Lesson 25

QuestionAnswer
The contractor is having a new house built, and a local contractor is renovating houses in the neighborhood.
Müteahhit, yeni bir ev yaptırıyor ve yerel müteahhit mahallede ev yenilemesi yapıyor.
My new bookshelf brought order to my room, and I am considering replacing my old bookshelf.
Yeni kitaplığım odama düzen getirdi ve eski kitaplığımı değiştirmeyi düşünüyorum.
the baking
fırıncılık
My neighbor works in baking and sells fresh simit every morning.
Komşum fırıncılık yapıyor ve her sabah taze simit satıyor.
Baking is the secret of good bread.
Fırıncılık, güzel ekmeklerin sırrıdır.
to import
ithalat yapmak
The company wants to import.
Şirket ithalat yapmak istiyor.
to export
ihracat yapmak
The factory wants to export.
Fabrika ihracat yapmak istiyor.
the export
ihracat
The company is growing with export.
Firma ihracatla büyüyor.
the country
ülke
the development
kalkınma
the import
ithalat
Import is increasing because our country is buying more fruit.
İthalat artıyor çünkü ülkemiz daha fazla meyve alıyor.
whereas
ise
I am drinking tea, whereas my sibling is drinking coffee.
Ben çay içiyorum, kardeşim ise kahve içiyor.
product
ürün
the variety
çeşitlilik
There is variety in the market.
Pazarda çeşitlilik var.
The company both imports and exports; export contributes to our country’s development, while import enhances product variety.
Şirket hem ithalat hem de ihracat yapıyor; ihracat ülkemizin kalkınmasına, ithalat ise ürün çeşitliliğine katkı sağlıyor.
the survey
anket
to fill out
doldurmak
The students filled out a survey at the end of the lesson.
Öğrenciler, ders sonunda bir anket doldurdular.
The survey results provided strong feedback to the teacher.
Anket sonuçları, öğretmene güçlü bir geri bildirim sundu.
the job interview
iş görüşmesi
I am going to the job interview.
Ben iş görüşmesine gidiyorum.
the contract
sözleşme
to be signed
imzalanmak
A new contract was signed during the job interview.
İş görüşmesinde yeni bir sözleşme imzalandı.
the right
hak
Everyone wants a right.
Herkes hak ister.
to secure
güvence altına almak
I am securing my house.
Ben evimi güvence altına alıyorum.
The new contract secures the rights of the employees.
Yeni sözleşme, çalışanların haklarını güvence altına alıyor.
guaranteed
garantili
This car is guaranteed.
Bu araba garantili.
This product is guaranteed; the warranty period is five years.
Bu ürün garantili; garanti süresi beş yıldır.
during
-sırasında
During the meeting, everyone listened quietly.
Toplantı sırasında herkes sessizce dinledi.
The teacher emphasized success during the presentation.
Öğretmen, sunum sırasında başarıyı vurguladı.
In the presentation, the importance of innovative ideas was also emphasized.
Sunumda, yenilikçi fikirlerin önemi de vurgulandı.
the order
sipariş
I am placing an order.
Ben sipariş veriyorum.
the delivery
teslimat
planned
planlanan
The planned project will start tomorrow.
Planlanan proje yarın başlayacak.
to occur
gerçekleşmek
The delivery of the order occurred one day before the planned date.
Siparişin teslimatı planlanan günden bir gün önce gerçekleşti.
Fast delivery increases customer satisfaction.
Hızlı teslimat, müşteri memnuniyetini artırır.
high-quality
yüksek kaliteli
There is high-quality food in the restaurant.
Restoranda yüksek kaliteli yemekler var.
the raw material
hammadde
The factory uses high-quality raw materials.
Fabrika, yüksek kaliteli hammadde kullanıyor.
As raw material prices dropped, product prices started to decrease.
Hammadde fiyatları düştükçe, ürün fiyatları da azalmaya başladı.
competitive
rekabetçi
New products were launched in the market at competitive prices.
Yeni ürünler rekabetçi fiyatlarla piyasaya sürüldü.
to force
zorunlu kılmak
Working in a competitive environment forces continuous improvement.
Rekabetçi ortamda çalışmak, sürekli gelişmeyi zorunlu kılar.
rural
kırsal
Rural life is calm.
Kırsal hayat sakin.
to revitalize
canlandırmak
Rural development projects revitalize the local economy.
Kırsal kalkınma projeleri, yerel ekonomiyi canlandırıyor.
infrastructure
altyapı
rapidly
hızla
Infrastructure projects are progressing rapidly for the country’s development.
