Elon.io logoELON.IO

Reading Turkish: Harry Potter ve Felsefe Taşı (Kitabı 1)

QuestionAnswer
"Little brat," diye kıkırdadı Mr. Dursley.'Küçük yumurcak,' diye kıkırdadı Mr Durley.
(by) flapping its wing(s)kanat çırparak
(for) to not approach the Potters to their sidePotter'ları yanlarına yaklaştırmamak için
a /onebir
a brown owlkahverengi bir baykuş
a cat studying a mapharita inceleyen bir kedi
a child more faultless /perfect than himondan kusursuz bir çocuk
a child more faultless /perfect than him didn't existondan kusursuz bir çocuk bulunamazdı.
a child more faultless /perfect than him didn't exist in the world.dünyada ondan kusursuz bir çocuk bulunamazdı.
a company named GrunningsGrunnings adlı bir şirket
a drill producing companymatkap yapan bir şirket
a drill producing company named Gruningsmatkap yapan Grunnings adlı bir şirket
a few (+sg)birkaç
a few yearsbirkaç yıl
a goodbye kissbir hoşça kal öpücüğü
a massive, strong maniri yarı, kalıplı bir adam
a neck double the length of the usualolağanın iki katı uzunluğunda bir boyun
a secret (g)giz
a tiekravat
a valid reasongeçerli bir neden
above (direction > ablative)üzerinden
all /the whole /everybütün
andve
and /alsoda - de
and Mrs. Dursley was pleasantly gossiping while struggling to seat the screaming Dudley in the high chairMrs. Dursley de çığlıklar atan Dudley'yi mama sandalyesine oturtmak için boğuşurken keyifli keyifli dedikodu ediyordu
and thisbu da
And this boy was another valid reason, not to bring the Potters closer to their side.Bu oğlan da Potter'ları yanlarına yaklaştırmamak için bir başka geçerli nedendi.
And this boy was another valid reason, not to bring the Potters closer to their side; they didn't want Dudley to become intimate with such a child.Bu oğlan da Potter'ları yanlarına yaklaştırmamak için bir başka geçerli nedendi; Dudley'nin öyle bir çocukla içli dışlı olmasını istemiyorlardı.
And this boy was another valid reason.Bu oğlan da, bir başka geçerli nedendi.
And this came in quite handy to stretch out her head over the garden fences and spy on the neighbours.Bu da bahçe çitlerinin üzerinden kafasını uzatıp komşuları gözetlemekte pek işine yarıyordu.
And this came in very (p) handy for spying on the neighboursBu da komşuları gözetlemekte pek işine yarıyordu.
And this came in very (p) handy.Bu da pek işine yarıyordu.
anotherbaşka
as for the Durleys themselvesDursley'lerin kendilerine bakılırsa
as for the Durleys themselves, a more perfect child than him didn't exist in the world.Dursley'lerin kendilerine bakılırsa, dünyada ondan kusursuz bir çocuk bulunamazdı.
as for the origin /in fact /actually /if truth were knownaslına bakılırsa
as for themselveskendilerine bakılırsa
as if she didn't have a sisterhiç kardeşi yokmuş gibi
at half past eightsekiz buçukta
At half past eight Mr. Dursley took his bag, He sort of pecked Mrs. Dursley's cheek, he made an effort to also give a goodbye kiss to Dudley, but missed, because Dudley was in the middle of having a nervous freak out, throwing his food (m) at the wall.Sekiz buçukta, Mr. Dursley çantası aldı, Mrs. Dursley'ye de bir hoşça kal öpücüğü vermeye çabaladı ama ıskaladı, Dudley bir bunalım geçirmekteydi çünkü mamasını duvara fırlatıyordu.
