Question | Answer |
---|---|
absent-minded | dalgın |
The absent-minded student forgot his pen. | Dalgın öğrenci kalemini unuttu. |
I went to the park while walking absent‐mindedly. | Ben dalgın şekilde yürüyerek parka gittim. |
absent‐minded | dalgın |
the delay | gecikme |
There is a delay in the meeting, so everyone is waiting. | Toplantıda gecikme var, bu yüzden herkes bekliyor. |
to cause | neden olmak |
Hot pepper caused the meal to gain flavor. | Acı biber, yemeğe lezzet katmaya neden oldu. |
Being absent‐minded can sometimes lead to delays in critical decisions. | Dalgın olmak, bazen önemli kararlarda gecikmeye neden olur. |
the autonomy | özerklik |
to struggle | mücadele etmek |
I am struggling with difficulties. | Ben zorluklarla mücadele ediyorum. |
Young people are struggling to gain their autonomy. | Gençler kendi özerkliklerini kazanmak için mücadele ediyorlar. |
personal | kişisel |
I am writing my personal thoughts. | Ben kişisel düşüncelerimi yazıyorum. |
Autonomy is the basis of personal freedom and responsibility. | Özerklik, kişisel özgürlük ve sorumluluğun temelidir. |
the manners | görgü |
Manners should be shown in every task. | Görgü her işte gösterilmelidir. |
Good manners help you earn respect within a community. | İyi görgü, topluluk içinde saygı kazanmayı sağlar. |
the etiquette | görgü |
Our teacher sets a good example to help students improve their etiquette. | Öğretmenimiz, öğrencilerin görgüsünü geliştirmeleri için örnek davranır. |
the indecision | kararsızlık |
crucial | önemli |
the choice | tercih |
The salad is a good choice for dinner. | Salata akşam yemeği için iyi tercih. |
to make difficult | zorlaştırmak |
The rain makes walking outside difficult. | Yağmur, dışarıda yürümeyi zorlaştırıyor. |
Indecision makes it difficult to make the right choice in crucial moments. | Kararsızlık, önemli anlarda doğru tercihi yapmayı zorlaştırır. |
His indecision caused a waste of time during the meeting. | Onun kararsızlığı, toplantıda zaman kaybına yol açtı. |
following | müteakip |
Following the meeting, everyone discussed new ideas. | Toplantıdan müteakip herkes yeni fikirleri tartıştı. |
After the project finished, the report was prepared completely. | Proje bitiminden müteakip rapor eksiksiz hazırlandı. |
clear | belirgin |
the indication | gösterge |
Successful results are a clear indication of our effort. | Başarılı sonuçlar, çabamızın belirgin göstergesidir. |
distinct | belirgin |
His distinct talents are immediately noticeable at work. | Onun belirgin yetenekleri iş yerinde hemen fark edilir. |
the gift | hediye |
I am sending a gift. | Ben hediye gönderiyorum. |
valuable | kıymetli |
to symbolize | simgelemek |
This book symbolizes knowledge. | Bu kitap, bilgiyi simgeler. |
These gifts symbolize valuable memories for the family. | Bu hediyeler, aile için kıymetli anıları simgeler. |
Every valuable piece of advice lights the path in our life journey. | Her kıymetli öğüt, hayat yolculuğunda bize ışık tutar. |
accurate | isabetli |
Our team works toward success with accurate targets. | Isabetli hedeflerle ekibimiz başarıya ulaşmak için çalışıyor. |
to confirm | teyit etmek |
Our strategy’s accuracy was confirmed with market data. | Stratejimizin isabetli çıktığı, piyasa verileriyle teyit edildi. |
to integrate | entegrasyon sağlamak |
The new software works by integrating with the old data. | Yeni yazılım, eski verilerle entegrasyon sağlayarak çalışıyor. |
The integration of the system significantly increased efficiency. | Sistemin entegrasyonu, verimliliği önemli ölçüde artırdı. |
to gather | toplamak |
I am gathering the fruits. | Ben meyveleri topluyorum. |
I gathered all the data to prepare the report completely. | Raporu eksiksiz hazırlamak için tüm verileri topladım. |
complete | eksiksiz |
The project report is complete. | Proje raporu eksiksiz. |
the role | rol |
Complete information plays a critical role in project planning. | Eksiksiz bilgi, proje planlamasında kritik rol oynar. |
