Question | Answer |
---|---|
This book, which is very old, still gives valuable advice. | Bu kitap, ki çok eski, hâlâ değerli öğütler veriyor. |
the advice | öğüt |
Taking advice is important for overcoming difficulties. | Öğüt almak, zorlukları aşmak için önemlidir. |
humble | mütevazı |
the effort | çaba |
To receive advice, it is useful to talk with humble people and put in a lot of effort. | Öğüt almak için, mütevazı insanlarla sohbet etmek ve çok çaba göstermek faydalıdır. |
the mother | anne |
Mother is cooking in the kitchen. | Anne mutfakta yemek yapıyor. |
to have foresight | öngörü sahibi olmak |
to say | söylemek |
My mother always told me that I should have foresight. | Annem bana her zaman öngörü sahibi olmam gerektiğini söyledi. |
the foresight | öngörü |
Deciding with foresight is easy. | Öngörü ile karar vermek kolaydır. |
Thanks to foresight, we can reduce future risks. | Öngörü sayesinde gelecekteki riskleri azaltabiliriz. |
to gain | edinmek |
to teach | öğretmek |
I want to teach Turkish to my friends. | Ben arkadaşlarıma Türkçe öğretmek istiyorum. |
The experience I gained on vacation taught me the importance of exerting great effort. | Geçen tatilde edindiğim deneyim, bana büyük çaba göstermenin önemini öğretti. |
the teamwork | takım çalışması |
Thanks to teamwork, tasks become easier. | Takım çalışması sayesinde işler kolaylaşır. |
the collaboration | işbirliği |
Collaboration is very important in teamwork. | Takım çalışmasında işbirliği çok önemlidir. |
The collaboration I established with my friends brought success to our projects. | Arkadaşlarımla kurduğum işbirliği, projelerimize başarı getirdi. |
curious | meraklı |
I am curious; I am eager to learn every new topic. | Ben meraklıyım; her yeni konuyu öğrenmeye açığım. |
Curious children spend long hours in the library. | Meraklı çocuklar, kütüphanede uzun saatler geçirir. |
the realism | gerçekçilik |
to act | hareket etmek |
the logic | mantık |
I try to be humble because there is logic in acting realistically. | Ben mütevazı olmaya çalışıyorum, çünkü gerçekçilikle hareket etmenin mantığı vardır. |
sufficiently | yeterince |
to note | belirtmek |
The teacher noted that logic was used sufficiently when evaluating the project. | Öğretmen, projeyi değerlendirirken mantığın yeterince kullanıldığını belirtti. |
to reflect | yansıtmak |
The glass reflects the sun. | Cam güneşi yansıtıyor. |
the criterion | ölçüt |
The criterion of success is working. | Başarının ölçütü çalışmaktır. |
In art, realism is the most important criterion for reflecting emotions. | Sanatta gerçekçilik, duyguları yansıtmanın en önemli ölçütüdür. |
the home | ev |
the space | mekan |
In my new home, there is a spacious space. | Yeni evimde geniş bir mekan var. |
before | -madan |
the summary | özet |
Before starting the lesson, I like to summarize the day. | Derse başlamadan önce günün özetini yapmayı seviyorum. |
at | -da |
I am sitting at the table, my friend is saying beautiful things to me. | Ben masada oturuyorum, arkadaşım bana güzel şeyler söylüyor. |
The teacher prepared a summary of the lesson at the end of the week. | Öğretmen, hafta sonunda dersin özetini çıkardı. |
the promise | söz |
I keep my promise. | Ben sözümü tutuyorum. |
the commitment | taahhüt |
Commitment is important. | Taahhüt önemli. |
the promise | vaat |
The promises I give contain a promise like a commitment. | Verdiğim sözler, taahhüt gibi bir vaat içerir. |
the hope | umut |
Hope is growing. | Umut büyüyor. |
to fill | doldurmak |
Promises that will meet my expectations fill my heart with hope. | Beklentilerimi karşılayacak vaatler, kalbimi umutla doldurur. |
compassionate | merhametli |
The teacher is compassionate. | Öğretmen merhametli. |
My father emphasized the importance of acting with compassion in hard times. | Babam, zor zamanlarda merhametli hareket etmenin önemini vurguladı. |
the compassion | merhamet |
to unite | birleştirmek |
the friendship | dostluk |
Friendship is always important. | Dostluk her zaman önemlidir. |
to strengthen | güçlendirmek |
I am playing football and this is good for strengthening my body. | Ben futbol oynuyorum ve bu, vücudumu güçlendirmek için iyidir. |
Showing compassion unites people and strengthens friendship. | Merhamet göstermek, insanları birleştirir ve dostluğu güçlendirir. |