At half past eight Mr. Dursley took his bag, He sort of pecked Mrs. Dursley's cheek, he made an effort to also give a goodbye kiss to Dudley, but missed.Sekiz buçukta, Mr. Dursley çantası aldı, Mrs. Dursley'ye de bir hoşça kal öpücüğü vermeye çabaladı ama ıskaladı,
At half past eight Mr. Dursley took his bag.Sekiz buçukta, Mr. Dursley çantası aldı.
at number four Privet DrivePrivet Drive dört numarada
at the corner of the streetsokağın köşesinde
at the wall (direction > dative)duvara
baby chair / high chairmama sandalyesi
baby food /animal foodmama
bagçanta
beak /Schnabelgaga
becauseçünkü
because (sentence end) they wouldn't dwell on such nonsenseböyle saçmalıklara kafa yormazlardı çünkü
because both her sister and her worthless husband didn't match the Durleys in the least.çünkü kardeşi de, onun beş para etmez kocası da Dursley'lere hiç mi hiç benzemiyorlardı.
because Dudley was in the middle of having a nervous freak outDudley bir bunalım geçirmekteydi çünkü
because Dudley was in the middle of having a nervous freak out, throwing his food (m) at the wallDudley bir bunalım geçirmekteydi çünkü, mamasını duvara fırlatıyordu
big /great /large (k)koca
bileöd
blondesarışın
boy (o)oğlan
brownkahverengi
bullet /lead /Bleikurşun
but they had a secret (g)ama bir gizleri vardı
but they had never seen himama hiç görmemişlerdi onu
but they had secrets (g)ama gizleri vardı
by the name /namedadlı
by the name /named /calledadında
cararaba
catkedi
chapterbölüm
cheek /Wangeyanak
childçocuk
chit /brat /naughty childyumurcak
cloudbulut
cloudybulutlu
cornerköşe
country / landülke
crisis /depressionbunalım
dark grey /leaden / bleigraukurşuni
director /manager (y)yönetici
drillmatkap
eightsekiz
eighthsekizinci
eigthyseksen
eleventhon birinci
even / so much as /alreadybile
even to think gave them the creepsdüşünmek bile tüylerini ürpertiyordu
even to think of what the neighbours would say gave them the creepskomşuların ne diyeceğini düşünmek bile tüylerini ürpertiyordu
Even to think of what the neighbours would say if the Potters showed up in the street gave them the creeps.Potter'lar sokakta boy gösterirse, komşuların ne diyeceğini düşünmek bile tüylerini ürpertiyordu.
everythingher şey
everything they wantedistedikleri her şey
excuse me / I am really sorry. (lit. Don't look at the flaw!)Kusura bakma.
extremely /highly /to the last degreeson derece
familiar (t)tanıdık
fault /flawkusur
fenceçit
fifteenthon beşinci
fiftyelli
firm /companyşirket
first chapterbirinci bölüm
first levelbirinci seviye
flawless /faultless /perfect /impeccablekusursuz
for a few years (now)birkaç yıldır
fortykırk
fourdört
fourteenthon dördüncü
gardenbahçe
gloomy /dreary / somber /dismalkasvetli
goodbye (said to the person staying)hoşça kal
gossip (d)dedikodu
hair /feather (t)tüy
half (b)buçuk
Harry Potter and the philosophy stone (according to the turkish title)Harry Potter ve Felsefe Taşı
he /she /ito
He backed out of the garden of number four.Dört numaranın bahçesinden geri geri çıktı.
he didn't have a neckboynu yoktu
He doesn't have a neckboynu yok
He got into his car and backed out of the garden of Number four.Arabasına bindi, dört numaranın bahçesinden geri geri çıktı.
He got into his car.Arabasına bindi.
He had a huge moustache.Koskoca bir bıyığı vardı.
He has a huge moustache.Koskoca bir bıyığı var.
He hummed a song.Bir şarkı mırıldanıyordu.
He made an effort to also give a goodbye kiss to Dudley, but missed.Dudley'ye de bir hoşça kal öpücüğü vermeye çabaladı, ama ıskaladı.
He made an effort to also give a goodbye kiss to Dudley.Dudley'ye de bir hoşça kal öpücüğü vermeye çabaladı.
he made an effort to givevermeye çabaladı
He noticed a cat studying a map.Harita inceleyen bir kediyi fark etti.
He noticed the first indication of something strangeGarip bir şeyin ilk belirtisini fark etti
He noticed the first indication of something strange at the street corner - a cat studying a map.Garip bir şeyin ilk belirtisini fark etti sokağın köşesinde - harita inceleyen bir kediyi.
He noticed the first indication of something strange at the street corner.Garip bir şeyin ilk belirtisini fark etti sokağın köşesinde.
