Turkish Vocabulary and Sentences 15 - m

QuestionAnswer
bullet (m)
mermi
bullet holes
mermi delikleri
The places gnawed by the worms had looked like tiny bullet holes.
Kurtların kemirdiği yerler minik mermi delikleri gibi görünmüştü.
angel's statue
melek heykeli
trade secret / Berufsgeheimniss
Meslek sırrı
pasta
makarna
auction
müzayede
on a book auction
bir kitap müzayedesinde
spiritual / moral
manevi
blue
mavi
Foster child / adoptive child
manevi evlat
monkey
maymun
menu
menü
message
Mesaj
fruit
meyve
Or (rather not)/ otherwise
Mi yoksa mı
mile
mil
million
milyon
myth
mit
was it ?
miydi ?
by candlelight
mum ışığında
candlelight
mum ışığı
candle
mum
kitchen
mutfak
happy
mutlu
unhappy
mutsuz
Happy New Year
Mutlu Yıllar
juice
meyve suyu
purple
mor
pony
midilli
Budgerigar (Wellensittich)
Muhabbet Kuşu
mussel (seashell/ the animal inside)
midye
mandarin
mandalina
banana
muz
mayonnaise
mayonez
officer (fonctionnaire)
memur
my table / my desk
masam
match (sport)
maç
to murmur / mutter
mırıldanmak
blueish (s)
mavimsi
blueish (t)
mavimtrak
marble
mermer
oak
meşe
tall oaktrees
uzun meşeler
probably / likely/ most likely
muhtemelen
fairytale /Märchen
masal
without fairytale
masalsız
I don't know why (my) life is without fairytales
Hayat neden masalsız bilmem
cost/ expense
masraf
worth the expense
masrafına değer
This alone (even this) is worth the expense.
Bu bile masrafına değer.
the expense to bring him here
onu buraya getirme masrafı
expensive (m)
masraflı
(about) how expensive such things are
bu tür şeyler ne kadar masraflı olduğundan
to become/turn purple
morarmak
My arm turned purple because you hit so hard.
Çok sert vurduğun için kolum morardı.
spear
mızrak
a long spear
uzun bir mızrak
helmet
miğfer
a helmet with gold ornated
altınla süslü bir miğfer
He held his spear.
Mızrağını tuttu.
good news
müjde
coat (m) not much used word (for woman)
manto
Blouson
mont
His jacket ( blouson)
Montu
the person taking off his jacket (which was on him)
üstündeki montu çıkaran kişi
the person taking off his jacket (which was on him) and covering (upon) the dog who felt cold
üstündeki montu çıkarıp üşüyen köpeğin üzerine örten kişi
the center /Mittelpunkt
merkez
the impact hit the center (rep)
darbe merkezi vurmuş
'or anything'/ 'or whatsoever' Mutated duplication in spoken language - a word is repeated with its initial replaced by:
m
There is no snow or any such thing (spoken language)
Kar mar yok.
He doesn't speak German or any such thing. (Spoken language)
Almanca Malmanca bilmiyor.
I didn't go to work or any such sort. (spoken language)
İşe mişe gitmedim.
Would you like some water or anything?
Su mu içer misin?
extend /degree /rank
mertebe
within the possible extend especial to / for ( a dativ)
mümkün mertebe ... özgü
consistently
mütemadiyen
mammal
memeli
Mammalian species
memeli türü
a strong predatory mammal species of the felines
kedigillerden, yırtıcı, güçlü bir memeli türü
cetacean (a marine mammal of the order Cetacea ; a whale, dolphin, or porpoise)
memeli deniz hayvanı
marine mammal of the whales living in pods(groups) in mild and warm seas that can reach a length of three meters
Balinalardan,ılık ve sıcak denizlerde sürüler durumunda yaşayan, boyları üç metreye kadar erişebilen, memeli deniz hayvanı
profession
meslek
mechanism
Mekanizma
flirting with the mechanism
mekanizması ile flört ederek
e.g. / such as / for example (m)
meselâ
possible
mümkün
it is impossible / unlikely
mümkün değil
it is impossible not to be astonished
hayret etmemek mümkün değil
adventure
macera
grateful
minnettâr
to be grateful
minnettâr olmak
famous
meşhur
nationality (m)
milliyet
curious
meraklı
You are curious.
