| Question | Answer |
|---|---|
| tiny | minik |
| lamb | kuzu |
| This very tiny lamb is looking for its mother. | Bu minicik kuzu annesini arıyor. |
| cute | şirin |
| That little lamb is both pure white and very cute. | Şu kuzucuk hem bembeyaz hem çok şirin. |
| baby animal / offspring | yavru |
| Has this cute little one missed its mother? | Bu şirin yavrucak annesini özlemiş mi? |
| soft | yumuşak |
| The little dog slept on the very soft pillow. | Köpekçik yumuşacık yastıkta uyudu. |
| mouse | fare |
| A very tiny mouse entered the kitchen. | Minicik bir fare mutfağa girdi. |
| small / little | ufak |
| He gave me a very small box. | Bana ufacık bir kutu verdi. |
| hill | tepe |
| We had a picnic on that little hill. | Şu tepecikte piknik yaptık. |
| That cute little cat is very lonely. | Şu şirin kedicik çok yalnız. |
| The little cat's fur is very soft. | Kediciğin tüyleri yumuşacık. |
| Were you able to catch a tiny mouse? | Küçücük bir fareyi yakalayabildin mi? |
| There is a nice and warm house behind the hill. | Tepenin arkasında sıcacık bir ev var. |
| stream | dere |
| This very narrow stream goes to the forest. | Bu daracık dere ormana gidiyor. |
| A tiny bird is standing next to the little stream. | Dereciğin yanında minicik bir kuş duruyor. |
| There is very little water left in the bottle. | Şişede azıcık su kaldı. |
| drop | damla |
| A little drop of tear fell from his eye. | Gözünden bir damlacık gözyaşı düştü. |
| The tiny little baby animal is drinking milk. | Ufacık yavrucuk süt içiyor. |
| Only a tiny drop of rain is falling. | Sadece bir damlacık yağmur yağıyor. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io