Lesson 12

QuestionAnswer
the expectation
beklenti
all
hepsi
All the toys are on the table.
Oyuncaklar hepsi masada.
clear
net
Today I have some expectations, but not all of them are very clear.
Bugün bazı beklentilerim var, fakat hepsi çok net değil.
to mention
bahsetmek
to care about
önemsemek
I care about my friends.
Ben arkadaşlarımı önemserim.
My friend cares about the expectations I mentioned.
Arkadaşım, bahsettiğim beklentileri önemsiyor.
impressive
etkileyici
The photo is impressive.
Fotoğraf etkileyici.
the subject
konu
to explain
anlatmak
We are thinking of watching an impressive film; I hope the subject is explained clearly.
Etkileyici bir film izlemeyi düşünüyoruz, umarım konu net bir şekilde anlatılır.
the novel
roman
I am reading a novel.
Ben roman okuyorum.
the way
biçim
The way of speaking is nice.
Konuşma biçim güzel.
In this novel, the emotions are not clear; events sometimes progress in a complicated way.
Bu romanda duygular net değil, olaylar bazen karışık biçimde ilerliyor.
written
yazılı
The written exam is easy.
Yazılı sınav kolay.
the assignment
ödev
main
ana
to indicate
belirtmek
The teacher wanted us to indicate the main points in written assignments.
Öğretmen, yazılı ödevlerde ana noktaları belirtmemizi istedi.
the other
başka
the ease
kolaylık
Indicating the main points provides great ease when explaining the topic to others.
Ana noktaları belirtmek, konuyu başkalarına anlatırken büyük kolaylık sağlar.
any
hiçbir
I am not eating any bread.
Ben hiçbir ekmek yemiyorum.
the evidence
kanıt
the conclusion
sonuç
to reach
varmak
Without any evidence, one cannot reach such a conclusion; research is needed.
Hiçbir kanıt olmadan böyle bir sonuca varılmaz, araştırmalar yapmak gerekir.
the claim
iddia
to support
desteklemek
The evidence presented by experts supports the claims in the report.
Uzmanların sunduğu kanıt, rapordaki iddiaları destekliyor.
the invention
buluş
to introduce
tanıtılmak
many
birçok
I am reading many books.
Ben birçok kitap okuyorum.
to get excited
heyecanlanmak
I get excited while watching a film.
Ben film izlerken heyecanlanıyorum.
to care
önemsemek
I care a lot about my family.
Ben ailemi çok önemserim.
When a new invention is introduced, many people get excited and start caring about the subject.
Yeni bir buluş tanıtılınca, birçok kişi heyecanlanır ve konuyu önemsemeye başlar.
to excite
heyecanlandırmak
as if
gibi
This invention seems to be designed to truly excite people.
Bu buluş, insanları gerçekten heyecanlandırmak için tasarlanmış gibi görünüyor.
the stomach
mide
to hurt
ağrımak
My tooth hurts.
Dişim ağrıyor.
Because I haven’t eaten anything this morning, my stomach hurts a little; maybe I should eat something.
Sabah bir şey yemediğim için midem hafif ağrıyor, belki biraz yemek yesem iyi olur.
hungry
I am hungry.
Ben açım.
the pain
ağrı
to get hungry
acıkmak
Staying hungry for a long time can create pain in the stomach, so when you get hungry, you should eat something light right away.
Uzun süre aç kalmak midede ağrı oluşturabilir, bu yüzden acıkınca hemen hafif bir şeyler yemelisin.
spacious
ferah
the air
hava
The air is clean.
Hava temiz.
When I get hungry, I prefer to sit in a spacious cafe, because the air relaxes my mind.
Ben acıkınca ferah bir kafede oturmayı tercih ediyorum, çünkü hava benim zihnimi dinlendiriyor.
more productive
daha verimli
Working in a spacious environment provides me with great ease and supports me to be more productive.
Ferah ortamda çalışmak, bana büyük bir kolaylık sağlıyor ve daha verimli olmamı destekliyor.
the father
baba
these days
şu aralar
These days I am reading more books.
Şu aralar ben daha çok kitap okuyorum.
busy
meşgul
the business project
iş projesi
to work on
uğraşmak
My father is very busy these days because he is working on a new business project.
Babam şu aralar çok meşgul, çünkü yeni bir iş projesiyle uğraşıyor.
comfortable
konforlu
the chair
sandalye
The chair is comfortable.
Sandalye rahat.
to get tired
yorulmak
I run in the park, but I get tired quickly.
Ben parkta koşuyorum, ama çabuk yoruluyorum.
When I am also busy, I like to use a comfortable chair, so I don’t get tired.
Ben de meşgul olduğum zamanlar konforlu bir sandalye kullanmayı seviyorum, böylece yorulmuyorum.
the armchair
koltuk
the brain
beyin
The brain is working.
Beyin çalışıyor.
Sitting in a comfortable armchair relaxes my mind instead of exciting it.