Meraklısın.
tiny (m)
minik
tinsy winsy (m)
minicik
Carpenter
marangoz
shirt (old word -m)
mintan
overtime
fazla mesai
to do overtime
fazla mesai yapmak
to stay overtime
mesaiye kalmak
You stay overtime
Mesaiye kalırsın
court
mahkeme
Penny /sou / brass farthing
metelik
to destroy / ruin /to mess up
mahvetmek
as soon as she had x-ed
X- mişti ki...
As soon as she had thrown bread crumbs the door was abruptly (in einem Ruck) opened
o, ekmek kırıntılarını atmıştı ki kapı bir anda ardına kadar açıldı.
satisfied / content / delighted /pleased
memnun
to be happy with / to be pleased with
- den memnun olmak
to be dissatisfied with
-den memnun olmamak
to look back on one's accomplishments with satisfaction
geriye dönüp baktığında başarılarından memnun olmak
be content with one's life
hayatından memnun olmak
to please everyone
herkesi memnun etmek
to be pleased with oneself
kendinden memnun olmak
to dissatisfy
memnun edememek
to delight /satisfy / make happy / charm
memnun etmek
to smirk
kendinden memnun bir şekilde sırıtmak
to give full satisfaction
tamamen memnun bırakmak
to give full satisfaction / to literally (in the strict sense) satisfy
tam anlamıyla memnun etmek
to be glad to meet you
tanıştığına memnun olmak
pleasurably/satisfactorily / pleasingly
memnun edici bir şekilde
i'll thank you to mind your own business
sen kendi işine bakarsan memnun olurum
I'm not happy about it either
ben de bundan memnun değilim
Nice (to meet) you too
ben de memnun oldum
it's nice to meet you too
ben de tanıştığımıza memnun oldum
I'd appreciate it if we just pretend that this never happened
bu hiç yaşanmamış gibi davranırsak çok memnun olurum
I am so glad (Nice to meet you)
çok memnun oldum
I am glad you could come
geldiğinize çok memnun oldum
I will be glad if you come
gelirsen(iz) memnun olurum
Are you happy/content with your life?
Hayatından memnun musun?
You can't please everyone.
herkesi memnun edemezsin
I would love to
memnun kalırım
I will appreciate it
memnun olurum
Just let me tell (you)/( I should tell you) how happy /pleased I am
ne kadar mutlu - memnun olduğumu söylemeliyim
I will be glad to help you
sana yardımcı olmaktan memnun olacağım
magnificent /spectacular / splendid /brilliant / glorious / great
muhteşem
to make the most spectacular show of your life / to put on the performance of a life time
hayatının en muhteşem gösterisini yapmak
epic fail
muhteşem fiyasko
magnificent beauty
muhteşem güzellik
fantastic pictures
muhteşem resimler
the magnificent century
muhteşem yüzyıl
a splendid victory
muhteşem zafer
at a fabulous price
muhteşem bir fiyata
magnificently/ resplendently / spellbindingly
muhteşem bir şekilde
a great example stands in front of us
muhteşem bir örnek önümüzde duruyor
jubilant / "flying to the airs from joy"
mutluluktan havalara uçan
thankful (...kk..)
Müteşekkir
might/may have x-ed
X-miş olabilir
My birthday is the fifth of May.
Doğum günüm beş Mayısta.
The text is easier to understand.
Metnin anlaşılması daha kolaydır.
Text
metin
ingredients
malzemeler
parsley
maydanoz
half a bundle of parsley
yarım demet maydanoz
It gives us happiness to please you.