the possibility | imkan |
This opportunity offers me new possibilities. | Bu fırsat, bana yeni imkanlar sunuyor. |
Every day at work, I try to take advantage of new possibilities. | İş yerinde her gün yeni imkanları değerlendirmeye çalışırım. |
the measure | ölçü |
correct | doğru |
The measure of the project's success comes from achieving correct results. | Projenin başarı ölçüsü, doğru sonuçlara ulaşmaktan geçer. |
Every task has a measure by which logical results can be obtained. | Her işin bir ölçüsü vardır ki, mantıklı sonuçlar elde edilebilir. |
to thank | teşekkür etmek |
When the students thank the teacher, they act sincerely. | Öğrenciler, öğretmene teşekkür ettiklerinde samimi davranırlar. |
the conscience | vicdan |
Expressing thanks relaxes the conscience and makes people happy. | Teşekkür etmek, vicdanı rahatlatır ve insanları mutlu eder. |
the invitation | davet |
I am waiting for the invitation. | Ben daveti bekliyorum. |
the organization | organizasyon |
The organization is successful. | Organizasyon başarılı. |
This formal invitation is part of a large organization. | Bu resmi davet, büyük bir organizasyonun parçasıdır. |
set | belirlenen |
to follow | uymak |
I follow the recipe. | Ben tarife uyarım. |
to be obliged | zorunda olmak |
In the formal meeting, everyone is obliged to follow the set rules. | Resmi toplantıda herkes, belirlenen kurallara uymak zorundadır. |
the work | iş |
I always plan in my work to have foresight. | Ben işimde öngörü sahibi olmak için her zaman plan yapıyorum. |
materialization | gerçekleşme |
the probability | ihtimal |
The probability of this work materializing seems high. | Bu işin gerçekleşme ihtimali yüksek görünüyor. |
the assurance | güvence |
Working brings assurance. | Çalışmak güvence getirir. |
My family always gives me assurance. | Ailem bana her zaman güvence verir. |
the adult | yetişkin |
The adult takes responsibility and works regularly. | Yetişkin sorumluluk alıyor ve düzenli çalışıyor. |
to bear | taşımak |
Every adult bears responsibility as a part of society. | Her yetişkin, toplumun bir parçası olarak sorumluluk taşır. |
to fulfill | yerine getirmek |
I am fulfilling my duty. | Ben görevimi yerine getiriyorum. |
to mature | olgunlaştırmak |
Difficulties mature a person. | Zorluklar insanı olgunlaştırır. |
Fulfilling one’s responsibilities makes a person mature. | Sorumluluklarını yerine getirmek, insanı olgunlaştırır. |
we | hepimiz |
We are all walking in the park. | Hepimiz parkta yürüyoruz. |
together | beraber |
My friend and I are studying together. | Ben ve arkadaşım beraber ders çalışıyoruz. |
greater | daha büyük |
to take on | almak |
We can all take on greater responsibilities by working together. | Hepimiz beraber çalışarak daha büyük sorumluluklar alabiliriz. |
additional | ek |
This report contains additional information. | Bu rapor ek bilgi içeriyor. |
to provide | sunmak |
The use of “ki” in this sentence provides related information as additional detail. | Bu cümlenin içinde kullandığım “ki” yapısı, ilişkili bilgiyi ek bilgi olarak sunar. |
with | yla |
to enrich | zenginleştirmek |
I want to enrich my knowledge by reading books. | Ben kitap okuyarak bilgimi zenginleştirmek istiyorum. |
the reader | okuyucu |
The reader is reading a book in the room. | Okuyucu odada kitap okuyor. |
Every book, which is enriched with details, opens new horizons for the reader. | Her kitap, ki detaylarıyla zenginleştirilmiştir, okuyucuya yeni ufuklar açar. |
accusative | -yı |
to close | kapatmak |
Please close the door. | Lütfen kapıyı kapat. |
I close the door before leaving the house. | Ben evden çıkmadan önce kapıyı kapatıyorum. |
the cup | bardak |
The cup is full. | Bardak dolu. |
I am filling the cup. | Ben bardağı dolduruyorum. |
to bring closer | yakınlaştırmak |
Playing games together brings people closer. | Birlikte oyun oynamak insanları yakınlaştırır. |
Compassion brings people closer. | Merhamet insanları yakınlaştırır. |
the answer | cevap |
I am waiting for the answer. | Ben cevap bekliyorum. |
The answer is correct. | Cevap doğru. |
the path | yol |
Conscience directs a person to the right path. | Vicdan insanı doğru yola yönlendirir. |
at | -a |
I am buying bread at the set price. | Ben belirlenen fiyata ekmek alıyorum. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io