He scared me to deathÖdümü koparırdı
He sort of pecked Mrs. Dursley's cheek.Mrs. Dursley'nin yanağını şöyle bir gagaladı
He was a beefy, strong man, seemed not to have a neck, but had a huge moustache.İri yarı, kalıplı bir adamdı, boynu yok gibiydi, ama koskoca bir bıyığı vardı.
He was a massive build man/a big beefy manİri yarı, kalıplı bir adamdı
he was throwing his food (m)mamasını fırlatıyordu
he was throwing his food (m) at the wallmamasını duvara fırlatıyordu
head (k)kafa
head (k)kafa
her head (k)kafası
her sisterkardeşi
her sister and her husbandkardeşi de onun kocası
her worthless husbandbeş para etmez kocası
his neckboynu
huge (k.. k)koskoca
huge /beefy /massiveiri yarı
husbandkoca
I got scared to deathödüm koptu
I scared him to deathödünü koparırdım
I won't bother to call her /I am not about to bother and call her.kalkıp da onu arayacak değilim
if he/they showed upboy gösterirse
if someone would bother to figure this outbiri kalkıp da bunu anlayacak
if the Potters showed up in the streetPotter'lar sokakta boy gösterirse
in front of the window (abl)pencerenin önünden
in its lengthuzunluğunda
in its length twice of the usualolağanın iki katı uzunluğunda
in order to seat the screaming Dudley into the highchairçığlıklar atan Dudley'yi mama sandalyesine oturtmak için
in the cloudy skybulutlu gökte
in the skygökte
in the streetsokakta
in the worlddünyada
intimate /close /familiariçli dışlı
it came in quite handy /it served very wellpek işine yarıyordu
it could not be found /it didn't existbulunamazdı
it gave them the creepstüylerini ürpertiyordu
It was as if he didn't have a neck. /He seemed not to have a neck.Boynu yok gibiydi.
it was like /it was as ifgibiydi
kissöpücük
lengthuzunluk
likegibi
little bratküçük yumurcak
living(staying) /sittingoturan
longuzun
man (a)adam
mapharita
mold /formkalıp
more faultless than him /more perfect than himondan kusursuz
morningsabah
moustachebıyık
Mr. and Mrs. Dursley living at Number four, Privet DrivePrivet Drive dört numarada oturan Mr. ve Mrs. Dursley
Mr. and Mrs. Dursley living at Number four, Privet Drive used to take pride in saying that they were extremely normal, thank you, Sir.Privet Drive dört numarada oturan Mr. ve Mrs. Dursley, son derece normal olduklarını söylemekten gurur duyarlardı, sağ olun efendim.
Mr. and Mrs. Dursley living at Number four, Privet Drive used to take pride in saying that they were extremely normal.Privet Drive dört numarada oturan Mr ve Mrs Dursley, son derece normal olduklarını söylemekten gurur duyarlardı.
Mr. Dursley was humming a song while going to work, while chosing the most tasteless tie that he wore,and Mrs. Dursley was pleasantly gossiping while struggling to seat the screaming Dudley in the high chair.Mr. Dursley, işe giderken taktığı en tatsız kravatı seçerken bir şarkı mırıldanıyor, Mrs. Dursley de çığlıklar atan Dudley'yi mama sandalyesine oturtmak için boğuşurken keyifli keyifli dedikodu ediyordu.
Mr. Dursley was humming a song while going to work, while chosing the most tasteless tie that he wore.Mr. Dursley, işe giderken taktığı en tatsız kravatı seçerken bir şarkı mırıldanıyordu.
Mr. Dursley was the company's manager.Mr. Dursley şirketin yöneticisiydi.
Mr. Dursley was the director of a drill producing company named Grunings.Mr. Dursley matkap yapan Grunnings adlı bir şirketin yöneticisiydi.
Mr. Dursley was the director.Mr. Dursley yöneticiydi.
Mrs. Dursley was thin, she was blond, she had a neck double the length of the ordinary, and this came in very handy to stretch out her head over the garden fences and spy on the neighbours.Mrs. Dursley zayıftı, sarışındı, olağanın iki katı uzunluğunda bir boynu vardı; bu da bahçe çitlerinin üzerinden kafasını uzatıp komşuları gözetlemekte pek işine yarıyordu
Mrs. Dursley was thin.Mrs. Dursley zayıftı.