Sizi memnun bırakmak bize mutluluk verir.
table
masa
The customer is always right.
müşteri her zaman haklıdır
light blue
açık mavi
it is possible
bu mümkün
Is it possible?
Bu mümkün mü ?
You are always happy
her zaman mutlusun
He is never happy
hiçbir zaman mutlu değil
matter/ issue/ problem
mesele
What's the matter ?
mesele ne?
Is it possible to try this on?
bunu üstümde denemem mümkün mü?
Egypt
Mısır
guest
misafir
guest room
misafir odası
millimetre
milim
metre
metre
kilometre
kilometre
a metre is hundred centimeters
bir metre yüz santimetredir
He is one metre seventy-five centimetres
o bir metre yetmiş beş santim
museum
müze
music
müzik
maths
matematik
march
Mart
May
Mayıs
furniture
mobilya
We'll go to the market and the pub
markete ve bara gideceğiz
letter
mektup
funny
matrak
He is going to the museum this afternoon.
bu öğleden sonra müzeye gidecek
view / sight / landscape
manzara
stunning views / surprising landscapes / amazing sights
şaşırtıcı manzaralar
to allow / to render possible
mümkün kılmak
parliament
meclis
conservative
muhafazakâr
excellent
mükemmel
a flask / water bottle (camping)
matara
a little flask that seemed to be made out of copper
bakırdan yapılmış gibi görünen küçük bir matara
gem / jewel / precious stone
mücevher
a cup covered with jewels
mücevherlerle kaplı bir fincan
they're for example pretty good at maths
mesela matematikte oldukça iyiler
I think maths is difficult
bence matematik zor
swimsuit
mayo
manager (m)
menajer
man of the match
maçın adamı
he was man of the match
maçın adamıydı
to examine
muayene etmek
I have to examine your chest
göğsünüzü muayene etmem gerekiyor
break
mola
toilet break / pause pipi
tuvalet molası
stunning/ terrific / devasting /fabulous / entsetzlich / fürchterlich
müthiş
I messed up
mahvettim!
available (not occupied)
müsait
unfortunately
maalesef
there are no toilets available
müsait tuvalet yok
Unfortunately there was no free seat
maalesef boş koltuk yoktu
good game
iyi maç
well played ! / But it was a good game
iyi maçtı ama!
upsetting / depressing
moral bozucu
quantity
miktar
mask
maske
musician
müzisyen
to cost
mal olmak
It costs a fortune
bir servete mal oluyor
marathon
maraton
medal
madalya
that would be fantastic
muhteşem olurdu
logical
mantıklı
illogical
mantıksız
prisoner (m)
mahkum
innocent
masum
store
mağaza
fashion
moda
engineer
mühendis
model
model
costs
maliyetler
article
makale
article on ...
... hakkında bir makale
media
medya
social media
sosyal medya
sufficiently
yeterli miktarda
oppressed
mazlum
Let the oppressed hear (i) and rejoice
Mazlumlar işitip sevinsin !
angel
melek
the Angel of the Lord / Jesus
RaB'bin meleği
blessed is / lucky is / happy is + Dat
ne mutlu
lucky me
ne mutlu bana
lucky you
ne mutlu sana
Happy is the country which has no history !
Ne mutlu tarihi olmayan bir ülkeye !
