Question | Answer |
---|---|
to | -ya |
I am riding in the car. | Ben arabaya biniyorum. |
Ali | Ali |
the coolness | serinlik |
There is coolness in the air. | Havada serinlik var. |
the enthusiasm | heves |
Ali, who goes for a run by waking up early, feels great enthusiasm in the cool morning. | Erken kalkarak koşuya çıkan Ali, sabahın serinliğinde büyük heves duyuyor. |
to sip | yudumlamak |
I am sipping the hot tea. | Ben sıcak çayı yudumluyorum. |
After his run, he sipped his coffee with enthusiasm. | Koşu yaptıktan sonra hevesle kahvesini yudumladı. |
peaceful | huzurlu |
By taking a nature walk, I find a peaceful environment. | Doğa yürüyüşü yaparak huzurlu bir ortam buluyorum. |
by | -arak |
By sitting in the garden, I spend peaceful hours. | Bahçede oturarak huzurlu saatler geçiriyorum. |
continuous | sürekli |
the investment | yatırım |
I am making an investment. | Ben yatırım yapıyorum. |
the stability | istikrar |
The company is trying to achieve stability by making continuous investments. | Şirket, sürekli yatırım yaparak istikrar sağlamaya çalışıyor. |
to maintain | korumak |
My family can live happily by maintaining life's stability. | Ailem, hayatın istikrarını koruyarak mutlu yaşabiliyor. |
economics | ekonomi |
the class | ders |
wisely | akıllıca |
I am planning wisely. | Ben akıllıca plan yapıyorum. |
to invest | yatırım yapmak |
the importance | önem |
In my economics class, I learned the importance of making wise investments. | Ekonomi dersinde, akıllıca yatırım yapmanın önemini öğrendim. |
to | -e |
with | -le |
It is possible to look to the future with confidence by making investments. | Yatırım yaparak geleceğe güvenle bakmak mümkündür. |
the training | antrenman |
perfect | mükemmel |
The weather is perfect. | Hava mükemmel. |
to begin | başlamak |
I am beginning to read a book. | Ben kitap okumaya başlıyorum. |
By exercising, I began to feel perfect. | Antrenman yaparak kendimi mükemmel hissetmeye başladım. |
my | -im |
excellent | mükemmel |
to yield | vermek |
the reason | neden |
to appreciate | takdir etmek |
I appreciate my friend. | Ben arkadaşımı takdir ediyorum. |
My new project is appreciated because it yields excellent results. | Yeni projem, mükemmel sonuçlar vermesi nedeniyle takdir ediliyor. |
to | -a |
I am writing a letter to a friend. | Ben arkadaşa mektup yazıyorum. |
while | -ken |
the dedication | özveri |
Students show great dedication while preparing for their exam. | Öğrenciler sınava hazırlanırken büyük özveri gösteriyor. |
Working with dedication by training leads to successful outcomes. | Antrenman yaparak özveriyle çalışmak, başarılı sonuçlar almayı sağlar. |
the sun | güneş |
magnificent | muhteşem |
the view | manzara |
The view is very beautiful. | Manzara çok güzel. |
By watching the sunrise, I witnessed a magnificent view. | Güneşin doğuşunu izleyerek muhteşem bir manzara seyrettim. |
the audience | izleyici |
to captivate | büyülemek |
The music captivates me. | Müzik beni büyülüyor. |
The film captivated the audience with its magnificent effects. | Film, muhteşem efektleriyle izleyicileri büyüledi. |
the storm | fırtına |
The storm is coming. | Fırtına geliyor. |
of | -nın |
the intensity | şiddet |
to take shelter | sığınmak |
Feeling the intensity of the storm, I took shelter in my house. | Fırtınanın şiddetini hissederek evime sığındım. |
the summit | zirve |
to observe | gözlemlemek |
By climbing the mountain, we observed the intensity of the wind. | Dağ zirvesine tırmanarak rüzgarın şiddetini gözlemledik. |
the space | uzay |
Space is very wide. | Uzay çok geniş. |
the movement | hareket |
The movement is continuing. | Hareket devam ediyor. |
to obtain | edinmek |
Scientists obtained new information by observing movements in space. | Bilim insanları uzayda hareketi gözlemleyerek yeni bilgiler edindi. |