Mrs. Dursley's cheekMrs. Dursley'nin yanağı
Mrs. Potter was Mrs. Dursley's sisterMrs. Potter, Mrs. Dursley'nin kardeşiydi.
Mrs. Potter was Mrs. Dursley's sister, but they had stopped seeing each others for a few years now; in fact Mrs. Dursley acted as if she didn't have any sister, because both her sister and her worthless husband didn't match the Durleys in the least.Mrs. Potter, Mrs. Dursley'nin kardeşiydi, ama birkaç yıldır görüşmemişlerdi; aslına bakılırsa, Mrs. Dursley hiç kardeşi yokmuş gibi davranıyordu, çünkü kardeşi de onun beş para etmez kocası da Dursley'lere hiç mi hiç benzemiyorlardı.
Mrs. Potter was Mrs. Dursley's sister, but they had stopped seeing each others for a few years now; in fact Mrs. Dursley acted as if she didn't have any sister.Mrs. Potter, Mrs. Dursley'nin kardeşiydi, ama birkaç yıldır görüşmemişlerdi; aslına bakılırsa, Mrs. Dursley hiç kardeşi yokmuş gibi davranıyordu.
name (a)ad
neckboyun
neighbourkomşu
newshaber
ninetydoksan
ninthdokuzuncu
none of them /no onehiçbiri
None of them noticedHiçbiri fark etmedi
None of them noticed that a brown owl passed in front of the window flapping its wings.Hiçbiri kahverengi bir baykuşun pencerenin önünden kanat çırparak geçtiğini fark etmedi
None of them noticed that a brown owl passed in front of the window.Hiçbiri kahverengi bir baykuşun pencerenin önünden geçtiğini fark etmedi.
None of them noticed that a brown owl passed.Hiçbiri kahverengi bir baykuşun geçtiğini fark etmedi
nonsense /bullshit / rubbish (s)saçmalık
normalnormal
not in the least /not at allhiç mi hiç
not to be worth a fig /not worth a penny / worthless /worth nothing(lit. not making five coins)beş para etmemek
nothinghiçbir şey
number (n)numara
one hundredyüz
orya da
originasıl
our storyöykümüz
owlbaykuş
people(k)kişiler
person (k)kişi
philosophyfelsefe
pleasant / delightfulkeyifli
pleasantlykeyifli keyifli
pridegurur
producing drillsmatkap yapan
reason /cause (n)neden
reporter / heraldhaberci
right /alivesağ
screamçığlık
screaming Dudleyçığlıklar atan Dudley
secondikinci
secret / mysterious (g)gizemli
seventhyedinci
seventyyetmiş
She acted as if she didn't have any sister.Hiç kardeşi yokmuş gibi davranıyordu
She had a neck double the length of the ordinary.Olağanın iki katı uzunluğunda bir boynu vardı.
She had a neck.Bir boynu vardı.
She was blond.Sarışındı.
she was pleasantly gossipingkeyifli keyifli dedikodu ediyordu
sibling /brother /sisterkardeş
side (y)yan
Sirefendim
sixteenthon altıncı
sixtyaltmış
skygök
small /little /youngküçük
some sort of / lightlyşöyle bir
someonebiri
sonoğul
songşarkı
soonyakında
stonetaş
storyöykü
strange /odd /weird (g)garip
strange /odd /weird (g)garip
strange or mysterious affairsgarip ya da gizemli işler
streetsokak
strong (ka)kalıplı
such (ö)öyle
such /thusböyle
such /thusşöyle
tastelesstatsız
tenon
ten wordson (tane) kelime
ten words becoming familiar to yousana tanıdık gelen on kelime
tenthonuncu
than he /her/it from him/her/itondan
thank you (pl/formal)sağ ol(un)
thank you, Sir.sağ olun efendim.