Whatever floats your boat / Whatever makes you happy
seni ne mutlu edecekse
How happy is he who can say I am a Turk
ne mutlu türküm diyene
to want /lack / to need / to require
-e muhtaç olmak
to require attention
ilgiye muhtaç olmak
to live by begging (to be in need for a slice of bread)
bir dilim ekmeğe muhtaç olmak
to be in the need of the help of others / to end up in the poorhouse
ele güne muhtaç olmak
satisfaction / pleasure
memnuniyet
pleasing /gratifying / satisfactory
memnuniyet verici
to be pleased / to feel pleased
memnuniyet duymak
to give pleasure / satisfaction / to gratify
memnuniyet vermek
unrewarding
memnuniyet vermeyen
gladly / with pleasure
memnuniyetle
with my coat (m - not often used word for fem. coat)
mantomla
as much as possible
mümkün olduğu kadar çok - mümkün olduğu kadar fazla
as soon as possible
mümkün olduğu kadar çabuk
as early as possible
mümkün olduğu kadar erken
as near as possible
mümkün olduğu kadar yakın
at your convenience
mümkün olduğu kadar yakın bir zamanda
as many times as possible
mümkün olduğu kadar çok kez
Lime /Limone
Misket limonu
Fruchtmark
meyve eti
fruit basket /Obstkorb
meyve serpeti
Steinobst / fruit with stones
çekirdekli meyveler
Beerenobst / berries
üzümsü meyveler
Mango
Mango
seasonal
mevsimlik
Corn / Mais
mısır
Mungbohnen
mung fasulyesi
marjory
mercanköşk
a Violet / Veilchen
menekşe
violet /purple
menekşe rengi
Drill / Bohrmaschine
matkap
proud / haughty
mağrur
haughtiness /disdainfulness
mağrurluk
to be haughty
mağrur olmak
What a haughtiness / disdainfulness
Bu ne mağrurluk
stomach /Magen
mide
mushroom
mantar
to gather mushrooms
mantar toplamak
cork
mantar
cork stopper (bottle) / Flaschenkorken
mantar tıpa
colleague /coworker
meslektaş
flat water
maden suyu
muffin
muffin
yeast
maya
meringue
mereng
fruitcake (cake with fruit on top) / Obstkuchen
meyveli kek
fruitcake (with dried fruit)
kuru meyveli kek
mousse au chocolat (ç)
çikolatali mus
Barbecue (device)
mangal
to make a barbecue
mangal yapmak
mat (foto)
mat
lense
mercek
cave (m)
mağara
monsoon
muson
red coral / Edelkoralle (for gems)
mercan
red coral jewelry
mercan takı
mica /Glimmer (of the group of silicate minerals easily slicable)
mika
Magnesium - Mg 12
Magnezyum
Manganese /Mangan Mn 25 (geçiş metalleri /metalik)
mangan
seagull
martı
Marabou stork
marabu
pique (cards)
maça - pik
enormous /huge (m)
muazzam
cloth pin / Wäscheklammer
mandal
clamp (me...)
mengene
very purple
mosmor
his uncle (e) having (rep) a very purple face
yüzü mosmor olmuş eniştesi
treatment (m)
muamele
the thing is / the trouble was
mesele şu ki ...
lettuce
marul
kind / soft /tender (m)
müşfik
torch
meşale
In the darkness appeared people with torches in their hands.
Karanlığın içinde ellerinde meşalelerle insanlar belirdi.
In the light of the torches she saw men, their fists raised to the sky and in the darkness undulating green flags.
Meşalelerin ışığında adamların gökyüne usanmış yumruklarını, karanlıkta dalgalanan yeşil bayraklarını gördü.
master / god
mevla
He who searches will find his master and his trouble (b). -a warning
Arayan mevlasını da bulur, belasını da.
watercourse /channel / conduct / media
mecra
for thousands of years
binlerce yıllık
to text
mesaj atmak
Please text me !
Lütfen bana mesaj at !
seen that / considering that/since/ étant donné que, vu que
Madem
Considering that you so much dislike me to be in the shop
Madem beni bu dükkânda bu kadar istemiyordunuz
surely / absolutely /without fail (m)
mutlaka
If you dig among the stones surely (m) you will come up with a few bones or smashed helmets.
taşların arasını kazarsan mutlaka birkaç kemiğe, ezilmiş miğferler rastlarsın.
