Question | Answer |
---|---|
if | -arsa |
If my friend cooks, everyone will be happy. | Arkadaşım yemek yaparsa, herkes mutlu olur. |
the picnic | piknik |
I am having a picnic in the park. | Ben parkta piknik yapıyorum. |
If the sun comes out, we will have a picnic outside. | Güneş açarsa, dışarıda piknik yaparız. |
the flight | uçuş |
If you are late for the airport, you'll miss your flight. | Havalimanına geç kalırsan, uçuşunu kaçırırsın. |
irregular | düzensiz |
the terminal | terminal |
If the flight is irregular, we will wait for a long time at the terminal. | Uçuş düzensiz olursa, terminalde uzun süre bekleriz. |
the carpet | halı |
There is a colorful carpet in the middle of the room. | Odanın ortasında renkli bir halı var. |
Don't forget to clean the new carpet carefully. | Yeni halıyı dikkatlice temizlemeyi unutma. |
the pillow | yastık |
The pillow is very soft and comfortable. | Yastık çok yumuşak ve rahattır. |
to arrange | yerleştirmek |
Arrange the pillow before you go to sleep. | Uyumadan önce yastığı yerleştir. |
the cupboard | dolap |
The cupboard is in the room. | Dolap odada. |
of | -ın |
the drawer | çekmece |
Can you open the drawer at the bottom of the cupboard? | Dolabın altındaki çekmeceyi açar mısın? |
the item | eşya |
ample | geniş |
the space | alan |
The new drawer provides ample space to organize items. | Yeni çekmece, eşyaları düzenlemek için geniş alan sunuyor. |
the bathroom | banyo |
The bathroom is clean. | Banyo temiz. |
the mirror | ayna |
the face | yüz |
The face is smiling. | Yüz gülüyor. |
The mirror in the bathroom shows your face clearly. | Banyodaki ayna, yüzünü net gösterir. |
to make | sağlamak |
The new mirror has made the room look brighter. | Yeni ayna, odanın daha parlak görünmesini sağladı. |
the tray | tepsi |
In the kitchen, the red tray is used to serve fruits. | Mutfakta kırmızı tepsi, meyveleri sunmak için kullanılıyor. |
on | üzerine |
I carefully placed the tray on the table. | Tepsiyi dikkatlice masanın üzerine yerleştirdim. |
the jar | kavanoz |
There is a glass jar on the kitchen table. | Mutfağın masasında cam bir kavanoz var. |
the jam | reçel |
I am eating bread with jam. | Ben reçel ile ekmek yiyorum. |
I plan to fill the jar and make jam. | Kavanozu doldurup reçel yapmayı planlıyorum. |
the assistant | asistan |
At the meeting, the assistant took important notes for me. | Toplantıda asistan bana önemli notlar aldı. |
the workflow | iş akışı |
The team organized the workflow and completed the project. | Takım iş akışı düzenledi ve projeyi tamamladı. |
The new assistant is organizing the team’s workflow. | Yeni asistan, ekibin iş akışını düzenliyor. |
the market | pazar |
The market sells fresh fruit. | Pazar taze meyve satıyor. |
when | -ken |
the basket | sepet |
to collect | toplamak |
We collected fresh fruits with a basket when going to the market. | Pazara giderken taze meyveleri sepetle topladık. |
The basket is useful for carrying items during shopping. | Sepet, alışveriş sırasında eşyaları taşımak için yararlıdır. |
the simit | simit |
I had simit and tea for breakfast in the morning. | Sabah, simit ve çay ile kahvaltı yaptım. |
the stall | tezgah |
Simit is sold fresh at street stalls. | Simit, sokak tezgahlarında taze satılır. |
the accommodation | konaklama |
the search | arayış |
The search continues. | Arayış devam ediyor. |
I am looking for suitable accommodation for my vacation. | Tatile giderken uygun konaklama arayışındayım. |
the accommodation reservation | konaklama rezervasyonu |
It is best to make the accommodation reservation early. | Konaklama rezervasyonunu erken yapmak en iyisidir. |
the dinner | yemek |
the reservation | rezervasyon |
to make | yaptırmak |
I made a reservation for dinner at the restaurant. | Restoranda akşam yemeği için rezervasyon yaptırdım. |
to be confirmed | onaylanmak |
when | -dığında |
When it rains, I stay at home. | Yağmur yağdığında, ben evde kalıyorum. |
to be notified | bilgilendirilmek |
You will be notified by email when the reservation is confirmed. | Rezervasyon onaylandığında e-posta ile bilgilendirileceksin. |
to be canceled | iptal edilmek |
The class had to be canceled. | Ders iptal edilmek zorunda kaldı. |
If the flight is canceled, a new date will be announced. | Uçuş iptal edilirse, yeni tarih bildirilecektir. |
the entrance | giriş |
My friend is waiting at the school entrance. | Okul girişinde arkadaşım bekliyor. |
the floor mat | paspas |
to replace | değiştirmek |
I replaced the old floor mat at the entrance with a new one. | Girişte eski paspası yenisiyle değiştirdim. |
the foot | ayak |
The foot hurts. | Ayak ağrıyor. |
the dirt | kir |
The floor mat is very functional for collecting dirt from shoes. | Paspas, ayak kirlerini toplamak için çok işlevseldir. |
the microwave | mikrodalga |
to heat | ısıtmak |
The new microwave heats food quickly. | Yeni mikrodalga, yemekleri hızlıca ısıtıyor. |
microwave | mikrodalga |
the oven | fırın |
It is easy to use a microwave oven. | Mikrodalga fırını kullanmak kolay. |
I heated water using the microwave oven. | Mikrodalga fırını kullanarak suyu ısıttım. |
the conference | konferans |
There will be an international conference tomorrow morning. | Yarın sabah uluslararası bir konferans olacak. |
at | -ta |
innovative | inovatif |
This project contains innovative ideas. | Bu proje inovatif fikirler içeriyor. |
Innovative ideas were shared at the conference. | Konferansta inovatif fikirler paylaşıldı. |
published | yayımlanan |
The published book is interesting. | Yayımlanan kitap ilginç. |
's | -in |
to announce | açıklamak |
The report published yesterday announced the company’s new goals. | Dün yayımlanan bildiri, şirketin yeni hedeflerini açıkladı. |
the statement | bildiri |
Students are preparing a statement. | Öğrenciler bildiri hazırlıyor. |
At the end of the meeting, an important statement was read. | Toplantının sonunda, önemli bir bildiri okundu. |
If the weather is rainy, let's not go outside. | Hava yağmurlu olursa, dışarı çıkmayalım. |
cool | serin |
A cool wind is blowing in the garden. | Bahçede serin rüzgar esiyor. |
If the weather is cool, we will take a long walk in the park. | Hava serin olursa, parkta uzun yürüyüş yaparız. |
to secure | garanti altına almak |
Regular exercise secures health. | Düzenli egzersiz sağlığı garanti altına alır. |
If the reservation is confirmed, we will secure our accommodation. | Rezervasyon onaylanırsa, konaklamamızı garanti altına alırız. |
If the flight is delayed, we will have to wait longer at the terminal. | Eğer uçuş gecikirse, terminalde daha uzun beklemek zorunda kalırız. |
if | -mazsa |
If the microwave doesn't work, we should heat the food in the oven. | Mikrodalga çalışmazsa, yemekleri fırında ısıtmalıyız. |
on | -de |
There is dirt on the ground. | Yerde kir var. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io