Question | Answer |
---|---|
the tranquility | sükunet |
Tranquility is beneficial. | Sükunet faydalıdır. |
I find tranquility while walking in the park. | Parkta yürürken sükunetimi buluyorum. |
tremendous | muazzam |
the enthusiasm | coşku |
The film we watched at the cinema last night gave me enthusiasm. | Dün akşam sinemada izlediğimiz film bana coşku verdi. |
While taking a morning walk, I feel the tremendous enthusiasm of the day. | Sabah yürüyüşü yaparken, muazzam bir günün coşkusunu hissediyorum. |
the lunch break | öğle arası |
At lunch break, my friend and I meet at the cafe. | Öğle arası, ben ve arkadaşım kafede buluşuyoruz. |
during | boyunca |
the coffee break | kahve mola |
We are taking a coffee break in the office. | Ofiste kahve mola yapıyoruz. |
During lunch break, we had a light coffee break at the office. | Öğle arası boyunca, ofiste hafif bir kahve molası verdik. |
the hint | ipucu |
While working in the office, the email you sent me contained an important hint. | Ofiste çalışırken bana gönderdiğin e-posta, önemli bir ipucu içeriyordu. |
the depth | derinlik |
There is depth in the sea. | Denizde derinlik var. |
to amaze | şaşırtmak |
While studying, the depth of the books always amazes me. | Ders çalışırken, kitapların derinliği beni her zaman şaşırtır. |
to interpret | yorumlamak |
to have to | zorunda olmak |
I have to finish my homework. | Ben ödevimi bitirmek zorundayım. |
While reading this article, I have to interpret the author's ideas. | Bu makaleyi okurken, yazarın fikirlerini yorumlamak zorundayım. |
food | yemek |
unique | kendine has |
This house is unique. | Bu ev kendine has. |
the ingredient | malzeme |
In the recipe, unique ingredients are used. | Yemek tarifinde, kendine has malzemeler kullanılıyor. |
affectionate | sevecen |
the manner | tavır |
everyone's | herkesin |
to win | kazanmak |
I am winning the race with my car. | Ben arabamla yarışı kazanıyorum. |
My friend wins everyone's heart with his affectionate manner. | Arkadaşım sevecen tavrıyla herkesin kalbini kazanıyor. |
sunny | güneşli |
I am riding a bicycle in sunny weather. | Ben güneşli havada bisiklete biniyorum. |
the clarity | berraklık |
the human | insan |
The human is beautiful. | İnsan güzel. |
On a sunny day, the clarity of the air makes people happy. | Güneşli bir günde, havanın berraklığı insanı mutlu eder. |
the passion | tutku |
At night, while listening to music, I lose myself in songs filled with passion. | Gece müzik dinlerken, tutkuyla dolu şarkılara kendimi kaptırıyorum. |
While doing my homework, I felt our teacher's care; he pays attention to every detail. | Ödevimi yaparken, öğretmenimizin ihtimamını hissettim; o, her ayrıntıya özen gösteriyor. |
specialist | mütehassıs |
the opinion | görüş |
My opinion is important. | Benim görüşüm önemli. |
While doing research, it is useful to also listen to the specialist's opinions. | Araştırma yaparken, mütehassıs görüşlerini de dinlemek faydalı oluyor. |
eloquent | belagatli |
My friend expresses his feelings with eloquent sentences. | Arkadaşım belagatli cümlelerle duygularını ifade ediyor. |
the listener | dinleyici |
The listener is listening to the music. | Dinleyici, müziği dinliyor. |
During the presentation, the manager's eloquent speech impressed all the listeners. | Sunum sırasında, yöneticinin belagatli konuşması tüm dinleyicileri etkiledi. |
solitary | yalnız |
while | -irken |
reclusive | münzevi |
Sometimes, while spending a solitary weekend, I enjoy the pleasure of being reclusive. | Yalnız bir hafta sonu geçirirken, bazen münzevi kalmanın tadını çıkarırım. |
the routine | rutin |
Routine makes life easier. | Rutin hayatı kolaylaştırır. |
the consistency | tutarlılık |
