Question | Answer |
---|---|
the spring | bahar |
to approach | yaklaşmak |
the wind | rüzgar |
more | daha |
soft | yumuşak |
The cat is soft. | Kedi yumuşak. |
to blow | esmek |
Today the wind is blowing. | Bugün rüzgar esiyor. |
Spring is approaching, the wind is now blowing more gently. | Bahar yaklaşıyor, rüzgar artık daha yumuşak esiyor. |
the sky | gökyüzü |
cloudy | bulutlu |
the weather | hava |
The weather is cloudy. | Hava bulutlu. |
to warm up | ısınmak |
The room is warming up. | Oda ısınıyor. |
The sky is sometimes cloudy, but when spring arrives, the weather warms up. | Gökyüzü bazen bulutlu oluyor, ama bahar gelince hava ısınıyor. |
morning | sabah |
I drink tea in the morning. | Ben sabah çay içiyorum. |
the station | istasyon |
the train | tren |
The train is approaching the station. | Tren istasyona yaklaşıyor. |
to wait | beklemek |
I go to the station in the mornings and wait for the train. | Ben sabahları istasyona gidiyorum ve tren bekliyorum. |
when | gelince |
When my friend arrives, I will also go to the cinema. | Arkadaşım gelince, ben de sinemaya gideceğim. |
always | hep |
I always read a book. | Ben hep kitap okuyorum. |
happy | mutlu |
My friend is happy. | Arkadaşım mutlu. |
When the train arrives, I always become very happy. | Tren gelince hep çok mutlu oluyorum. |
cafe | kafe |
the meetup | buluşma |
to plan | planlamak |
Planning is important. | Planlamak önemli. |
My friend and I are planning a cafe meetup at noon. | Arkadaşım ve ben öğle saatinde kafe buluşması planlıyoruz. |
the cafe | kafe |
to sit | oturmak |
to converse | sohbet etmek |
pleasant | keyifli |
Sitting in the garden is pleasant. | Bahçede oturmak keyifli. |
Sitting in the cafe and having a conversation is really pleasant. | Kafede oturmak ve sohbet etmek gerçekten keyifli. |
the ice cream | dondurma |
the tooth | diş |
The tooth is red. | Diş kırmızı. |
to get cold | üşümek |
still | yine de |
When I eat ice cream, my teeth get a bit cold, but I still like it. | Dondurma yiyince dişlerim biraz üşüyor, ama yine de seviyorum. |
the cell phone | cep telefonu |
to forget | unutmak |
Forgetting is difficult. | Unutmak zor. |
the message | mesaj |
to send | atmak |
I sometimes forget my cell phone at home and can’t send a message. | Cep telefonumu bazen evde unutuyorum ve mesaj atamıyorum. |
instead of | yerine |
I am eating fruit instead of bread. | Ben ekmek yerine meyve yiyorum. |
to have a conversation | sohbet etmek |
Instead of sending a message, having a conversation is nicer, but sometimes it’s difficult. | Mesaj atmak yerine sohbet etmek daha güzel, fakat bazen zor oluyor. |
outside | dışarıda |
I am reading a book outside. | Ben dışarıda kitap okuyorum. |
to run | koşmak |
The wind is blowing, still I am running in the park. | Rüzgar esiyor, yine de ben parkta koşuyorum. |
for | için |
When the wind picks up, running outside becomes more difficult for me. | Rüzgar artınca dışarıda koşmak benim için daha zor hale geliyor. |
slowly | yavaş |
The food is cooking slowly. | Yemek yavaş pişiyor. |
I want to run slowly in the park every morning, because my health is important. | Ben her sabah parkta yavaşça koşmak istiyorum, çünkü sağlığım önemli. |
the office | ofis |
comfortably | rahatça |
The dog is playing comfortably. | Köpek rahatça oynuyor. |
When I’m not working in the office, I can comfortably read a book at home. | Ofiste çalışmayınca evde rahatça kitap okuyabiliyorum. |
crowded | kalabalık |
to have to wait | beklemek zorunda kalmak |
The office sometimes gets crowded and I have to wait. | Ofis bazen kalabalık oluyor ve beklemek zorunda kalıyorum. |
the dessert | tatlı |
always | daima |
The dog always plays in the garden. | Köpek daima bahçede oynuyor. |
with him | yanında |
to carry | taşımak |
I am carrying the book. | Ben kitabı taşıyorum. |
My friend who eats dessert always carries his cell phone with him. | Tatlı yiyen arkadaşım cep telefonunu daima yanında taşıyor. |
short | kısa |
The film is short. | Film kısa. |
the trip | seyahat |
I want to make a long trip. | Ben uzun seyahat yapmak istiyorum. |
different | farklı |
I am cooking different food. | Ben farklı yemek pişiriyorum. |
My new plan is to travel by train for a short trip and go to different cities. | Yeni planım, trenle kısa bir seyahat etmek ve farklı şehirlere gitmek. |
to travel | seyahat etmek |
I am traveling on the weekend. | Ben haftasonu seyahat ediyorum. |