The durability of the new bridge was tested by engineers. | Yeni köprünün sağlamlığı mühendisler tarafından test edildi. |
to last | dayanmak |
This piece of furniture lasts for many years in terms of durability. | Bu mobilya, sağlamlık bakımından uzun yıllar dayanır. |
The continuity of work supports the growth of the company. | Çalışmaların sürekliliği, şirketin büyümesini destekler. |
When continuity isn’t maintained, projects stall. | Süreklilik sağlanamadığında, projeler aksar. |
misleading | yanıltıcı |
the consumer | tüketici |
The consumer is buying a quality product. | Tüketici kaliteli ürün satın alıyor. |
to undermine | sarsmak |
Misleading advertisements undermine consumers’ trust. | Yanıltıcı reklamlar, tüketicilerin güvenini sarsar. |
to access | ulaşmak |
We must avoid misleading information by accessing reliable sources. | Doğru kaynaklara ulaşarak yanıltıcı bilgiden kaçınmalıyız. |
rational | akılcı |
the proposal | öneri |
to resolve | halletmek |
Rational solution proposals quickly resolve problems. | Akılcı çözüm önerileri, problemleri hızlıca halleder. |
By acting rationally, we can minimize difficulties. | Akılcı davranarak, sıkıntıları en aza indirebiliriz. |
accessible | ulaşılabilir |
the location | konum |
The location is suitable. | Konum uygun. |
The new library building is in a very accessible location. | Yeni kütüphane binası çok ulaşılabilir bir konumda. |
By making our services accessible, we increase customer satisfaction. | Hizmetlerimizi ulaşılabilir kılarak, müşteri memnuniyetini artırıyoruz. |
unstoppable | durdurulamaz |
In the face of failure, my motivation became unstoppable. | Başarısızlık karşısında motivasyonum durdurulamaz hale geldi. |
the desire | istek |
Desire brings success. | İstek, başarı getirir. |
forward | ileri |
I am going forward. | Ben ileri gidiyorum. |
An unstoppable desire continuously propels him forward. | Durdurulamaz istek, onu sürekli ileriye taşıyor. |
the use | kullanım |
This tool is an indispensable aid in daily use. | Bu araç, günlük kullanımda vazgeçilmez bir yardımcıdır. |
Family is one of life’s indispensable values. | Aile, hayatın vazgeçilmez değerlerinden biridir. |
A humble attitude strengthens friendships. | Mütevazı tutum, dostluk ilişkilerini güçlendirir. |
the artwork | sanat eseri |
The artwork is on the wall. | Sanat eseri duvarda. |
subtly | incelikle |
mesmerizing | büyüleyici |
The details subtly reflected in the artwork were mesmerizing. | Sanat eserinde incelikle yansıtılan detaylar büyüleyiciydi. |
the designer | tasarımcı |
The designer is working on the project. | Tasarımcı proje üzerinde çalışıyor. |
the touch | dokunuş |
Touch is important. | Dokunuş önemli. |
the aesthetic | estetik |
to enhance | artırmak |
The designer enhanced the product’s aesthetics with subtle touches. | Tasarımcı, incelikli dokunuşlarla ürünün estetiğini artırdı. |
Confirming the information in the meeting supported the decisions. | Toplantıdaki bilgilerin teyit edilmesi, kararları destekledi. |
additional | ekstra |
the confirmation | teyit |
I am waiting for confirmation. | Ben teyit bekliyorum. |
With additional sources, we learned that the findings in the report were confirmed. | Ekstra kaynaklarla, rapordaki bulguların teyit sağlandığını öğrendik. |
the friendship | arkadaşlık |
Friendship is laughing and talking together. | Arkadaşlık, birlikte gülmek ve konuşmaktır. |
Etiquette strengthens friendships. | Görgü, arkadaşlıkları güçlendirir. |
the mark | iz |
The mark on the table is distinct. | Masadaki iz belirgin. |
the actor | oyuncu |
The actor is playing a role in the film. | Oyuncu filmde rol oynuyor. |
proper | doğru |
Proper use of the car is important. | Arabanın doğru kullanımı önemlidir. |
the stage | sahne |
The actor is singing a song on the stage. | Oyuncu sahnede şarkı söylüyor. |
the play | oyun |
The stage is ready, the play will begin. | Sahne hazır, oyun başlayacak. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io