that / so /word to connect direct speech to the main sentence when the main sentence uses any verb other than demekdiye
that a brown owl passedkahverengi bir baykuşun geçtiği
that he woretaktığı
that somber, dark grey Tuesday morningo kasvetli, kurşuni salı sabahı
that Tuesday morningo salı sabahı
that what the neighbours would saykomşuların ne diyeceği
that will envelope the entire countrybütün ülkeyi saracak
the company's managerşirketin yöneticisi
The Durleys had everything they wanted, but they had a secret (g)Dursley'ler istedikleri her şeye sahiptiler, ama bir gizleri vardı
The Durleys had everything they wanted, but they had a secret (g) and they were scared to death that someone would bother to figure this out.Dursley'ler istedikleri her şeye sahiptiler, ama bir gizleri vardı, biri kalkıp da bunu anlayacak diye ödleri kopardı.
the DursleysDursley'ler
the Dursleys themselvesDursley'lerin kendileri
the fifthbeşinci
the first indication of something strangeGarip bir şeyin ilk belirtisi
the fourthdördüncü
the garden fencesbahçe çitleri
the garden of Number fourdört numaranın bahçesi
the lastson
the last peopleson kişiler
the most tasteless tieen tatsız kravat
the philosophy stonefelsefe taşı
the PottersPotter'lar
the Potters to be discoveredPotter'ların ortaya çıkarılması
the sixthaltıncı
the strange, mysterious things, which soon will envelope the entire countryyakında bütün ülkeyi saracak garip, gizemli şeyler
The surviving child /the boy staying alivesağ kalan çocuk
the whole countrybütün ülke
their secretsgizleri
their sideyanları
their sonoğulları
themselveskendileri
there is /are /+possessive has /havevar
there is /there arevar
there was not / +possessive have/has notyok
there was nothinghiçbir şey yoktu
there was nothing in the cloudy skyhiçbir şey yoktu bulutlu gökte
there was nothing in the cloudy sky that could be a herald of the strange, mysterious things, which would soon envelope the entire countryyakında bütün ülkeyi saracak garip, gizemli şeylerin habercisi olabilecek hiçbir şey yoktu bulutlu gökte
there was nothing in the cloudy sky that could be a herald of the strange, mysterious things.garip, gizemli şeylerin habercisi olabilecek hiçbir şey yoktu bulutlu gökte.
there was nothing that could be a herald of the strange, mysterious thingsgarip, gizemli şeylerin habercisi olabilecek hiçbir şey yoktu
they did not fancy at allhiç sanmıyorlardı
they did not fancy at all that they could bearkatlanabileceklerini hiç sanmıyorlardı
they did not fancy at all that they could bear the Potters being brought to light.Potter'ların ortaya çıkarılmasına katlanabileceklerini hiç sanmıyorlardı.
they didn't ressemble the Durleys at allDursley'lere hiç mi hiç benzemiyorlardı.
They didn't want Dudley to become intimate with such a child.Dudley'nin öyle bir çocukla içli dışlı olmasını istemiyorlardı.
They had a little son called Dudley.Dudley adında küçük bir oğulları vardı.
They had a little son called Dudley; as for the Durleys themselves a more perfect child than him didn't exist in the world.Dudley adında küçük bir oğulları vardı; Dursley'lerin kendilerine bakılırsa dünyada ondan kusursuz bir çocuk bulunamazdı.
They had a little son.Küçük bir oğulları vardı.
They had a son.Oğulları vardı.
They had everything they wanted.İstedikleri her şeye sahiptiler.
they knewbiliyorlardı
They knew that the Potters had a little son, but they had never seen him.Potter'ların küçük bir oğulları olduğunu biliyorlardı, ama hiç görmemişlerdi onu.
They knew that the Potters had a little son.Potter'ların küçük bir oğulları olduğunu biliyorlardı.
they used to take pride in saying that they were normalnormal olduklarını söylemekten gurur duyarlardı
they used to taked pride in sayingsöylemekten gurur duyarlardı
they were scared to deathödleri kopardı
They were scared to death that someone would bother to figure this outbiri kalkıp da bunu anlayacak diye ödleri kopardı
They were the last people to get entangled with strange or mysterious affairs, because they wouldn't dwell on such nonsense.Garip ya da gizemli işlere bulaşacak son kişilerdi, böyle saçmalıklara kafa yormazlardı çünkü.
They were the last people to get entangled with strange or mysterious affairs.Garip ya da gizemli işlere bulaşacak son kişilerdi.