Ülkemizde kalkınma için altyapı projeleri hızla ilerliyor.
the integration
entegrasyon
This software provides integration with other systems.
Bu yazılım, diğer sistemlerle entegrasyon sağlıyor.
Integration increases the efficiency of business processes.
Entegrasyon, iş süreçlerinin verimliliğini artırır.
the sustainability
sürdürülebilirlik
the principle
ilke
Principle is important.
İlke önemli.
to adhere
bağlı kalmak
to operate
çalışmak
The company operates in accordance with the principle of sustainability.
Firma, sürdürülebilirlik ilkesine bağlı kalarak çalışıyor.
the protection
korunma
Protection from the sun is important.
Güneşten korunma önemli.
Sustainability helps protect natural resources.
Sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunmasına yardımcı olur.
the consumption
tüketim
the impact
etki
Beautiful music makes an impact.
Güzel müzik etki yapıyor.
Energy consumption decreased and had a positive impact on the environment.
Enerji tüketimi azaldı ve çevreye olumlu etki yaptı.
As consumption habits change, markets are also transforming.
Tüketim alışkanlıkları değiştikçe, piyasalar da dönüşüyor.
the optimization
optimizasyon
Optimization in business processes saved time.
İş süreçlerinde optimizasyon yapılarak zaman tasarrufu sağlandı.
the increase
artış
There is a price increase.
Fiyat artış var.
to lead to
yol açmak
Wrong decisions lead to big problems.
Yanlış kararlar, büyük sorunlara yol açar.
Optimization leads to continuous increases in efficiency.
Optimizasyon, sürekli verimlilik artışına yol açar.
democratic
demokratik
Democratic discussions were held at the meeting.
Toplantıda demokratik tartışmalar yapıldı.
the value
değer
Value is increasing.
Değer artıyor.
of
-un
the cohesion
bütünlük
Democratic values strengthen social cohesion.
Demokratik değerler, toplumun bütünlüğünü güçlendirir.
the young person
genç
The young person is going to the cinema.
Genç sinemaya gidiyor.
combative
mücadeleci
the spirit
ruh
The spirit is calm.
Ruh sakin.
Young people display a combative spirit.
Gençler mücadeleci bir ruh sergiliyor.
to overcome
üstesinden gelmek
I am overcoming difficulties.
Ben zorlukların üstesinden geliyorum.
Being combative makes overcoming difficulties easier.
Mücadeleci olmak, zorlukların üstesinden gelmeyi kolaylaştırır.
to launch
başlatmak
He launched a new business initiative.
O, yeni bir iş teşebbüsü başlattı.
to risk
göze almak
Taking an initiative requires taking risks.
Teşebbüs almak, riskleri göze almayı gerektirir.
the dad
baba
to have (someone) write
yazdırmak
My dad had me write homework.
Babam bana ödev yazdırdı.
her
onun
to have prepared
hazırlatmak
I had food prepared.
Ben yemek hazırlattım.
My mom had breakfast prepared for her children.
Annem, çocuklarına kahvaltı hazırlattı.
to have typed
yazdırmak
I had the report typed in the office.
Ben, ofiste raporu yazdırdım.
to have washed
yıkatmak
I am having my car washed.
Ben arabamı yıkatıyorum.
My friend had his car washed.
Arkadaşım, arabasını yıkattı.
marketing
pazarlama
The marketing method works.
Pazarlama yöntemi işe yarıyor.
the department
departman
The department is discussing new ideas in the meeting.
Departman toplantıda yeni fikirler tartışıyor.
warranty
garanti
to optimize
optimize etmek
I want to optimize my time.
Ben zamanımı optimize etmek istiyorum.
The marketing department optimized the delivery and warranty conditions.
Pazarlama departmanı, teslimat ve garanti koşullarını optimize etti.
the interaction
etkileşim
There is interaction between the students and the teacher.
Öğrenciler ve öğretmen arasında etkileşim var.
aimed at increasing
artırmak yönelik
This meeting is an initiative aimed at increasing the team’s integration and democratic interaction.
Bu toplantı, ekibin entegrasyonunu ve demokratik etkileşimini artırmaya yönelik bir teşebbüstür.
ready
hazır
The meal is ready, let's sit at the table immediately.
Yemek hazır, hemen sofraya oturalım.
The contract is ready to be signed.
Sözleşme imzalanmak için hazır.
the risk
tehlike
I am taking the risk.
Ben tehlikeyi göze alıyorum.