(Lit. Field Battle of the Commander-in-Chief") was a battle in the Greco-Turkish War (1919–1922) term used for a war of 3+ nations
Meydan muharebesi
Intervention
müdahale
He watched the situation with disapproval but he did not dare to intervene.
Bu durumu onaylamadan seyretti ama müdahale etmeye cesaret edemedi.
debate
müzakere
Like what for example?
Meselâ ne gibi ?
Like what for example?
Meselâ ne gibi ?
even though it costs a bit more money
biraz fazla paraya mal olsa bile
it seems /to my surprise
meğer
graduated
mezun
to graduate from
mezun olmak
He has a lot of meetings with clients.
Müşterileriyle birçok toplantı yapar.
Some clients are not very kınd.
Bazı müşteriler hiç nazik değildir.
Do all of the clients behave kind towards him?
Müşterilerin hepsi ona karşı dost canlısı mı davranır?
He prepares food for hungry customers.
Acıkan müşterilere yemek hazırlar.
There are clients from every country.
Her ülkeden müşterisi vardır.
The shopkeeper enjoys chatting with the customers.
Dükkâncı müşterilerle sohbet etmekten keyif alır.
(work) shift
mesai
His shift starts at seven thirty am.
Mesaisi sabah yedi buçukta başlar.
A milk pudding that has legendary origins dating as far back as Sassanid Persia. The basic ingredients are rice, sugar, rice flour and milk.
Muhallebi
stricken by /suffering from
muzdarip
Istanbul suffers from traffic problems.
İstanbul trafik derdinden muzdariptir.
unfortunately not / unfortunately there are none
maalesef yok
billions of turkish pounds
milyarlarca lira
Does he only eat carrots and stuff ?
O yalnız havuç mavuç filan mı yiyecek?
Does he eat only zucchini, potatoes, cabbage - how (what) should/do I know - carrots and or something?
Yalnız kabak, patates, lahana, ne bileyim, havuç mavuç filan mı yiyecek?
Since you are so curious...
Madem bu kadar merak ediyorsun ...
the tiny winzy caves hidden in the heights of the mountains
dağların yükseklerine gizlenmiş minik minik mağaralar
fashion designer
modacı
civilization / culture
medeniyet
Turns out the guy I watched was my husband. / Seems like the man I watched was my husband.
İzlediğim adam meğer eşimmiş.
fight /strife / struggle (m) / campaign
mücadele
directorate /management /directorship /headship
Müdürlük
consideration / idea / observation /opinion
mütalaa
manager (being a manager)
menajerlik
that he met with them in the club because he also was a manager
kendileriyle kulüpte menejerlik de yaptığı için tanıştığını,
mission
misyonerlik
to be in the mission
misyonerlik yapmak
missionary activity
misyonerlik faaliyeti
to engage in missionary activities
misyonerlik faaliyetlerinde bulunmak
to threaten the national security
milli güvenliği tehdit etmek
tablecloth (m)
masa örtüsü
printing shop
matbaa
a stereo player / Stereoanlage
müzik seti
Motorbike
Motosiklet
He thinks of buying a motorbike instead of the car.
O araba yerine motorsiklet almayı düşünüyor.
handkerchief
mendil
guard (m) /bodyguard /escort / guardian
muhafız
Are you ready for the next adventure?
Bir sonraki macera hazır mısın ?
The beach was at a one hour distance by car.
Plaj arabayla bir saatlik mesafedeydi.
Each time before going I search for my bathsuit.
Gideceğim her seferinde, önce mayomu ararım.
But each time I have difficulties to find my bathsuit.
Ama her seferinde mayomu bulmakta zorlanırım.
Usually I find my bathsuit finally in my wardrobe.
Genellikle sonunda mayomu gardrobumda bulurum.
I keep wondering (if...)
