Question | Answer |
---|---|
the climate | iklim |
mild | ılıman |
The climate in this region is very mild. | Bu bölgede iklim çok ılımandır. |
suitable | elverişli |
Today, the weather is suitable for running in the park. | Bugün parkta koşmak için elverişli hava var. |
A mild climate is suitable for agriculture. | Ilıman iklim, tarım için elverişlidir. |
ecological | ekolojik |
the farming | tarım |
Ecological farming methods protect the soil. | Ekolojik tarım yöntemleri toprağı korur. |
This product has an ecological certificate. | Bu ürün, ekolojik sertifikaya sahiptir. |
I will have finished my homework tomorrow. | Yarın ödevimi bitirmiş olacağım. |
the weekend | haftasonu |
I am having a picnic in the park with my friends on the weekend. | Ben haftasonu arkadaşlarımla parkta piknik yapıyorum. |
You will have completed the project by the weekend. | Sen haftasonuna kadar projeyi tamamlamış olacaksın. |
the foreign exchange rate | döviz kuru |
variable | değişken |
The foreign exchange rates are quite variable today. | Döviz kurları bugün oldukça değişkendir. |
the foreign exchange market | döviz piyasası |
The foreign exchange market changes every day. | Döviz piyasası her gün değişiyor. |
We took strategic steps in the foreign exchange market. | Döviz piyasasında stratejik adımlar attık. |
Strategic planning helps the company’s growth. | Stratejik planlama, şirketin büyümesine yardımcı olur. |
the self-confidence | özgüven |
Self-confidence overcomes obstacles. | Özgüven, engelleri yener. |
Self-confidence is the foundation of a successful career. | Özgüven, başarılı bir kariyerin temelidir. |
to consider | düşünmek |
I am considering starting my own small venture. | Kendi küçük girişimimi başlatmayı düşünüyorum. |
to not fear | korkmamak |
I wake up early every morning so as not to be afraid of the exam. | Ben sınavdan korkmamak için her sabah erken kalkıyorum. |
The spirit of entrepreneurship means not being afraid to take risks. | Girişimcilik ruhu risk almaktan korkmamaktır. |
Market conditions are very variable. | Piyasa koşulları çok değişkendir. |
Variable prices can make shopping difficult. | Değişken fiyatlar alışveriş yapmayı zorlaştırabilir. |
the dialogue | diyalog |
Having sincere dialogue with friends is always good. | Arkadaşlarla samimi diyalog kurmak her zaman iyidir. |
to prevent | önlemek |
Dialogue prevents misunderstandings. | Diyalog, yanlış anlamaları önler. |
the liquidity | likidite |
the measure | önlem |
The company is taking measures to solve its liquidity problem. | Firma, likidite sorununu çözmek için önlemler alıyor. |
Liquidity in the economy increases trust in the markets. | Ekonomide likidite, piyasalarda güveni artırır. |
Comparing products helps us find the most suitable option. | Ürünleri karşılaştırmak, en uygun seçeneği bulmamıza yardımcı olur. |
the comparison | karşılaştırma |
I am making a comparison between prices. | Ben fiyatlar arasında karşılaştırma yapıyorum. |
The comparison of prices is the key to saving money. | Fiyatların karşılaştırılması tasarruf sağlamanın anahtarıdır. |
This document is an important reference source. | Bu belge önemli bir referans kaynağıdır. |
reference | referans |
Reference data should be used in the project. | Projede referans veriler kullanılmalı. |
to benefit | faydalanmak |
I am benefiting from the lessons. | Ben derslerden faydalanıyorum. |
Students benefit from reference books. | Öğrenciler referans kitaplardan faydalanır. |
the supply | tedarik |
Supply is regular. | Tedarik düzenli. |
the supplier | tedarikçi |
The company found new suppliers to increase its raw material supply. | Şirket, hammadde tedarikini artırmak için yeni tedarikçiler buldu. |
The supply chain is an important part of business processes. | Tedarik zinciri, iş süreçlerinin önemli bir parçasıdır. |
the diversity | çeşitlilik |
striking | dikkat çekici |
Product diversity in the market is always striking. | Pazarda ürün çeşitliliği her zaman dikkat çekicidir. |
the choice | seçenek |
Diversity offers customers different choices. | Çeşitlilik, müşterilere farklı seçenekler sunar. |
reasonable | makul |
My price offer is reasonable; I think you agree. | Benim fiyat teklifim makul, sanırım sen de öyle düşünüyorsun. |
the deal | anlaşma |
the gain | kazanç |
to benefit | sağlamak |
Reasonable deals benefit both parties. | Makul anlaşmalar, her iki taraf için de kazanç sağlar. |
the compatibility | uyumluluk |
Compatibility within the team increases productivity. | Takımda uyumluluk, iş verimliliğini artırır. |
Compatibility in project management is very important. | Proje yönetiminde uyumluluk çok önemlidir. |
existing | mevcut |
The existing book is on the table. | Mevcut kitap masada. |
The new software facilitates integration with existing systems. | Yeni yazılım, mevcut sistemlerle entegrasyonu kolaylaştırır. |
technological | teknolojik |
The laptop is technological, it makes my work easier. | Dizüstü bilgisayar teknolojik, işlerimi kolaylaştırıyor. |
the advancement | gelişme |
Integration supports technological advancement. | Entegrasyon, teknolojik gelişmeyi destekler. |
the reliability | güvenilirlik |
Reliability is very important in the project. | Projede güvenilirlik çok önemlidir. |
A comprehensive research enhances the reliability of the results. | Kapsamlı bir araştırma, sonuçların güvenilirliğini artırır. |
to include | içermek |
Our plan includes comprehensive evaluations. | Planımız, kapsamlı değerlendirmeler içeriyor. |
I will send the report after revising it. | Raporu revize ettikten sonra göndereceğim. |
the part | bölüm |
We need to revise some parts of the project. | Projede bazı bölümleri revize etmemiz gerekiyor. |
Foresight enables us to be prepared for the future. | Öngörü, geleceğe hazırlıklı olmayı sağlar. |
next | önümüzdeki |
Next week we will have a picnic in the park. | Önümüzdeki hafta parkta piknik yapacağız. |
the section | bölüm |
Next week, we will have completed all sections of the project. | Önümüzdeki hafta, projenin tüm bölümlerini tamamlamış olacağız. |
urban | kentsel |
The urban streets are crowded. | Kentsel sokaklar kalabalık. |
the breath | soluk |
Urban transformation has brought new life to the neighborhood. | Kentsel dönüşüm, mahalleye yeni bir soluk getirdi. |
to drive | kullanmak |
I drive carefully to prevent the accident. | Ben kazayı önlemek için dikkatli araba kullanıyorum. |
to deliver | getirmek |
The supplier delivers the orders on time. | Tedarikçi siparişleri zamanında getiriyor. |
of | -nin |
in | -ünde |
to hold | tutmak |
I am holding the pen. | Ben kalemi tutuyorum. |
At the most exciting part of the movie, everyone is holding their breath. | Sinema filminin en heyecanlı bölümünde herkes nefesini tutuyor. |
to be corrected | düzeltilmek |
The faulty section in the project must be corrected. | Projede hatalı bölüm düzeltilmeli. |
the front | ön |
The front of the car is dirty. | Arabanın önü kirli. |
The cat is sitting in front of the house. | Kedi evin önünde oturuyor. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io