They were the last people.Son kişilerdi.
they would/used to take pride ingurur duyarlardı
they wouldn't dwell on such nonsenseböyle saçmalıklara kafa yormazlardı
they wouldn't meet each other for a few years now /they stopped seeing each other for a few years nowbirkaç yıldır görüşmemişlerdi
they wouldn't worry /they wouldn't dwell onkafa yormazlardı
thirdüçüncü
thirteenthon üçüncü
thirtyotuz
thisbu
this was another reasonBu, bir başka nedendi
This was another valid reason.Bu, bir başka geçerli nedendi.
time /multiple/ - fold /layer / floorkat
to reachulaşmak
to act /behavedavranmak
to appear / to show upboy göstermek
to approachyaklaşmak
to back outgeri geri çıkmak
to beolmak
to be able to bearkatlanabilmek
to be found /to be present (se trouver/sich befinden) /to existbulunmak
to be found out / to be discovered /to be unearthed /to be brought to lightortaya çıkarılmak
to be normalnormal olmak
to be proud of /to take pride in (to feel pride)gurur duymak
to be scared to death (lit. one's bile breaks lose)ödü kopmak
to become familiartanıdık gelmek
to become intimateiçli dışlı olmak
to bother oneself to xkalkıp x-mek
to bring clother /to approach sthgyaklaştırmak
to chooseseçmek
to chuckle /giggle /chortlekıkırdamak
to come in handy /to serve /do the jobişine yaramak
to come out / crop out / surfaceortaya çıkmak
to discuss /meet /see /keep in touch /talkgörüşmek
to examine /study /investigateincelemek
to extend /spread / stretchuzatmak
to get in /on (a vehicle/plane /ship/horse.. +Dativ) ein steigen /aufsteigenbinmek
to get outçıkmak
to givevermek
to go to workişe gitmek
to gossipdedikodu etmek
to have a nervous freak out (slang)bir bunalım geçirmek
to hear /feelduymak
to knowbilmek
to leave (a)ayrılmak
to make / produceyapmak
to make one's flesh creep /to make one's hair stand on end / to give one the creepstüylerini ürpertmek
to mess with /to have a hand in /to get entangled with /to be contaminated by + Dative (-a/-e)bulaşmak
to miss /be off targetiskalamak
to murmur /mutter /hummırıldanmak
to not bring sthg closer /to not approach sthgyaklaştırmamak
to not worry /to not dwell onkafa yormamak
to noticefark etmek
to passgeçmek
to peck /picken (e.g. birds /also to kiss quickly)gagalamak
to ponder /to think hard /to puzzle one's headkafa yormak
to possess /have/own (+dat.)sahip olmak
to ressemble /match /look (a)likebenzemek
to saysöylemek
to say (d)demek
to say that they are normalnormal olduklarını söylemek
to scare s.o. to deathödünü koparmak
to screamçığlıklar atmak
to seat s.o.oturtmak
to seegörmek
to sitoturmak
to sit /live (stay)oturmak
to spy /pry /peek /observegözetlemek
to spy on the neighbourskomşuları gözetlemek
to start /beginbaşlamak
to stay /remainkalmak
to stay alive / to survivesağ kalmak
to stir / flap / shake something/flutterçırpmak
to stretch above/overüzerinden uzatmak
to stretch and spyuzatıp gözetlemek
to stretch and...uzatıp
to stretch her headkafasını uzatmak
to stretch her head over the garden fencesbahçe çitlerinin üzerinden kafasını uzatmak
to stretch out her head(k) and spy on the neighbourskafasını uzatıp komşuları gözetlemek
to stretch out her head(k) over the garden fences and spy on the neighboursbahçe çitlerinin üzerinden kafasını uzatıp komşuları gözetlemek
to struggle /strive/make an effort (ç)çabalamak
to struggle /wrestle /to be at each other's throatboğuşmak
to take /buyalmak
to their sideyanlarına
to themselveskendilerine
to thinkdüşünmek
to think /fancysanmak
to think of what the neighbours would saykomşuların ne diyeceğini düşünmek
to throw (f)fırlatmak
to tire /to wear outyormak
to understandanlamak
to wake upuyanmak
to wantistemek
to wear (accessoires)takmak
to yousana
token /sign /glimpse /symptom /evidence /indication /mark /tracebelirti
Tuesdaysalı
twelvethon ikinci
twentyyirmi
twiceiki kat
twoiki
usual /ordinaryolağan
validgeçerli
very /very much /quite (p)pek
wallduvar
weak /thin /leanzayıf
whatne
what they wantedistedikleri
when it came / as for (+dat.) (b)bakılırsa
When Mr. and Mrs. Dursley woke up on that somber, darkgrey Tuesday morning, where our story beginsMr. ve Mrs. Dursley, öykümüzün başladığı o kasvetli, kurşuni salı sabahı uyandıklarında
When Mr. and Mrs. Dursley woke up on that somber, darkgrey Tuesday morning, where our story begins, there was nothing in the cloudy sky that could be a herald of the strange, mysterious things, which would soon envelope the entire country.Mr. ve Mrs. Dursley, öykümüzün başladığı o kasvetli, kurşuni salı sabahı uyandıklarında, yakında bütün ülkeyi saracak garip, gizemli şeylerin habercisi olabilecek hiçbir şey yoktu bulutlu gökte.
