[v]ermek

Usages of vermek

Kitaba bakmak bana ilginç fikirler veriyor, çünkü içindeki örnekler çok derin.
Looking at the book gives me interesting ideas because the examples inside are very deep.
Ben yeni şiirler yazarken müzik dinlemek bana çok ilham veriyor.
Listening to music while I write new poems gives me a lot of inspiration.
Sonra yeni tarif öğrenerek tost yapma mücadelesi verdim, sonuç daha lezzetli oldu.
Then, by learning a new recipe, I put up a struggle to make toast, and the result was tastier.
Büyük bir mücadele vererek nihayet hedefime ulaştım ve iyi bir öğle yemeği hazırladım.
By making a big effort, I finally reached my target and prepared a good lunch.
Ben talimat veriyorum.
I am giving instructions.
Pratik, iyi sonuç verir.
Practice gives good results.
Ben bitkiye su veriyorum.
I am giving water to the plant.
Arkadaşım destek veriyor.
My friend is giving support.
Uzun bir perde, pencereye daha şık bir görünüm verir, ama ışığı da biraz engeller.
(English: “A long curtain gives the window a more stylish look, but also blocks some light.”)
Yaratıcılık yeni fikirler verir.
Creativity gives new ideas.
Turnuvada birinci olan takıma büyük bir kupa verildi.
A big trophy was given to the team that came first in the tournament.
Öğrencilerin eğitimine öncelik vererek başarılı sonuçlar elde edilir.
Successful outcomes are achieved by giving priority to students’ education.
Medya haber veriyor.
The media gives news.
Ben aileye öncelik veriyorum.
I give priority to my family.
Ben çalışıyorum, bu bana güç veriyor.
I am working, it gives me strength.
Geçen hafta kursu bitirince bana bir sertifika verildi.
Last week, after I finished the course, I was given a certificate.
Ailem bana büyük sorumluluklar veriyor.
My family gives me great responsibilities.
Ben öneri veriyorum.
I am giving a suggestion.
Şirket bonus veriyor.
The company gives a bonus.
Öğrencilere kitap veriyorum.
I am giving books to the students.
Verdiğim sözler, taahhüt gibi bir vaat içerir.
The promises I give contain a promise like a commitment.
Ailem bana her zaman güvence verir.
My family always gives me assurance.
Ekonomi, istikrarlı büyüme ile geleceğe güven verir.
The economy inspires confidence in the future through steady growth.
Doğruluk, her zaman en iyi politikadır ve güven verir.
Truth is always the best policy and instills trust.
Yazdığım mektubu okuyan öğretmen, bana yapıcı geri bildirim verdi.
The teacher who read the letter I wrote gave me constructive feedback.
Bu iş bana memnuniyet veriyor.
This work gives me satisfaction.
Sunumunda konunun netliği izleyicilere güven verir.
The clarity of your presentation gives confidence to the audience.
Gün batımı, deniz ve gökyüzüne umut veriyor.
The sunset gives hope to the sea and the sky.
Günlük rutinimde, tutarlılığa büyük önem veriyorum.
In my daily routine, I attach great importance to consistency.
Dün akşam sinemada izlediğimiz film bana coşku verdi.
The film we watched at the cinema last night gave me enthusiasm.
Öğretmen öğrencilerine kitap veriyor.
The teacher gives books to the students.
Müzik dinlemek bana zevk veriyor.
Listening to music gives me pleasure.
Kolektif çaba başarılı sonuçlar verir.
Collective effort yields successful results.
Elon.io is an online learning platform
We have an entire course teaching Turkish grammar and vocabulary.

Start learning Turkish now