Usages of yalan
Ben yalan söylemiyorum.
I am not lying.
O kadın yalan söylemiyor.
That woman is not lying.
Kurbana yalan söylemeyiz.
We do not lie to the victim.
Benim adayım yalan söylemeyen dürüst bir siyasetçi.
My candidate is an honest politician who does not tell lies.
Onun yalanlarına safça inandım.
I naively believed his lies.
O hiçbir zaman yalan söylemiyor.
He never tells a lie.
Yalanı sadece ona söyletiyorlar.
They are making only him tell the lie.
Patron benim hakkımda yalan söylüyordu, keşke o işi bırakmasaydım.
The boss was telling lies about me, I wish I had not left that job.
Sanki bizi illüzyonla kandırmamış gibi yalan söylüyor.
He lies as if he hasn't fooled us with an illusion.
Resmî bir kurumdan aradılar sanıp panikledim, meğerse büyük bir yalanmış.
I panicked thinking they called from an official institution, it turns out it was a big lie.
Anlaşılan bu belge yanıltıcı, demek ki patrona yalan söylemiş.
Apparently this document is misleading, so it means he lied to the boss.
O tekinsiz adam hakkında birtakım yalanlar uydurup duruyorlar.
They keep making up a number of lies about that eerie man.
Sen yalan söyledikçe kimse sana inanmış olamaz.
As long as you kept lying, nobody can have believed you.
Onların yalan söylediği malum, yeni bir plan yapmalıyız.
That they lied is known, we should make a new plan.
O iğrenç yalanı bana hiç yakıştırır mısın?
Would you ever attribute that disgusting lie to me?
Yaptığın çıkarım doğruysa, bu istemsiz hareketler yalanı gösteriyor olmalı.
If the deduction you made is correct, these involuntary movements must be giving away the lie.
Bizi yanıltmak istedi ama yalan söylerken yakalandı.
He wanted to mislead us but he was caught while telling a lie.
Anlaşılan o ki onlar yalan söylüyor.
It is understood that they are lying.
Adam bana yalan söylüyor gibi geldi.
It seemed to me like the man was lying.
Elon.io is an online learning platform
We have an entire course teaching Turkish grammar and vocabulary.