When Mr. and Mrs. Dursley woke up that Tuesday morningMr. ve Mrs. Dursley o salı sabahı uyandıklarında
when our story startsöykümüzün başladığı
when they woke upuyandıklarında
while chosing the most tasteless tieen tatsız kravatı seçerken
while chosing the most tasteless tie, that he woretaktığı en tatsız kravatı seçerken
while going to workişe giderken
while leaving the houseevden ayrılırken
while struggling to seat the screaming Dudley into the highchairçığlıklar atan Dudley'yi mama sandalyesine oturtmak için boğuşurken
wifekarı
windowpencere
wingkanat
with such (ö) a childöyle bir çocukla
word (k)kelime
work /affair /business
world /earthdünya
wrap /encircle /envelopesarmak
yearyıl
You have reached the eighth level : There are eighty words becoming familiar to youSekizinci seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen seksen tane kelime var
You have reached the eleventh level : There are hundred and ten words becoming familiar to youOn birinci seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen yüz on tane kelime var
You have reached the fifteenth level : There are hundred fifty words becoming familiar to youOn beşinci seviyeye ulaştın: Sana tanıdık gelen yüz elli tane kelime var.
You have reached the fifth level : There are fifty words becoming familiar to youBeşinci seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen elli tane kelime var
You have reached the first level : Ten words words becoming familiar to youBirinci seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen on kelime
You have reached the fourteenth level : There are hundred forty words becoming familiar to youOn dördüncü seviyeye ulaştın: Sana tanıdık gelen yüz kırk tane kelime var.
You have reached the fourth level : There are forty words becoming familiar to youDördüncü seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen kırk tane kelime var
You have reached the nineth level : There are ninety words becoming familiar to youDokuzuncu seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen doksan tane kelime var
You have reached the second level : There are twenty words becoming familiar to youİkinci seviyeye ulaştın: Sana tanıdık gelen yirmi tane kelime var
You have reached the seventh level : There are seventy words becoming familiar to youYedinci seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen yetmiş tane kelime var
You have reached the sixteenth level: There are two hundred words becoming familiar to youOn altıncı seviyeye ulaştın: Sana tanıdık gelen iki yüz tane kelime var.
You have reached the sixth level : There are sixty words becoming familiar to youAltıncı seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen altmış tane kelime var
You have reached the tenth level : There are one hundred words becoming familiar to youOnuncu seviyeye ulaştın : Sana tanıdık gelen yüz tane kelime var
You have reached the third level : There are thirty words becoming familiar to youÜçüncü seviyeye ulaştın: Sana tanıdık gelen otuz tane kelime var.
You have reached the thirteenth level : There are hundred thirty words becoming familiar to youOn üçüncü seviyeye ulaştın: Sana tanıdık gelen yüz otuz tane kelime var.
You have reached the twelveth level : There are hundred twenty words becoming familiar to youOn ikinci seviyeye ulaştın: Sana tanıdık gelen yüz yirmi tane kelime var
you reached the first levelbirinci seviyeye ulaştın