We are taking an evening walk in the neighborhood. | Mahallede akşam yürüyüşü yapıyoruz. |
our | -miz |
in the evenings | akşamları |
almost | hemen hemen |
In our neighborhood almost everyone is at home in the evenings. | Mahallemizde akşamları hemen hemen herkes evde. |
the backpack | sırt çantası |
I am carrying a backpack. | Ben sırt çantası taşıyorum. |
the planner | ajanda |
There is water and a planner in the backpack. | Sırt çantasında su ve ajanda var. |
the toothbrush | diş fırçası |
The toothbrush is in the bathroom. | Diş fırçası banyoda duruyor. |
I forgot my toothbrush; I will buy a new one. | Diş fırçasını unuttum, yenisini alacağım. |
the washing machine | çamaşır makinesi |
The washing machine is working. | Çamaşır makinesi çalışıyor. |
the plug | fiş |
The washing machine isn’t working; I will check the plug. | Çamaşır makinesi çalışmıyor; fişi kontrol edeceğim. |
loose | gevşek |
The knot is loose. | Düğüm gevşek. |
to plug back in | yerine takmak |
The plug was loose; I plugged it back in. | Fiş gevşekmiş, fişi yerine taktım. |
the minced meat | kıyma |
the cucumber | salatalık |
with yogurt | yoğurtlu |
I am buying minced meat and cucumber; I will make a salad with yogurt. | Ben kıyma ve salatalık alıyorum; yoğurtlu salata yapacağım. |
to sauté | kavurmak |
I am sautéing the onion in the pan. | Ben mutfakta soğanı tavada kavuruyorum. |
yogurt-based | yoğurtlu |
The yogurt-based soup is very delicious. | Yoğurtlu çorba çok lezzetli. |
I sauté the minced meat in the pan and add a yogurt-based sauce. | Kıymayı tavada kavurup yoğurtlu sos ekliyorum. |
to go well | yakışmak |
The cucumber is very fresh; it goes very well with a yogurt salad. | Salatalık çok taze; yoğurtlu salataya çok yakışıyor. |
the realtor | emlakçı |
the business card | kartvizit |
The realtor gave me a business card. | Emlakçı bana kartvizit verdi. |
The phone and address are written clearly on the business card. | Kartvizitte telefon ve adres net yazıyor. |
for rent | kiralık |
There is a house for rent on this street. | Bu sokakta kiralık ev var. |
the flat | daire |
The realtor will show a flat for rent. | Emlakçı, kiralık daire gösterecek. |
(passive future participle) | -ülecek |
the apartment | daire |
The list of apartments to be seen is ready. | Görülecek daire listesi hazır. |
to be discussed | konuşulacak |
I marked the topics to be discussed in the planner. | Konuşulacak konuları ajandada işaretledim. |
passive | -n |
future participle | -acak |
The books to be read are on the table. | Okunacak kitaplar masanın üzerinde. |
allowed | serbest |
Speaking on the phone is allowed here, but let’s keep it short. | Burada telefonla konuşmak serbest, ama kısa tutalım. |
unimportant | önemsiz |
This small mistake is unimportant. | Bu küçük hata önemsiz. |
A small delay is unimportant; what matters is meeting. | Küçük bir gecikme önemsiz, önemli olan buluşmak. |
Wearing shoes inside the house is not allowed. | Evin içinde ayakkabı giymek serbest değil. |
to be able to apply | uygulayabilmek |
I want to be able to apply this plan immediately. | Bu planı hemen uygulayabilmek istiyorum. |
This solution is practical; everyone can apply it easily. | Bu çözüm pratik; herkes kolayca uygulayabilir. |
distant | mesafeli |
My friend is distant today. | Arkadaşım bugün mesafeli. |
The manager looks a bit distant today. | Müdür bugün biraz mesafeli görünüyor. |
the pillowcase | yastık kılıfı |
I changed the pillowcase; it matched the bedsheet. | Yastık kılıfını değiştirdim; çarşafla uyumlu oldu. |
The pillowcase is soft; sleeping becomes easier. | Yastık kılıfı yumuşak, uyumak kolaylaşıyor. |
the dry cleaner | kuru temizleme |
The dry cleaner is closed today. | Kuru temizleme bugün kapalı. |
I took the jacket to the dry cleaner. | Ceketi kuru temizlemeye verdim. |
the dry cleaning | kuru temizleme |
I kept the dry-cleaning receipt; I will pick it up tomorrow. | Kuru temizleme fişini sakladım, yarın alacağım. |
at least | en az |
Wait at least five minutes. | En az beş dakika bekle. |
at most | en fazla |
Let's wait at most ten minutes. | En fazla on dakika bekleyelim. |
Bring at least one bag, at most two bags; otherwise you’ll get tired. | En az bir çanta, en fazla iki çanta getir, yoksa yorulursun. |
all | bütün |
I added all the photos to the project. | Bütün fotoğrafları projeye ekledim. |
evidential (apparently) | -(y)miş |
Almost all the apartments are apparently full. | Hemen hemen bütün daireler doluymuş. |
back | geri |
Could you please step back one step? | Lütfen bir adım geri gelir misin? |
to turn | dönmek |
She turned back and closed the door. | Geri dönüp kapıyı kapattı. |
the slide | slayt |
The slide is understandable and short. | Slayt anlaşılır ve kısa. |
Please go one slide forward in the presentation. | Sunumda bir slayt ileri git, lütfen. |
He took one step forward and started speaking. | Bir adım ileri attı ve konuşmaya başladı. |