In my daily routine, I attach great importance to consistency. | Günlük rutinimde, tutarlılığa büyük önem veriyorum. |
While preparing dinner, I make sure to create an affectionate atmosphere in the kitchen. | Akşam yemeği hazırlarken, mutfakta sevecen bir atmosfer oluşturmaya özen gösteriyorum. |
during | -sında |
the tremendousness | muazzamlık |
During a nature walk, I feel the clarity of the air and the tremendousness of the view. | Doğa gezisi sırasında, havanın berraklığını ve manzaranın muazzamlığını hissediyorum. |
While evaluating the new project, we examined the specialist's report to interpret it literally. | Yeni projeyi değerlendirirken, harfiyen yorumlamak için mütehassıs raporunu inceledik. |
the discussion | görüşme |
the debate | tartışma |
eloquent | belagat dolu |
The teacher explained the lesson with eloquent words. | Öğretmen, belagat dolu sözlerle dersi anlattı. |
During the discussions, eloquent expressions were used in the debate with our manager. | Görüşmeler sırasında, yöneticimizle yapılan tartışmada belagat dolu ifadeler kullanıldı. |
the side | yön |
When I go for a solitary walk, I feel as if I find my reclusive side. | Yalnız yürüyüşe çıktığımda, münzevi yönümü bulur gibi hissediyorum. |
throughout | -boyunca |
at | -te |
to demonstrate | göstermek |
the colleague | meslektaş |
My colleague discussed the new idea in the meeting. | Meslektaşım toplantıda yeni fikri tartıştı. |
Throughout the day, thanks to the consistency I demonstrated at work, I gained the trust of my colleagues. | Gün boyunca, işte gösterdiğim tutarlılık sayesinde meslektaşlarımın güvenini kazandım. |
modest | mütevazı |
to learn (a lesson) | ders çıkarmak |
I find myself learning from failures with a modest attitude. | Kendimi, mütevazı bir tutumla başarısızlıklardan ders çıkarırken buluyorum. |
helpful | yardımsever |
My neighbor is helpful. | Komşum yardımsever. |
generously | cömert |
Helpful people support each other by generously sharing their resources. | Yardımsever insanlar, cömertçe kaynaklarını paylaşırken birbirlerine destek olurlar. |
in | -sında |
He is listening to music in his car. | O, arabasında müzik dinliyor. |
the development | geliştirme |
The team is doing product development. | Takım ürün geliştirme yapıyor. |
During the team meeting, while discussing modern software development techniques, we also interpreted new technologies. | Ekip toplantısında, modern yazılım geliştirme tekniklerini tartışırken yeni teknolojileri de yorumladık. |
the exhibition | sergi |
There are colorful photographs in the exhibition. | Sergide renkli fotoğraflar var. |
's | -ın |
clearly | açık |
to be seen | görülmek |
The house is seen from the street. | Ev, sokaktan görülüyor. |
At the art exhibition, the painter's passion for his work was clearly visible. | Sanat sergisinde, ressamın eserlerine duyduğu tutku açıkça görülüyordu. |
to manage | başarmak |
He manages to remain modest despite all his successes. | O, her başarısına rağmen mütevazı kalmayı başarıyor. |
tough | zor |
generous | cömert |
My neighbor is generous. | Komşum cömert. |
My friend supports everyone by acting generously, even in tough times. | Arkadaşım, zor zamanlarında bile cömert davranarak herkese destek oluyor. |
the compassion | şefkat |
Compassion brings people closer. | Şefkat insanları yakınlaştırır. |
My mother, who treats her children with compassion, contributes to their development. | Çocuklara şefkatle yaklaşan annem, onların gelişimine katkı sağlıyor. |
his | -si |
When faced with difficulties, he is able to stand tall thanks to his strong willpower. | Zorluklarla karşılaştığında güçlü iradesi sayesinde dimdik durabiliyor. |
the opinion | fikir |
Everyone's opinion is important. | Herkesin fikri önemlidir. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io