in | -ta |
While sitting in the park, I carefully observed the birds. | Parkta otururken kuşları dikkatle gözlemledim. |
to calculate | hesaplamak |
total | toplam |
the cost | maliyet |
By calculating the project, we learned its total cost. | Projeyi hesaplayarak toplam maliyeti öğrendik. |
to decide | karar vermek |
I am deciding in the meeting. | Ben toplantıda karar veriyorum. |
When making an investment, you must decide by considering the cost. | Yatırım yaparken maliyeti göz önünde bulundurarak karar vermek gerekir. |
calculation | hesaplama |
the ability | yetenek |
By solving math problems, I improved my calculation skills. | Matematik sorularını çözerek hesaplama yeteneğimi geliştirdim. |
to renovate | yenilemek |
I want to renovate my house. | Ben evimi yenilemek istiyorum. |
the transformation | dönüşüm |
to achieve | gerçekleştirmek |
I want to achieve my dream. | Ben hayalimi gerçekleştirmek istiyorum. |
By renovating the old building, we achieved a great transformation. | Eski binayı yenileyerek büyük bir dönüşüm gerçekleştirdik. |
the season | mevsim |
Nature constantly shows transformation as the seasons change. | Doğa, mevsimler geçerek sürekli dönüşüm gösterir. |
regularly | düzenli |
the continuity | süreklilik |
to ensure | sağlamak |
It is possible to ensure continuity in success by working regularly every day. | Her gün düzenli çalışarak başarıda süreklilik sağlamak mümkündür. |
the work | çalışma |
The work is very important. | Çalışma çok önemli. |
to emphasize | vurgulamak |
By preparing the project report, we emphasized the continuity of the work process. | Proje raporunu hazırlayarak çalışma sürecinin sürekliliğini vurguladık. |
the harmony | uyum |
in | içinde |
to complete | tamamlamak |
I want to complete the project. | Ben projeyi tamamlamak istiyorum. |
By working as a team, we completed the project in harmony. | Takım çalışması yaparak uyum içinde projeyi tamamladık. |
by | -erek |
aesthetic | estetik |
The room is aesthetic. | Oda estetik. |
to create | yaratmak |
By combining different colors, I created an aesthetic harmony in the room. | Farklı renkleri kombinleyerek odada estetik bir uyum yarattım. |
to attend | katılmak |
valuable | değerli |
The book is valuable. | Kitap değerli. |
By attending the meeting, I made a valuable contribution to the project. | Toplantıya katılarak projeye değerli bir katkı sağladım. |
the individual | birey |
The individual exercises to stay healthy. | Birey sağlıklı kalmak için egzersiz yapıyor. |
Every individual can create great changes by making small contributions to society. | Her birey topluma küçük katkılar yaparak büyük değişiklikler yaratabilir. |
to interact | etkileşim kurmak |
Interacting is important. | Etkileşim kurmak önemli. |
to discuss | tartışmak |
Students are discussing. | Öğrenciler tartışıyor. |
Students discussed the topic by having active interaction in class. | Öğrenciler sınıfta aktif etkileşim kurarak konu hakkında tartıştılar. |
the media | medya |
The media gives news. | Medya haber veriyor. |
to interact | etkileşimde bulunmak |
I am interacting with the students in the classroom. | Ben sınıfta öğrencilerle etkileşimde bulunuyorum. |
When people interact on social media, it increases the exchange of ideas. | Sosyal medyada insanların etkileşimde bulunması, fikir alışverişini artırıyor. |
the company | firma |
The company works every day. | Firma her gün çalışıyor. |
continuously | sürekli |
He/She is continuously laughing. | O sürekli gülüyor. |
to innovate | yenilik yapmak |
I want to innovate in the project. | Ben projede yenilik yapmak istiyorum. |
the competition | rekabet |
Competition is increasing. | Rekabet artıyor. |
in | -te |
I want to calculate the prices in the market. | Ben markette fiyatları hesaplamak istiyorum. |
