Elon.io logoELON.IO

Reading Turkish: Narnia Günlükleri - Birinci Kitap - Büyücünün Yeğeni

QuestionAnswer
"...after crying." she was going to say, but she thought it wouldn't be very polite.'... ağladıktan sonra.' diyecekti,ama bunun pek nazik olmayacağını düşünmüştü.
"Digory"said the boy.'Digory' dedi çocuk.
"He is either crazy" said Digory "or he is keeping a secret."'Ya deli' dedi Digory 'ya da bir sır saklıyor.'
"How exciting !" said Polly.'Ne heyecanlı!' dedi Polly.
"How exciting !" said Polly. "I didn't know that your house was this interesting."'Ne heyecanlı!' dedi Polly. 'Sizin evin bu kadar ilginç olduğunu bilmezdim.'
"Hullo", said Polly'Merhaba', dedi Polly.
"Hullo", said the boy. "What is your name?"'Merhaba', dedi çocuk. 'Senin adın ne?'
"I didn't know. I am sorry."said Polly humbly.'Bilmiyordum. Özür dilerim.' dedi Polly alçakgönüllükle.
"I don't know. He could never talk enough."'Bilmiyorum. Hiç yeteri kadar konuşamadı.'
"I wash my face' said Polly, "which is what you need to do too, especially..." she said and stopped.'Ben yüzümü yıkarım,' dedi Polly, 'ki senin de yapman gereken budur, özellikle...' dedi ve sustu.
"Is Mr. Ketterley really crazy?"'Bay Ketterley gerçekten deli mi ?'
"It is not even half as funny as Polly." said Digory.'Polly'nin yarısı kadar garip bile değil.'dedi Digory.
"London is not a bad place" Polly said indignantly.'Londra kötü bir yer değil ki' dedi Polly kızgınlıkla.
"No it is not." said Digory.'Hayır değil.' dedi Digory.
"Of course it is funny." said Polly.'Elbette garip.' dedi Polly.
"Polly"said Polly. "And yours?"'Polly' dedi Polly. 'Seninki ne?'
"What a funny name!" said Polly.'Ne garip bir isim!' dedi Polly.
"What kind of things does he want to tell you?"'Ne tür şeyler söylemek istiyor sana?'
"You also would cry" he continued.'Sen de ağlardın' diye devam etti.
"You also would cry" he continued. "if your whole life had passed on the country and you had a horse and a river flowed at the bottom of the garden"'Sen de ağlardın' diye devam etti. 'eğer bütün hayatın taşrada geçseydi ve bir atın olsaydı ve bahçenin dibinden bir nehir aksaydı.'
"You also would cry" he continued. "if your whole life had passed on the country and you had a horse and a river flowed at the bottom of the garden and if then also you were brought to live to a horrible place like this.'Sen de ağlardın' diye devam etti. 'eğer bütün hayatın taşrada geçseydi ve bir atın olsaydı ve bahçenin dibinden bir nehir aksaydı ve sonra da yaşamak için bunun gibi kötü bir yere getirilseydin.'
"You might think it is interesting" said Digory.'İlginç olduğunu düşünebilirsin' dedi Digory.
"You might think it is interesting" said Digory. "But if you had to sleep there you wouldn't like it at all."'İlginç olduğunu düşünebilirsin' dedi Digory. 'Fakat orada uyumak zorunda olsaydın bundan hiç de hoşlanmazdın.'
'All right' said Polly.'Pekâlâ' dedi Polly.
'I am game if you are.' said Polly.'Sen varsan ben de varım.' dedi Polly.
'I was referring to the house on your other (far) side.''Ben sizin öbür yanınızdaki evi kastetmiştim.'
'If so we can go until the end of all these row houses.''Öyleyse biz tüm bu sıra evlerin sonuna kadar gidebiliriz.'
'If so, I think we should go and take a glance. ' said Digory.'Öyleyse, sanırım gidip bir göz atmamız gerekiyor.' dedi Digory.
'Let's not go if you don't want to' said Digory.'İstemiyorsan gitmeyelim' dedi Digory.
'Look here,' he said. 'Until where does this tunnel go? I mean, does at the end of the house the tunnel end, too?''Buraya bak,' dedi. 'Bu tünel nereye kadar gidiyor? Yani evin sonunda tünel de bitiyor mu?' '
'Look here,' he said. 'Until where does this tunnel go?''Buraya bak,' dedi. 'Bu tünel nereye kadar gidiyor?'
'No,' said Polly.'Hayır,' dedi Polly.
'No,' said Polly. 'The walls don't go (pass) beyond the ceiling. The tunnel continues. Until where I don't know.''Hayır,' dedi Polly. 'Duvarlar tavanın ötesine geçmiyor. Tünel devam ediyor. Nereye kadar bilmiyorum.'
