siz

Usages of siz

Siz, yeni projeler hakkında önerilerinizi paylaşmayı ihmal etmeyin.
Please do not forget to share your suggestions about new projects.
Siz haftasonu marketten taze meyve alıyorsunuz.
You are buying fresh fruit from the market on the weekend.
Lütfen, sizden bu konuyu daha ayrıntılı açıklamanızı rica ediyorum.
Please, I kindly ask you to explain this matter in more detail.
Siz lütfen projeyi gözden geçirirseniz, yarın sonuçları paylaşabilirsiniz.
Please, if you review the project, you can share the results tomorrow.
Siz, bu takvime göre randevularınızı plan edebilirsiniz.
You can plan your appointments according to this calendar.
Size, proaktif yaklaşımınızla bu problemi netleştirmenizi öneririm.
I recommend that you clarify this problem using your proactive approach.
Siz de bu takvimi kullanarak, önemli tarihleri takibe alabilirsiniz.
You too can use this calendar to keep track of important dates.
Siz bulaşık makinesini kullanarak zaman kazanabilirsiniz.
(You can save time by using the dishwasher.)
Siz semti tarif ederek pansiyona nasıl ulaşacağınızı açıklayınız.
Please explain how to reach the guesthouse by describing the neighborhood.
Siz yeni koleksiyonu sergide inceleyebilirsiniz.
You can examine the new collection at the exhibition (formal “you”).
Siz antika eşyalarla dolu salonda sergilenen egzotik objeleri nasıl buldunuz?
How did you find the exotic objects displayed in the salon full of antique items (formal “you”)?
Safranlı pilav, sofrada her misafirin ilgisini çeker; siz de deneyiniz.
Saffron rice grabs every guest’s attention at the table; you should also try it.
Siz çalar saati kurana kadar biz yemek yapıp masayı hazırlayalım.
Until you set the alarm clock, let’s cook and set the table.
Affedersiniz, siz de toplantıya katılacak mısınız?
Excuse me, will you also attend the meeting?
Affedersiniz, siz sırada mısınız?
Excuse me, are you in line?
Siz isterseniz, toplantıyı birazdan başlatabiliriz.
If you wish, we can start the meeting in a bit.
Umarım siz de bize katılırsınız.
I hope you join us, too.
Siz müsaitseniz, yarın sabah görüşelim.
If you are available, let’s meet tomorrow morning.
Siz müsaitseniz, belgeleri yarın size göstertmek istiyorum.
If you are available, I would like to have you shown the documents tomorrow.
Siz de yol arkadaşı arıyorsanız, bana yazın.
If you are also looking for a travel companion, write to me.
Sizden çadırın fermuarını kapatmanızı rica ederim.
I kindly ask you to close the tent’s zipper.
Sunum biter bitmez sizden kısa geri bildirim isteyeceğim.
As soon as the presentation ends, I will ask you for brief feedback.
Siz gelinceye kadar gündemi güncellemekle meşguldüm.
I was busy updating the agenda until you arrived.
Çeyrek geçe başlayalım; siz ekran paylaşımını açar açmaz haber verin.
Let’s start at quarter past; as soon as you start screen sharing, let us know.
Elon.io is an online learning platform
We have an entire course teaching Turkish grammar and vocabulary.

Start learning Turkish now