Question | Answer |
---|---|
the grammar | dilbilgisi |
the topic | konu |
The topic is very important. | Konu çok önemli. |
to concentrate | konsantre olmak |
Today, you must concentrate on grammar topics. | Bugün dilbilgisi konularına konsantre olmalısın. |
the matter | mevzu |
The matter sometimes looks difficult, but we continue patiently. | Mevzu bazen zor görünüyor ama sabırla devam ediyoruz. |
to neglect | ihmal etmek |
logical | mantıklı |
It is not logical to neglect grammar matters. | Dilbilgisi mevzularını ihmal etmek mantıklı değil. |
freely | özgür bir şekilde |
I am reading a book in the park freely. | Ben parkta özgür bir şekilde kitap okuyorum. |
to communicate | iletişim kurmak |
basic | temel |
the rule | kural |
We must know the basic rules to communicate freely. | Özgür bir şekilde iletişim kurmak için temel kuralları bilmeliyiz. |
simple | basit |
The recipe is simple. | Tarif basit. |
the word | kelime |
the language | dil |
to improve | geliştirmek |
useful | kullanışlı |
the source | kaynak |
Learning simple words is a useful source for improving the language. | Basit kelimeleri öğrenmek, dili geliştirmek için kullanışlı bir kaynaktır. |
the conversation | konuşma |
detailed | ayrıntılı |
If you want to turn daily conversation into a detailed form, you must practice a lot. | Sen günlük konuşmayı ayrıntılı bir hale getirmek istiyorsan, bol bol pratik yapmalısın. |
to transform | dönüşmek |
the care | özen |
If the conversation wants to transform, you, too, must show some care. | Konuşma dönüşmek istiyorsa, sen de biraz özen göstermelisin. |
the magazine | dergi |
quite | oldukça |
This magazine is quite useful for learning new words. | Bu dergi yeni kelimeler öğrenmek için oldukça kullanışlı. |
If you like reading magazines, you also improve your grammar. | Eğer dergi okumayı seversen, dilbilgisini de geliştirirsin. |
the subtitle | altyazı |
another | başka |
Watching a film with subtitles is another way to improve the language. | Altyazı ile film izlemek, dili geliştirmenin başka bir yoludur. |
thanks to | sayesinde |
the word | sözcük |
The word is important. | Sözcük önemli. |
to hide | saklamak |
the mind | akıl |
The mind is working. | Akıl çalışıyor. |
Thanks to subtitles, instead of hiding new words, you can keep them in mind. | Altyazı sayesinde yeni sözcükleri saklamak yerine, aklında tutabilirsin. |
the egg | yumurta |
otherwise | yoksa |
I will go to the cinema, otherwise I will stay at home. | Ben sinemaya gideceğim, yoksa evde kalacağım. |
as | gibi |
I must concentrate when cooking eggs, otherwise the recipe won’t turn out as I want. | Yumurta pişirirken konsantre olmalıyım, yoksa tarif istediğim gibi olmayacak. |
Eating eggs at breakfast is quite a useful habit. | Sabah kahvaltısında yumurta yemek oldukça kullanışlı bir alışkanlık. |
the paint | boya |
to color | renklendirmek |
I want to color the inside of the house. | Ben evin içini renklendirmek istiyorum. |
lively | canlı |
The city is lively. | Şehir canlı. |
I want to color the walls with this paint because it makes the room more lively. | Bu boya ile duvarları renklendirmek istiyorum, çünkü odayı daha canlı hale getiriyor. |
otherwise | aksi takdirde |
Work, otherwise the exam will be difficult. | Çalış, aksi takdirde sınav zor olacak. |
dirty | kirli |
I am walking outside because the road is dirty. | Ben dışarıda yürüyorum, çünkü yol kirli. |
You must use the paint carefully; otherwise, the house looks dirty. | Boyayı dikkatli kullanmalısın, aksi takdirde ev kirli görünür. |
thus | böylece |
the step | adım |
We are using a detailed source to make a plan, thus we are making each step logical. | Plan yapmak için ayrıntılı bir kaynak kullanıyoruz, böylece her adımı mantıklı hale getiriyoruz. |
the problem | sorun |
as | olarak |
I am using the book as mental exercise. | Ben kitabı zihinsel egzersiz olarak kullanıyorum. |
to turn | dönüşmek |
If we do not show care, those steps will turn into a problem for us. | Özen göstermezsek, o adımlar bize sorun olarak dönüşür. |
the sentence | cümle |
to remember | hatırlamak |
I remember you. | Ben seni hatırlıyorum. |
the difficulty | zorluk |
There is difficulty, but I am working. | Zorluk var, ama ben çalışıyorum. |
Sometimes we even have difficulty remembering basic sentences to communicate. | Bazen iletişim kurmak için temel cümleleri bile hatırlamakta zorluk çekiyoruz. |
minor | ufak |
the detail | detay |
Detail is important. | Detay önemli. |
in the future | ileride |
In the future, I will read a new book. | İleride ben yeni kitap okuyacağım. |
Minor details that will be neglected can turn into big problems in the future. | Ihmal edilecek ufak detaylar ileride büyük sorunlara dönüşebilir. |