'Shall we go and try now?' said Digory.'Şimdi gidip deneyelim mi?' dedi Digory.
'We can also get into the other houses.''Diğer evlerin içine de girebiliriz.'
'What?''Ne?'
'Why?''Neden?'
'Yes and we also get caught as thieves. No thanks. ''Evet, ve de hırsız diye yakalanırız! Hayır teşekkürler.'
'Yes and we also get caught as thieves.''Evet, ve de hırsız diye yakalanırız!'
'Yes we can go.' said Polly.'Evet gidebiliriz' dedi Polly.
'You are very smart. I was referring to the house on your other (far) side.' - 'Why?''Pek akıllısın. Ben sizin öbür yanınızdaki evi kastetmiştim.' - 'Neden?'
(one's) ownkendi
(the) there (acc)orayı
a boybir erkek çocuk
a brick walltuğla duvar
a caverne where smugglers took refugekaçakçıların sığındığı bir mağara
a few (+sg)birkaç
a few applesbirkaç elma
a floor/ground (z)bir zemin
a girl by the name Polly PlumberPolly Plumber adında bir kız
a horrible placekötü bir yer
a horrible place like thisbunun gibi kötü bir yer
a long rowuzun sıra
a long row of housesuzun sıra evler
a money boxbir para kutusu
a money box with several precious things insideiçinde değişik değerli şeylerin bulunduğu bir para kutusu
a place like a tunneltünel gibi bir yer
a riverbir nehir
a screambir çığlık
a secretbir sır
a signbir işaret
a sign of weaknessbir zayıflık işareti
a sloping roofeğimli bir çatı
a story she was in the middle of writingyazmakta olduğu bir hikâye
a thingbir şey
a thing that happened long time agouzun zaman önce olmuş bir şey
a tunnel consisting on one side of a brick wallbir yanı tuğla duvardan oluşan bir tünel
a tunnel consisting on one side of a brick wall, as to its other side of a sloping roofbir yanı tuğla duvar, diğer yanı ise eğimli bir çatıdan oluşan bir tünel
adjacent / connected/ attached / joinedbitişik
adjacent to each other / joined togetherbirbirine bitişik
adventuremacera
after cryingağladıktan sonra
againyine
allbütün
all your lifebütün hayatın
all right / jolly wellpekâlâ
almost every dayhemen hemen her gün
alwayshep
andve
and / alsoda - de
And again (also) in those daysVe yine o günlerde
And again (also) in those days there lived a girl in London by the name Polly PlumberVe yine o günlerde Londra'da, Polly Plumber adında bir kız yaşıyordu.
and also if the reason for this was that they take care of your motherve bunun sebebi de onların annene bakmalarıysa
and Aunt Letty is sayingve Letty Teyze söylüyor
and Aunt Letty is saying that I mustn't go thereve Letty Teyze oraya gitmemem gerektiğini söylüyor.
and he continued to speakve konuşmaya devam ediyordu.
And I say (that)!Ve ben derim ki!
And if he then also had dried his face with his handsve sonra da yüzünü elleriyle kurulamış olsaydı
and if then also you were brought to live to a horrible place like this.ve sonra da yaşamak için bunun gibi kötü bir yere getirilseydin
and if you had a horseve bir atın olsaydı
and if you had to live with your crazy uncle and your auntve eğer deli dayın ve teyzenle yaşamak zorunda kalmışsan
And if your father was far off in IndiaVe eğer baban uzaklarda, Hindistan'daysa
And if your father was far off in India and if you had to live with your crazy uncle and your auntVe eğer baban uzaklarda, Hindistan'daysa ve eğer deli dayın ve teyzenle yaşamak zorunda kalmışsan
And if your father was far off in India and if you had to live with your crazy uncle and your aunt ( Who would like that ?) and also if the reason for this (s) was that they take care of your mother and that your mother was sick and going to die.Ve eğer baban uzaklarda, Hindistan'daysa ve eğer deli dayın ve teyzenle yaşamak zorunda kalmışsan ( Bundan kim hoşlanır ki ? ) ve bunun sebebi de onların annene bakmalarıysa ve annen hastaysa ve ölecekse .
And if your father was far off in India and if you had to live with your crazy uncle and your aunt ( Who would like that ?) and also if the reason(s) for this was that they take care of your motherVe eğer baban uzaklarda, Hindistan'daysa ve eğer deli dayın ve teyzenle yaşamak zorunda kalmışsan (Bundan kim hoşlanır ki ? ) ve bunun sebebi de onların annene bakmalarıysa
and if your mother was going to dieve annen ölecekse
and if your mother was sickve annen hastaysa
and if your mother was sick and going to dieve annen hastaysa ve ölecekse
And in fact what the boy had been doing was nearly this.Gerçekte çocuğun yaptığı da hemen hemen buydu.
