınıfa yeni öneriler sunarak tartışmayı başlattı. |
useful | yararlı |
Reading books is useful. | Kitap okumak yararlı. |
My friend's suggestion was very useful for developing our project. | Arkadaşımın önerisi, projemizi geliştirmek için çok yararlı oldu. |
to wonder | merak etmek |
I want to evaluate this report because I am curious about the results. | Bu raporu değerlendirmek istiyorum çünkü sonuçları merak ediyorum. |
the evaluation | değerlendirme |
I am doing an evaluation after the exam. | Sınav sonrası değerlendirme yapıyorum. |
Students are listening carefully to the teacher's evaluations. | Öğrenciler, öğretmenin değerlendirmelerini dikkatle dinliyor. |
throughout the day | gün boyu |
My communication with my family motivates me throughout the day. | Ailemle olan iletişimim, gün boyu beni motive ediyor. |
to establish | kurmak |
I am establishing a business. | Ben iş kuruyorum. |
to empower | güçlendirmek |
This communication I establish with my friends always empowers me. | Arkadaşlarımla kurduğum bu iletişim, beni her zaman güçlendiriyor. |
to accelerate | hızlandırmak |
the technique | teknik |
I am playing football and learning a new technique. | Ben futbol oynuyorum ve yeni teknik öğreniyorum. |
I am using new techniques in the project that I want to accelerate. | Hızlandırmak istediğim projede yeni teknikler kullanıyorum. |
I wake up early in the morning to accelerate my training program. | Antrenman programımı hızlandırmak için sabah erken kalkıyorum. |
the ancestor | ata |
The ancestor is important. | Ata önemli. |
the legacy | miras |
to preserve | korumak |
It is our responsibility to preserve the legacy inherited from our ancestors. | Atalarımızdan kalan mirası korumak bizim sorumluluğumuzdur. |
art | sanat |
famous | ünlü |
The famous writer is writing a book. | Ünlü yazar kitap yazıyor. |
the painter | ressam |
The art gallery exhibits the legacy of famous painters. | Sanat galerisi, ünlü ressamların mirasını sergiliyor. |
undoubtedly | şüphesiz |
the production | yapım |
Film production is continuing. | Film yapım devam ediyor. |
from | -lardan |
I got tea from friends. | Arkadaşlardan çay aldım. |
Undoubtedly, this film is one of the most impressive productions. | Şüphesiz, bu film en etkileyici yapımlardan biridir. |
the mark | not |
Students undoubtedly believe that they will get high marks on the exam. | Öğrenciler, şüphesiz sınavdan yüksek not alacaklarına inanıyor. |
the era | çağ |
A new era has begun. | Yeni çağ başladı. |
the innovation | inovasyon |
economic | ekonomik |
In our era, innovation and original ideas are the keys to economic growth. | Çağımızda inovasyon ve özgün fikirler, ekonomik büyümenin anahtarıdır. |
to | -lara |
I am writing a letter to friends. | Ben arkadaşlara mektup yazıyorum. |
Our company invests in research to support innovation. | Şirketimiz, inovasyonu desteklemek için araştırmalara yatırım yapıyor. |
to pursue | peşinde koşmak |
meticulously | özenle |
The writer, who pursues excellence, writes each sentence meticulously. | Mükemmellik peşinde koşan yazar, her cümlesini özenle yazıyor. |
Students constantly practice in order to achieve excellence. | Öğrenciler, mükemmelliği yakalamak adına sürekli pratik yapıyor. |
to encourage | teşvik etmek |
I encourage my friends to read books. | Ben arkadaşlarımı kitap okumaya teşvik ediyorum. |
to motivate | özendirmek |
the bonus | bonus |
The company gives a bonus. | Şirket bonus veriyor. |
to distribute | dağıtmak |
I am distributing the books. | Ben kitapları dağıtıyorum. |
The boss distributed bonuses to encourage and motivate his employees. | Patron, çalışanlarını teşvik etmek ve özendirmek için bonus dağıttı. |
the management | yönetim |
encouraging | teşvik edici |
This homework is very encouraging. | Bu ödev çok teşvik edici. |
motivating | özendirici |
to apply | uygulamak |
I am applying the plan. | Ben planı uyguluyorum. |
The management applies encouraging and motivating strategies to ensure that employees are motivated. | Yönetim, çalışanların motive olmasını sağlamak için teşvik edici ve özendirici stratejiler uyguluyor. |
the planning | planlama |
Planning is important. | Planlama önemli. |
the obstacle | engel |
to overcome | aşmak |
I am overcoming obstacles. | Ben engelleri aşıyorum. |
to enable | sağlamak |
Flexible planning of successful projects enables overcoming many obstacles. | Başarılı projelerin esnek planlaması, birçok engeli aşmayı sağlıyor. |
strategic | stratejik |
the flexibility | esneklik |
Flexibility is important. | Esneklik önemli. |
The management aims to increase flexibility with new strategic decisions. | Yönetim, yeni stratejik kararlarla esnekliği artırmayı hedefliyor. |
within | içinde |
the foundation | temel |
Harmony within the team is the foundation of successful work. | Takım içindeki uyum, başarılı bir çalışmanın temelidir. |
while | -rken |
Friends converse both in harmony and strategically while listening to music. | Arkadaşlar, müzik dinlerken hem uyum içinde hem de stratejik olarak sohbet ediyorlar. |
Examining scientific studies helps us produce new ideas. | Bilimsel çalışmaları incelemek, yeni fikirler üretmemize yardımcı olur. |
to | -lere |
I am giving books to the students. | Öğrencilere kitap veriyorum. |
to tell | söylemek |
The teacher told the students to examine the project carefully. | Öğretmen, öğrencilere projeyi dikkatlice incelemelerini söyledi. |
that | ki |
I know that you are very good in this matter. | Biliyorum ki sen bu konuda çok iyisin. |
sure | emin |
I am sure about this. | Ben bu konuda eminim. |
I am sure that the weather will be nice tomorrow. | Eminim ki yarın hava güzel olacak. |
to dedicate | ayırmak |
I think that we should dedicate more time to this project. | Düşünüyorum ki bu projeye daha fazla zaman ayırmalıyız. |
encouraging | sevindirici |
The news is encouraging. | Haberler sevindirici. |
Students think that what they have learned has taken root in their minds, which is truly encouraging. | Öğrenciler, öğrendiklerinin beyninde yer ettiğini düşünüyorlar ki bu gerçekten sevindirici. |
the conversation | görüşme |
From my conversations, I understand that everyone is satisfied with the project. | Görüşmelerimden anlıyorum ki, herkes projeden memnun. |
the knife | bıçak |
The knife is sharp. | Bıçak keskin. |
what | ne |
What are you cooking? | Ne pişiriyorsun? |
I wonder what I will do tomorrow. | Ben yarın ne yapacağımı merak ediyorum. |
to paint | resim yapmak |
I am painting in the park. | Ben parkta resim yapıyorum. |
The painter is painting. | Ressam resim yapıyor. |
to be | var |
There is an obstacle. | Engel var. |
solid | sağlam |
The school building is solid. | Okul binası sağlam. |
The foundation of this house is solid. | Bu evin temeli sağlam. |
the truth | gerçek |
Truth is simple. | Gerçek basittir. |
I am telling the truth. | Ben gerçeği söylüyorum. |
with | -la |
to cut | kesmek |
I am cutting the fruit. | Ben meyveyi kesiyorum. |
I am cutting vegetables with a knife. | Ben bıçakla sebze kesiyorum. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io