to meet | tanışmak |
I want to meet. | Ben tanışmak istiyorum. |
me | beni |
He loves me. | O beni seviyor. |
to make happy | mutlu etmek |
I am making my friend happy. | Ben arkadaşımı mutlu ediyorum. |
When I travel, meeting new people and having conversations makes me happy. | Seyahat edince yeni insanlarla tanışmak ve sohbet etmek beni mutlu ediyor. |
evening | akşam |
I am resting at home in the evening. | Ben akşam evde dinleniyorum. |
to become colorful | renklenmek |
The sky is becoming colorful in the morning. | Sabah gökyüzü renkleniyor. |
to take | çekmek |
When the sky becomes colorful in the evening, I want to take beautiful photos. | Akşam gökyüzü renklenince çok güzel fotoğraflar çekmek istiyorum. |
in order to | için |
in front | önünde |
The dog is in front of the market. | Köpek marketin önünde. |
My friend is also waiting in front of the cafe to take photos. | Arkadaşım da fotoğraf çekmek için kafe önünde bekliyor. |
enjoyable | keyifli |
The cinema is enjoyable. | Sinema keyifli. |
even | bile |
The dog is even playing in the park. | Köpek bile parkta oynuyor. |
When spring comes, desserts become more enjoyable; I even eat ice cream. | Bahar gelince tatlılar daha keyifli oluyor, ben dondurma bile yiyorum. |
to stop | durmak |
The bus is stopping. | Otobüs duruyor. |
When the wind stops, the sky looks calmer, and I go to the park to sit. | Rüzgar durunca gökyüzü daha sakin görünüyor, ben de oturmak için parka gidiyorum. |
The back door is sometimes locked, so we enter the office from the front door. | Arka kapı bazen kilitli, bu yüzden ofise ön kapıdan giriyoruz. |
back | arka |
I am reading a book in the back room. | Ben arka odada kitap okuyorum. |
the door | kapı |
open | açık |
The door is open. | Kapı açık. |
quietly | sessizce |
I am going to the park quietly. | Ben parka sessizce gidiyorum. |
to be able to enter | girebilmek |
I want to be able to enter the office. | Ben ofise girebilmek istiyorum. |
When the back door is open, people can quietly enter the office. | Arka kapı açık olunca insanlar sessizce ofise girebiliyor. |
Would you like to answer this question, or should I answer it? | Sen bu soruyu yanıtlamak ister misin, yoksa ben mi yanıtlayayım? |
myself | kendim |
I am cooking food by myself. | Ben kendim yemek yapıyorum. |
to answer | yanıtlamak |
I am answering the message. | Ben mesajı yanıtlıyorum. |
at ease | rahat |
the process | süreç |
The process is continuing. | Süreç devam ediyor. |
When I answer it myself, I feel more at ease because I like the process of thinking. | Ben kendim yanıtlayınca daha rahat oluyorum, çünkü düşünme sürecini seviyorum. |
easy | kolay |
to be able | olabilmek |
I want to be able to be happy. | Ben mutlu olabilmek istiyorum. |
This plan sometimes looks easy, and sometimes it can be difficult. | Bu plan bazen kolay görünüyor, bazen de zor olabiliyor. |
the task | iş |
to deal with | uğraşmak |
I am dealing with this difficult plan. | Ben bu zor planla uğraşıyorum. |
fast | hızlı |
The dog is fast. | Köpek hızlı. |
the progress | ilerleme |
to record | kaydetmek |
I am recording a film. | Ben film kaydediyorum. |
When we deal with easy tasks, we make faster progress. | Kolay işlerle uğraşınca daha hızlı ilerleme kaydediyoruz. |
to be late | gecikmek |
The bus is delayed. | Otobüs gecikti. |
My friend is waiting at the station because the train is delayed, and the station is very crowded. | Arkadaşım istasyonda bekliyor, çünkü tren gecikti ve istasyon çok kalabalık. |
the time | zaman |
usually | genellikle |
I usually go to the cinema. | Ben genellikle sinemaya gidiyorum. |
to prefer | tercih etmek |
I prefer tea. | Ben çay tercih ediyorum. |
When I’m not in the office at noon, I usually prefer to rest at home. | Öğle vakti ofiste olmadığım zaman, genellikle evde dinlenmeyi tercih ediyorum. |
therefore | bu yüzden |
I am reading a book, therefore I am learning new things. | Ben kitap okuyorum, bu yüzden yeni şeyler öğreniyorum. |
The train did not come, therefore I have to wait at the station. | Tren gelmedi, bu yüzden ben istasyonda beklemek zorunda kalıyorum. |
slow | yavaş |
The train is slow. | Tren yavaş. |
Progress is slow but important. | İlerleme yavaş, ama önemli. |
well | iyi |
The dog is playing well. | Köpek iyi oynuyor. |
I am using time well. | Ben zamanı iyi kullanıyorum. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io