And in fact what the boy was doingGerçekte çocuğun yaptığı da
and similar thingsve buna benzer şeyler
And then also because she didn't know what to sayVe sonra da ne diyeceğini bilemediği için
And then also because she didn't know what to say, she asked with the intention to draw Digory's attention to cheerful topics:Ve sonra da ne diyeceğini bilemediği için Digory'nin aklını neşeli konulara çelmek üzere sordu :
and then also he had dried his face with his handsve sonra da yüzünü elleriyle kurulamıştı
angry (k)kızgın
anotherbaşka
another housebaşka bir ev
another house than that (house)o evden başka bir ev
appleelma
as for /as to /ifise
as if he was trying not to crysanki ağlamamaya çalışıyormuş gibi
as, that is /connecting quotations or direct speech to a verb other than demekdiye
at meal time / at dinneryemekte
at the end of the houseevin sonunda
At the end of the house the tunnel ends, too.Evin sonunda tünel de bitiyor.
at/from the bottom of the gardenbahçenin dibinden
attic / lofttavan arası
aunt (mother's side)teyze
awakeuyanık
back garden / backyardarka bahçe
badkötü
beam (wood) /rafter /timber /Balkenkiriş
becauseçünkü
becauseçünkü
because it explainsçünkü anlatır
Because it is empty.Çünkü boş.
because it was the beginning of the summer holidaysyaz tatilinin başlangıcı olması nedeniyle
Because like everyone else he wondered why the house was empty for a long time (fact).Çünkü, herkes gibi o da, evin uzun süredir neden boş olduğunu merak ediyordu.
because of (it being)olması nedeniyle
because this only makes your mouth water unnecessarilyçünkü bu sadece boşu boşuna ağzınızı sulandırır.
because up to now there was no child in that house.çünkü şimdiye kadar o evde hiç çocuk yoktu.
bedyatak
before / ago / firstönce
beginningbaşlangıç
beginning of the summer holidaysyaz tatilinin başlangıcı
betterdaha iyi
betweenarasında
between our own world and the land of Narniakendi dünyamızla Narnia ülkesi arasında
between some tiles of the roofçatının bazı kiremitlerinin arasında
beyondöte
beyond the ceilingtavanın ötesine
both of them /eitherher ikisi de
Both of them feltHer ikisi de hissediyordu
bottleşişe
bottondip
boxkutu
brick /tiletuğla
brokenkırık
broken kitchen chairskırık mutfak sandalyeleri
butfakat
But both of themAma her ikisi de
But both of them felt that not doing it would be a sign of weakness.Ama her ikisi de onu yapmamanın bir zayıflık işareti olacağını hissediyordu.
But both of them felt that once if an idea was brought up not to do it would be a sign of weakness.Ama her ikise de, bir kere fikir ortaya atıldı mı onu yapmamanın bir zayıflık işareti olacağını hissediyordu.
but he was more interested in the ressearch work.fakat daha fazla araştırma işiyle ilgileniyordu.
But if you had to sleep thereFakat orada uyumak zorunda olsaydın
But if you had to sleep there, you wouldn't like it at all.Fakat orada uyumak zorunda olsaydın bundan hiç de hoşlanmazdın.
but she thought it wouldn't be very polite.ama bunun pek nazik olmayacağını düşünmüştü.
But the boy was excited.Fakat çocuk heyecanlıydı.
But the boy was too excited to listen and continued to speak.Fakat çocuk dinlemeyecek kadar heyecanlıydı ve konuşmaya devam ediyordu.
But the boy was too excited to listen.Fakat çocuk dinlemeyecek kadar heyecanlıydı.
but the meals were better.fakat yemekler daha iyiydi.
But there is more.Fakat dahası var.
by puttingkoyarak
by putting these on top of the beams she had been able to create a floorBunları kirişlerin üzerine koyarak bir zemin oluşturabilmişti.
candlemum
cave / cavernmağara
ceilingtavan
chairsandalye
cheapucuz
cheerful topicsneşeli konular
chest /boxsandık
childçocuk
childhoodçocukluk
closedkapalı
coldsoğuk
collaryaka
comradeyoldaş
consisting ofoluşan
consisting of a sloping roofeğimli bir çatıdan oluşan
Count me inBen de varım
country(side) /province /backwoods (otherwise kırsal)taşra
covered (k)kaplanmış
covered (k) with plastersıvayla kaplanmış
crazydeli
crazydeli
crazy (ç)çılgın
curiously (i)ilgiyle
darkkaranlık
daygün
deliciouslezzetli
Dessert / Sweetietatlı
diarygünlük
different /several /diversedeğişik
Digory (had) likedDigory sevmişti
Digory (had) liked the cave a lot (Polly didn't allow him to see the story) but he was more interested in the ressearch work.Digory mağarayı çok sevmişti (Polly hikâyeyi görmesine izin vermemişti) fakat araştırma işiyle çok fazla ilgileniyordu.