... (diye) merak edip duruyorum
mp3 player (pronunciation)
mp3 çalar (m p üç çalar)
competition
müsabaka
wrestling competition
güreş müsabakası
neighbourhood /surroundings
muhit
in a neighbourhood (m) they didn't like (b)
beğenmedikleri muhitlerde
to lower the costs
maliyet azaltmak
to bring down the cost / to keep down the cost / to reduce the cost
maliyet düşürmek
to bring down the cost / to keep down the cost / to reduce the cost
maliyet düşürmek
to increase the cost
maliyet artırmak
minimum cost
asgari maliyet
expected cost
beklenen maliyet
the actual cost
gerçek maliyet
the unavoidable costs
kaçınılamaz maliyet
the final cost
kesin maliyet
available / existing
mevcut
out of print (not being present in a book publisher's)
kitap yayımcısında mevcut olmamak
to become available
mevcut hale gelmek
current network
mevcut ağ
existing infrastructure
mevcut altyapı
present study
mevcut çalışma
the present state / the current situation /present condition
mevcut durum
best available techniques
mevcut en iyi teknikler
under present circumstances
mevcut koşullarda
privacy
mahremiyet
to love one's privacy
mahremiyetini sevmek
reasonnable
makul
I am done (for) / I am fucked
mahvoldum
trickster / prankster / mischievous / teasing /impish
muzip
an impish smile
muzip bir gülüş
qn impish look
muzip bir bakış
troll
muzip cüce
a hobgoblin
muzip peri
Jews (m)
Museviler
appetizers / amuses-gueule
meze
inclined / predisposed
meyilli
She was a bit chatty and inclined to say everything four times
biraz geveze ve her şeyi dört kez söylemeye meyilliydi
tap / Wasserhahn / robinet
musluk
the gasket (rubber sealing ring) of the tap / Dichtungsring des Wasserhahns
musluğun contası
The other day I replace the seal/ gasket of the tap.
Geçen gün musluğun contasını değiştirdim.
This year a traffic accident occured.
Bu yıl trafik kazası meydana geldi.
happiness
mutluluk
unhappiness
mutsuzluk
miracle
mucıze
with an instant miracle
anlık bir mucızeyle
Some believe that God created the world with an instant miracle.
Bazıları Tanrı'nın dünyayı anlık bir mucızeyle yarattığına inanır
mine
mayın
mined
mayın döşenmiş
It makes no sense. /It doesn't seem logic.
Hiç mantıklı gelmiyor.
to exist / to become available / to subsist
mevcut olmak
be available in
-de mevcut olmak
to appear in person
şahsen mevcut olmak
microwave
mikrodalga
Moses
Musa
No microbe can harm him.
Hiçbir mikrop ona zarar veremiyor.
temple /sanctuary /chapel /shrine (m)
mabet
place /space /sight /locality
mekân
I have an awful bad conscious. / Ich habe ein entsetzlich schlechtes Gewissen.
Müthiş bir vicdan azabı içindeyim.
to whine /heulen /quengeln
mızmızlanmak
infinitive (gram. )
mastar
on the grill
mangalda
I like fish cooking on the grill.
Mangalda pişen balığı seviyorum.
orchard
meyvelik
cellar
mahzen
wine cellar
şarap mahzeni
They have an impressive climate-controlled wine cellar.
Etkileyici, iklim kontrollü bir şarap mahzenleri var.
infested / haunted
musallat
to haunt / to impost oneself / to pester
musallat olmak
Thank you for your help; you're an angel.
Yardımın için teşekkür ederim, sen bir meleksin.
for life (m)
müebbet
life imprisonment (m)
müebbet hapis
The criminal was sentenced (ç) to life imprisonment (m)
Suçlu müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
heartburn /Sodbrennen (lit. stomach burning)
mide yanması
Anxiety can cause heartburn
Endişe, mide yanmasına neden olabilir.
My brother will graduate in a month.
Erkek kardeşim bir aya kadar mezun olacak.
I never received good grades in mathematics.