to take the lead | öne geçmek |
The company took the lead in the competition by continuously innovating. | Firma, sürekli yenilik yaparak rekabette öne geçti. |
the technology | teknoloji |
Technology is developing. | Teknoloji gelişiyor. |
into | -ye |
the innovation | yenilik |
By using new technology, we infused innovation into the project. | Yeni teknolojiyi kullanarak projeye yenilik kattık. |
the education | eğitim |
Education is important. | Eğitim önemli. |
the priority | öncelik |
to achieve | elde etmek |
I am achieving success. | Ben başarı elde ediyorum. |
Successful outcomes are achieved by giving priority to students’ education. | Öğrencilerin eğitimine öncelik vererek başarılı sonuçlar elde edilir. |
the business plan | iş planı |
the efficiency | verimlilik |
I work very hard, therefore efficiency is increasing. | Ben çok çalışıyorum, bu yüzden verimlilik artıyor. |
to | -ğe |
to give priority | öncelik tanımak |
I give priority to resting for my health. | Ben sağlığım için dinlenmeye öncelik tanıyorum. |
We utilized resources correctly by giving priority to efficiency in the business plan. | İş planında verimliliğe öncelik tanıyarak kaynakları doğru kullandık. |
distinguished | seçkin |
the university | üniversite |
the graduate | mezun |
The graduate is looking for a job. | Mezun iş arıyor. |
as | -olarak |
I work as a doctor. | Ben doktor olarak çalışıyorum. |
He is proud of having graduated from a distinguished university. | O, seçkin bir üniversiteden mezun olarak gurur duyuyor. |
the symbol | simge |
The library is a symbol of knowledge. | Kütüphane, bilgi simgesi. |
to become | haline gelmek |
The building, designed with distinguished architecture, became a symbol of the city. | Seçkin bir mimariyle tasarlanan bina şehrin simgesi haline geldi. |
clearly | açıkça |
I speak clearly. | Ben açıkça konuşuyorum. |
The teacher clearly explained the importance of the topic by emphasizing the notes. | Öğretmen notları vurgulayarak konunun önemini açıkça anlattı. |
When preparing the report, it is necessary to emphasize that the budget is important. | Raporu hazırlarken bütçenin önemli olduğunu vurgulamak gerekir. |
from | -ten |
Ali is buying fresh bread from the market. | Ali, marketten taze ekmek alıyor. |
the question | soru |
The question is difficult. | Soru zor. |
I know the reason for this question. | Ben bu sorunun nedenini biliyorum. |
to shine | parlamak |
The sun is shining. | Güneş parlıyor. |
from | -dan |
I came from the mountain. | Ben dağdan geldim. |
The dog is taking shelter from the rain. | Köpek yağmurdan sığınıyor. |
to | -ye |
I give priority to my family. | Ben aileye öncelik veriyorum. |
I am climbing to the summit. | Ben zirveye tırmanıyorum. |
seven | yedi |
Seven colorful pens are on the table. | Yedi renkli kalem masada. |
There are seven students in the classroom. | Sınıfta toplam yedi öğrenci var. |
to change | değişmek |
The weather is changing. | Hava değişiyor. |
The season is changing slowly. | Mevsim yavaşça değişiyor. |
to study | ders çalışmak |
I am studying in the library. | Ben kütüphanede ders çalışıyorum. |
I study regularly. | Ben düzenli ders çalışıyorum. |
the strength | güç |
I am working, it gives me strength. | Ben çalışıyorum, bu bana güç veriyor. |
Innovation adds strength to the project. | Yenilik projeye güç katıyor. |
the course | ders |
Courses at the university are hard. | Üniversitede dersler zor. |
to get off | inmek |
The bus stopped, I am getting off the bus. | Otobüs durdu, ben otobüsten iniyorum. |
I am getting off the bus. | Ben otobüsten iniyorum. |
the star | yıldız |
The star is shining alone. | Yıldız yalnız parlıyor. |
The stars are shining. | Yıldızlar parlıyor. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io