to develop | geliştirmek |
the manner | biçim |
to keep | saklamak |
I want to keep the book. | Ben kitabı saklamak istiyorum. |
While developing the project, it is logical to keep notes in a detailed manner. | Projeyi geliştirirken notları ayrıntılı biçimde saklamak mantıklıdır. |
free | özgür |
the thought | düşünce |
Thought is important. | Düşünce önemli. |
the mind | zihin |
limited | sınırlı |
Time is limited. | Zaman sınırlı. |
to remain | kalmak |
I am exercising, thus I remain healthy. | Ben egzersiz yapıyorum, böylece sağlıklı kalıyorum. |
Thanks to exercise, I remain healthy. | Egzersiz sayesinde ben sağlıklı kalıyorum. |
to cause | yol açmak |
The wind causes more noise in the garden. | Rüzgar bahçede daha çok gürültüye yol açıyor. |
Neglecting free thought causes our mind to remain limited. | Özgür düşünceyi ihmal etmek, zihnimizin sınırlı kalmasına yol açar. |
the meli/malı suffix | meli/malı ek |
I use the meli/malı suffix when forming a sentence. | Ben cümle kurarken meli/malı ek kullanıyorum. |
the expression | ifade |
The expression is beautiful. | ifade güzel. |
the power | güç |
Power is important. | Güç önemli. |
to increase | artırmak |
Improving grammar with “meli/malı” suffixes increases the power of expression. | Dilbilgisini meli/malı ekleri ile geliştirmek, ifade gücünü artırır. |
preferably | tercihen |
ten | on |
Ten friends are coming. | On arkadaş geliyor. |
the suffix | ek |
fully | tam anlamıyla |
to provide | sağlamak |
I want to provide food for my family. | Ben aileme yemek sağlamak istiyorum. |
Preferably working ten minutes every day helps you fully learn these suffixes. | Tercihen her gün on dakika çalışmak, bu ekleri tam anlamıyla öğrenmeni sağlar. |
the hour | saat |
productive | verimli |
My plan is very productive. | Benim planım çok verimli. |
clear | berrak |
The water is clear. | Su berrak. |
Preferably, morning hours are more productive because our mind is clearer. | Tercihen sabah saatleri daha verimli, çünkü zihnimiz daha berrak oluyor. |
to pay attention | özen göstermek |
I pay attention while cooking. | Ben yemek yaparken özen gösteriyorum. |
complex | karmaşık |
The plan is complex. | Plan karmaşık. |
to become easier | kolaylaşmak |
If we pay attention to the basic grammar rules, forming complex sentences becomes easier. | Temel dilbilgisi kurallarına özen gösterirsek, karmaşık cümleler kurmak kolaylaşır. |
the writing | yazı |
The writing is beautiful. | Yazı güzel. |
equivalent | eşdeğer |
My new laptop is equivalent to the old one. | Yeni dizüstü bilgisayar eskisiyle eşdeğer. |
Writing freely can turn into the equivalent of communicating. | Özgürce yazı yazmak, iletişim kurmakla eşdeğer hale dönüşebilir. |
Reading different sources is very useful for learning new words. | Farklı kaynaklar okumak, yeni kelimeler öğrenmek için çok kullanışlıdır. |
to finish | bitirmek |
I am finishing the book. | Ben kitabı bitiriyorum. |
all | tüm |
I work all day. | Tüm gün çalışıyorum. |
colorful | renkli |
The pen is colorful. | Kalem renkli. |
the appearance | görünüm |
The appearance is beautiful. | Görünüm güzel. |
When we finish the paint, all the walls will have transformed into a colorful appearance. | Boyayı bitirdiğimizde, tüm duvarlar renkli bir görünüme dönüşmüş olacak. |
to store | saklamak |
I am storing the book. | Ben kitabı saklıyorum. |
to consume | tüketmek |
I am consuming the fruit. | Ben meyveyi tüketiyorum. |
It is logical to consume the eggs rather than storing them, because fresh food is healthier. | Yumurtaları saklamak yerine tüketmek mantıklı, çünkü taze besin daha sağlıklı. |
inside | içinde |
There is salt in the soup. | Çorba içinde tuz var. |
the example | örnek |
I am writing an example. | Ben örnek yazıyorum. |
We must not neglect this magazine; it has detailed grammar examples inside. | Bu dergiyi ihmal etmemeliyiz; içinde ayrıntılı dilbilgisi örnekleri var. |
the structure | yapı |
The structure is beautiful and old. | Yapı güzel ve eski. |
the ability | beceri |
quickly | hızlıca |
I am running quickly. | Ben hızlıca koşuyorum. |
to improve | gelişmek |
When we learn the new meli/malı structure, our speaking ability improves quickly and becomes free. | Yeni meli/malı yapısını öğrenince, konuşma becerimiz hızlıca gelişir ve özgür hale gelir. |
the number | sayı |
The number is ten. | Sayı on. |
I am increasing the number of pens. | Ben kalem sayısını artırıyorum. |
over time | zamanla |
everything | her şey |
Everything is beautiful. | Her şey güzel. |
Over time, everything will become easier. | Zamanla her şey kolaylaşacak. |
better | daha iyi |
Over time, I will cook better food. | Zamanla ben daha iyi yemek pişireceğim. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io