Matematikten hiçbir zaman iyi not alamadım.
skillfully (m)
maharetle
with a military skill(fulness)
askeri maharetle
an enormous weight
muazzam ağırlık
temperament /nature
mizaç
her father's furious temperament had passed on to her.
Babasının öfkeli mizacı ona geçmişti.
They (these) were so shiny, that Jill couldn't decide whether they were jewels or butterflies.
Bunlar öylesine parlakti ki, Jill mücevher mi, kelebek mi karar veremedi.
There was also compassion in his voice.
Sesinin tonunda merhamet de vardı.
embarrassed / verschämt / red-faced
mahcubiyetle
Shaking his shoulders he smiled much more embarrassed.
Omuzlarını silkerek daha çok mahcubiyetle gülümsedi.
(fire) cracker
maytap
for a while (m)
bir müddet
For a while(m) he sat on the edge of his bed and thought.
Bir müddet yatağının kenarına oturup düşündü.
forced / bound /obliged (m)
mecbur
to be obliged (m)
mecbur olmak
he didn't have to (m) wait for him
onu beklemeye mecbur değildi
country /fatherland /home town (m)
memleket
in our home country (m)
bizim memlekette
But in our home country search is lost. The orient is the place to sit and wait. With a bit of patience everything will come to your feet. (Ahmet Hamdi Tanpınar)
Fakat bizim memlekette aranan kaybolur. Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.
as late as possible
mümkün mertebe geç
delay /respite /Aufschub /Frist / (a fixed period of time for carrying out an action)
mühlet
to grant a delay
mühlet vermek
deadline
son mühlet
a week's warning
bir haftalık mühlet
to be exposed to a dative
maruz kalmak
everybody exposed to that eyeless look
o gözsüz bakışa maruz kalan herkes
to make s. o. drowsy
mayıştırmak
making drowsy /sleepy (m) /schläfrig machen
mayıştırıcı
lazy /sluggish /sleepy
miskin
His lazy brown eyes, like those of a cow, looked with a mild surprise
Miskin kahverengi gözleri bir ineğinkiler gibi hafif şaşkınlıkla bakıyordu.
challengingly /in defiance of
meydan okuyarak
I gave him a hard look, challenging/daring him to continue...
Devam etmesi için meydan okuyarak sert bir bakış attım.
I feel sick
midem bulanıyor
sickening
mide bulandırıcı
While my stomach lurched, I held my breath.
Midem bulayınca nefesimi tuttum.
hinge / Scharnier
menteşe
to get out of the hinges /aus den Angeln geraten
menteşelerinden çıkmak
slightly sour/ tart / süßsauer /piquant /pungent
mayhoş
He was gorgeous (magnificent) More than gorgeous, he was beautiful.
Muhteșemdi. Muhteşemden de öte, çok güzeldi.
I can't do miracles.
Mucizeler yaratamam ya.
purr (sound of a cat) Schnurren /ronronnement
mırlama
I heard the cat's purr.
Kedin mırlamasını duydum.
limited / stuck
mahsur
to be stuck /limited /isolated /stranded /besieged /shut up
mahsur kalmak
isolated
mahsur kalan
to isolate
mahsur bırakmak
to be stranded in the desert
çölde mahsur kalmak
to be stuck in the middle of nowhere
dağ başında mahsur kalmak
Do you mind... /is there any drawback to...?
bir mahsur var mı?
Do you mind if we see her room?
Odasını görmemizin bir mahsur var mı?
Since we are together (for once) ...
Madem bir aradayız...
Since we are together (for once) I want to say a few things.
Madem bir aradayız bir şeyler söylemek istiyorum.
microwave
mikrodalga
'and all...' 'etc. etc.' Mutated duplication in spoken language in positive statements - a word is repeated with its initial replaced by:
m
Well, yes, Alihan is difficult and all, but...
Yani evet , Alihan zordur mordur ama...
walrus/Walross
mors

Contributors

Want to contribute to this course or start a new course?
Please let us know