[z]aman

Usages of zaman

Öğle vakti ofiste olmadığım zaman, genellikle evde dinlenmeyi tercih ediyorum.
When I’m not in the office at noon, I usually prefer to rest at home.
Ben zamanı iyi kullanıyorum.
I am using time well.
Çabuk davranırsak, ekmeği koklamak ve tadına bakmak için daha çok zamanımız olur.
If we act quickly, we’ll have more time to smell the bread and taste it.
Ben plan yapıyorum, bu yüzden zaman kazanıyorum.
I am making a plan, therefore I am gaining time.
Zaman sınırlı.
Time is limited.
Bugün yağmur yağıyor, evde oturup çay içmek için güzel bir zaman.
It’s raining today; it’s a good time to sit at home and drink tea.
Arkadaşımla kütüphanede zaman geçirmek, hem eğlenceli hem de eğitici.
Spending time at the library with my friend is both fun and educational.
Hafta sonu şehir dışında zaman geçirmek istiyorum, böylece yenilenmiş hissedeceğim.
I want to spend time outside the city on the weekend, so I’ll feel renewed.
Ben sınavı planlarken zamanı göz önünde bulunduruyorum.
I consider time when planning the exam.
Ben de meşgul olduğum zamanlar konforlu bir sandalye kullanmayı seviyorum, böylece yorulmuyorum.
When I am also busy, I like to use a comfortable chair, so I don’t get tired.
Ben de telefonuma notlar kaydediyorum, böylece fikirlerimi her zaman hatırlayabiliyorum.
I also record notes on my phone, so I can always remember my ideas.
Tesadüfen yeni bir beceri keşfetmek de mümkün, ancak onu tek başına değerlendirmek her zaman kolay değil.
It’s also possible to discover a new skill by chance, but it’s not always easy to evaluate it alone.
İndirim zamanlarında ara sıra gereksiz şeyler alıyorum, sonra geri vermek zorunda kalıyorum.
During discount times, I sometimes buy unnecessary things, then I have to return them.
Yeni kafemiz resmen açıldı, artık dilediğin zaman gelebilirsin.
Our new cafe officially opened; now you can come whenever you like.
Zaman yetiyor.
Time is enough.
Arkadaşlarımla kurduğum bu iletişim, beni her zaman güçlendiriyor.
This communication I establish with my friends always empowers me.
Düşünüyorum ki bu projeye daha fazla zaman ayırmalıyız.
I think that we should dedicate more time to this project.
Babam, zor zamanlarda merhametli hareket etmenin önemini vurguladı.
My father emphasized the importance of acting with compassion in hard times.
Ben işimde öngörü sahibi olmak için her zaman plan yapıyorum.
I always plan in my work to have foresight.
Dostluk her zaman önemlidir.
Friendship is always important.
Ödevin tamamlanma zamanı geldi.
The assignment's completion time has come.
İş süreçlerinde optimizasyon yapılarak zaman tasarrufu sağlandı.
Optimization in business processes saved time.
Ben zamanımı optimize etmek istiyorum.
I want to optimize my time.
Ders çalışırken, kitapların derinliği beni her zaman şaşırtır.
While studying, the depth of the books always amazes me.
Arkadaşım, zor zamanlarında bile cömert davranarak herkese destek oluyor.
My friend supports everyone by acting generously, even in tough times.
Onun kararsızlığı, toplantıda zaman kaybına yol açtı.
His indecision caused a waste of time during the meeting.
Arkadaşlarla samimi diyalog kurmak her zaman iyidir.
Having sincere dialogue with friends is always good.
Tedarikçi siparişleri zamanında getiriyor.
The supplier delivers the orders on time.
Ben ve arkadaşım, her hafta sonu parkta piknik yapıp, birlikte geçirdiğimiz zamanı çok kıymetli görüyoruz.
My friend and I value the time we spend together greatly when we have a picnic in the park every weekend.
Elon.io is an online learning platform
We have an entire course teaching Turkish grammar and vocabulary.

Start learning Turkish now