Konforlu koltukta oturmak, beynimi heyecanlandırmak yerine dinlendiriyor.
to suppose
zannetmek
I suppose you are happy.
Ben seni mutlu zannetiyorum.
incorrectly
yanlış
I am thinking incorrectly.
Ben yanlış düşünüyorum.
fully
tam
I sometimes use the word “zannetmek” incorrectly because I didn’t fully know its meaning.
Ben zannetmek kelimesini bazen yanlış kullanıyorum, çünkü anlamını tam bilmiyordum.
the beard
sakal
the style
stil
The style is beautiful.
Stil güzel.
to change
değiştirmek
I want to change my house.
Ben evimi değiştirmek istiyorum.
to think
zannetmek
I don't think that this film is fun.
Ben bu filmin eğlenceli olduğunu zannetmiyorum.
When my friend changed his beard style, I thought he was someone else.
Arkadaşım sakal stilini değiştirdiğinde, onun başka biri olduğunu zannetmiştim.
definitely
kesinlikle
to recognize
tanımak
to struggle
zorlanmak
I struggle while speaking Turkish.
Ben Türkçe konuşurken zorlanıyorum.
Shaving a beard definitely makes a person look different; sometimes people have difficulty recognizing him.
Sakal kesmek kesinlikle kişiyi farklı gösteriyor, bazen insanlar tanımakta zorlanıyor.
to let
bırakmak
If you definitely want to look natural, don’t let your beard grow too long.
Kesinlikle doğal görünmek istiyorsan, sakalını çok uzun bırakma.
the horizon
ufuk
The horizon is wide.
Ufuk geniş.
The book that I read is a source that opens new horizons for me.
Okuduğum kitap, bana yeni ufuklar açan bir kaynaktır.
the picture
resim
The picture is very beautiful.
Resim çok güzel.
to exhibit
sergilemek
the work
eser
The work is very interesting.
Eser çok ilginç.
The pictures that you saw resemble the works that were exhibited in the museum yesterday.
Gördüğün resimler, dün müzede sergilenen eserlere benziyor.
the cake
pasta
I am making cake.
Ben pasta yapıyorum.
most delicious
en lezzetli
Cake is the most delicious.
Pasta en lezzetli.
The cake that my friend made was definitely the most delicious cake I have tasted so far.
Arkadaşımın yaptığı pasta, kesinlikle bugüne kadar tattığım en lezzetli pastaydı.
The music that you listened to seems to have been chosen to really excite me.
Senin dinlediğin müzik, beni gerçekten heyecanlandırmak üzere seçilmiş gibi görünüyor.
the flower
çiçek
The flower is beautiful.
çiçek güzel.
dried up
kurumuş
to water
sulamak
to be useful
işe yaramak
The flowers that I examined in the garden have dried up, so watering them now is useless.
Bahçede incelediğim çiçekler kurumuş, bu yüzden onları sulamak artık işe yaramıyor.
The notebook that he took notes in looks messy, yet it contains very useful information.
Onun not aldığı defter, karışık görünmesine rağmen çok faydalı bilgiler içeriyor.
the owner
sahip
The owner is resting at home.
Sahip evde dinleniyor.
The person you saw on the street this morning was the owner of the market my father constantly shops at.
Sabah yolda gördüğün kişi, babamın sürekli alışveriş yaptığı marketin sahibiydi.
a lot
bolca
I am buying lots of fruit from the market.
Ben marketten bolca meyve alıyorum.
the practice
pratik
Practice gives good results.
Pratik, iyi sonuç verir.
understandable
anlaşılır
The lesson is understandable.
Ders anlaşılır.
to become
hale gelmek
The classroom became calm.
Sınıf sakin hale geldi.
If you practice this language a lot, the sentences that you write become both natural and easy to understand.
Bu dilde bolca pratik yaparsan, senin yazdığın cümleler hem doğal hem de kolay anlaşılır hale gelir.
in my hand
elimdeki
The notebook I have is old but useful.
Elimdeki defter eski ama kullanışlı.
the dictionary
sözlük
to find
bulmak
I found the pen.
Ben kalemi buldum.
The dictionary I have helps me quickly find words whose meaning I don’t know.
Elimdeki sözlük, anlamını bilmediğim kelimeleri hızla bulmamı sağlıyor.
the text
metin
The text is short.
Metin kısa.
Using a dictionary is definitely a beneficial method for understanding complex texts.
Sözlük kullanmak, karışık metinleri anlamak için kesinlikle faydalı bir yöntemdir.
true
doğru
The claim is true.
İddia doğru.
the head
baş
There is pain in my head.
Başımda ağrı var.
the photograph
fotoğraf
I am exhibiting the photographs in the museum.
Ben müzede fotoğrafları sergiliyorum.
the plant
bitki
I am giving water to the plant.
Ben bitkiye su veriyorum.
I am watering the plants in the garden.
Ben bahçedeki bitkileri suluyorum.
to spin
dönmek
My head is spinning.
Başım dönüyor.