Question | Answer |
---|---|
definite | belirli |
-ı or -i | -ı/-i eki |
for example | mesela |
the internet | internet |
In Turkish, definite objects take the –ı/–i suffix; for example, “interneti” means “the internet.” | Türkçede belirli nesneler, -ı/-i eki alır; mesela “interneti” kullanıyorum. |
I read the book. | Ben kitabı okudum. |
the parking lot | otopark |
I parked my car in the parking lot. | Arabamı otoparka park ettim. |
empty | boş |
The glass is empty. | Bardak boş. |
the spot | yer |
We found an empty spot in the parking lot. | Otoparkta boş bir yer bulduk. |
the radio | radyo |
I am listening to the radio. | Ben radyo dinliyorum. |
to turn on | açmak |
I am turning on the computer. | Ben bilgisayarı açıyorum. |
My dad turned on the radio. | Babam radyoyu açtı. |
the port | liman |
to visit | ziyaret etmek |
I visited the port. | Ben limanı ziyaret ettim. |
near | yakınında |
I bought fresh seafood near the port. | Liman yakınında taze deniz ürünleri aldım. |
the mail | posta |
I am sending mail. | Ben posta gönderiyorum. |
I checked the mail. | Ben postayı kontrol ettim. |
I went to the post office and sent a letter. | Posta ofisine gidip bir mektup gönderdim. |
the envelope | zarf |
I put the letter into the envelope. | Mektubu zarfın içine koydum. |
I bought a new envelope. | Yeni bir zarf aldım. |
hot | acı |
the pepper | biber |
Hot pepper is delicious. | Acı biber lezzetli. |
I added hot pepper to the meal. | Yemeğe acı biberi ekledim. |
of | -in |
The door of the house is open. | Evin kapısı açık. |
the aroma | aroma |
There is a pleasant aroma in the room. | Odada hoş aroma var. |
The aroma of the pepper added flavor to the dish. | Biberin aroması yemeğe lezzet kattı. |
the salad | salata |
the tomato | domates |
I added fresh tomato to the salad. | Salataya taze domatesi ekledim. |
The tomatoes’ color looks very vibrant. | Domateslerin rengi çok canlı görünüyor. |
to choose | tercih etmek |
I chose the salad for lunch. | Öğle yemeğinde salatayı tercih ettim. |
Salad is a healthy meal option. | Salata sağlıklı bir yemek seçeneğidir. |
to try out | denemek |
I tried out the armchair in the living room. | Oturma odasındaki koltuğu denedim. |
the comfort | konfor |
The room provides comfort. | Oda konfor sunuyor. |
The new armchair increased the comfort of the house. | Yeni koltuk evin konforunu artırdı. |
the violin | keman |
My sibling played the violin. | Kardeşim kemanı çaldı. |
to echo | yankılamak |
The sound of the violin echoed in the room. | Kemanın sesi odada yankılandı. |
the driver | şoför |
I called the driver. | Ben şoförü çağırdım. |
to drive | sürmek |
I am driving the car. | Ben arabayı sürüyorum. |
The driver drove the car carefully. | Şoför, arabayı dikkatlice sürdü. |
the gardener | bahçıvan |
to know | tanımak |
I know my friend. | Ben arkadaşımı tanıyorum. |
I know the gardener in the neighborhood. | Mahalledeki bahçıvanı tanıyorum. |
The gardener watered the flowers carefully. | Bahçıvan, çiçekleri özenle suladı. |
the bank | banka |
The bank is closed. | Banka kapalı. |
I visited the bank. | Bankayı ziyaret ettim. |
credit | kredi |
interest | faiz |
the rate | oran |
Thanks to my credit score, the interest rate was low. | Kredi notum sayesinde faiz oranı düşük çıktı. |
passionate | tutkulu |
My friend is passionate. | Arkadaşım tutkulu. |
The students played basketball passionately. | Öğrenciler basketbolu tutkulu bir şekilde oynadı. |
the team spirit | takım ruhu |
Basketball develops team spirit. | Basketbol, takım ruhunu geliştirir. |
relative marker | -ki |
the scale | terazi |
I found the old scale in the kitchen. | Mutfaktaki eski teraziyi buldum. |
to measure | ölçüm yapmak |
to facilitate | kolaylaştırmak |
This lesson facilitates learning new words. | Bu ders, yeni kelimeleri öğrenmeyi kolaylaştırıyor. |
The scale makes measuring easier. | Terazi, ölçüm yapmayı kolaylaştırır. |
the attendant | görevli |
I called the attendant at the market. | Ben marketin görevlisini çağırdım. |
the receipt | fatura |
The attendant checked the receipts at the cash register. | Görevli, kasadaki faturaları kontrol etti. |
the TV | televizyon |
the advertisement | reklam |
I watched the advertisement on TV. | Televizyonda reklamı izledim. |
The advertisement emphasizes the quality of the product. | Reklam, ürünün kalitesini vurguluyor. |
the pantry | kiler |
I organized the pantry at home. | Evde kileri düzenledim. |
I found old food in the pantry. | Kilerde, eski yiyecekleri buldum. |
In Turkish, definite objects take the –ı/–i suffix; for example, “interneti” means “the internet.” | Türkçede belirli nesneler -ı/-i eki alır; mesela interneti kullanıyorum. |
the access | erişim |
There is access to the computer at school. | Okulda bilgisayara erişim var. |
The internet provides quick access to information. | İnternet, bilgiye hızlı erişim sağlar. |
on | -larda |
He wants his voice to echo on the walls. | O, sesini duvarlarda yankılamak istiyor. |
the card | kart |
I am using a card. | Ben kart kullanıyorum. |
My credit card is with me. | Kredi kartım yanımda. |
the sale | satış |
The store is making sales. | Mağaza satış yapıyor. |
The sales rate is increasing. | Satış oranı artıyor. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io