Digory (had) liked the cave a lot.Digory mağarayı çok sevmişti.
Digory said with a loud voice like someone too unhappy to care if anyone knew that he had cried: "Ok,I cried. Here it is."Digory, kimsenin ağladığını bilmesine aldırmayacak kadar mutsuz biri gibi yüksek sesle: 'Tamam, ağladım. İşte.' dedi.
Digory, don't you want to go outside and play in the garden?Digory, dışarıya çıkıp bahçede oynamak istemez misin?
dirtierdaha kirli
dirtykirli
doing it (verbal noun)onu yapma
Don't make the child worry, Andrew.Çocuğu meraklandırma, Andrew.
Don't you wantistemez misin
Don't you want to playoynamak istemez misin
doorkapı
eightyseksen
either ...orya ... ya da
emptyboş
empty bottlesboş şişeler
enough (up to enough)yeteri kadar
especiallyözellikle
evenbile
even more /still moredaha da
even much moredaha da çok
every (h)her
every dayher gün
everybodyherkes
excitedheyecanlı
excited / emotionalheyecanlı
experienced / livedyaşanan
faceyüz
false-coiner /counterfighterkalpazan
far awayuzaklarda
fiftyelli
First he had rubbed his hands on the groundÖnce ellerini toprağa bulamıştı
first(ly)öncelikle
Firstly this seems a bit suspicious to me.Öncelikle bu bana biraz kuşkulu görünüyor.
floor /base /Boden (t)taban
floor /hallwaykoridor
foodyemek
footayak
footsteps (sound of..)ayak sesleri
fortykırk
from beam to beamkirişten kirişe
from between some tiles of the roofçatının bazı kiremitlerinin arasından
from the hallway towards your roomkoridordan senin odana
from the ones now/ from the present ones/ from the current onesşimdikinden
from thisbundan
funny /strange / odd (g)garip
gap /space inbetween / Zwischenraumara
ginger /Ingwerzencefil
ginger ale /ginger pop /ginger beerzencefilli gazoz
girlkız
goodiyi
grandfatherdede
greatharika
groundtoprak
halfyarı
Half as funny as PollyPolly'nin yarısı kadar garip
Half of PollyPolly'nin yarısı
handel
happy /cheerfulneşeli
hauntedperili
he /she saiddedi
He always has to hide himself from his old comrades.hep eski yoldaşlarından saklanmak zorundadır.
He climbed to the top of the wall and showed his face.Duvar üstüne tırmanıp yüzünü gösterdi.
He continueddevam etti
He could never talk enoughhiç yeteri kadar konuşamadı
he could not beolamazdı
he could not be dirtier from thisbundan daha kirli olamazdı
he doesn't even trydenemez bile
he doesn't even try to talkkonuşmayı denemez bile
he doesn't even try to talk with my auntteyzemle konuşmayı denemez bile
he doesn't trydenemez
he felthissediyordu
He felt that not doing it would be a sign of weakness.Onu yapmamanın bir zayıflık işareti olacağını hissediyordu.
He felt that not doing it would be.onu yapmamanın olacağını hissediyordu
he had smeared /rubbed (rep)bulamıştı
He is either crazy or he is keeping a secretYa deli ya da bir sır saklıyor
he like everyone elseherkes gibi o da
he said with a loud voiceyüksek sesle dedi
He said with a loud voice: "Ok, I cried, here it is."Yüksek sesle: 'Tamam ağladım işte.' dedi.
He was excited.Heyecanlıydı
He was much more excitedçok daha fazla heyecanlıydı
He was much more excited than his speech revealed.Konuşmasının açığa vurduğundan çok daha fazla heyecanlıydı.
He wondered that the house was empty for a long time (fact).Evin uzun süredir boş olduğunu merak ediyordu.
He wondered why the house was empty for a long time (fact).Evin uzun süredir neden boş olduğunu merak ediyordu.
He wondered.Merak ediyordu.
heavily /slowlyağır ağır
heavy /hardağır
here (abouts) (nom.)burası
here (it is)/ now / as you see / voilàişte
Here she was hiding a money box and a few apples.Burada bir para kutusu ve birkaç elma saklıyordu.
Here she was hiding a money box with several precious things inside, a story she was in the middle of writing and a few apples.Burada, içinde değişik değerli şeylerin bulunduğu bir para kutusu, yazmakta olduğu bir hikâye ve birkaç elma saklıyordu.
Here she was hiding a money box, a story she was in the middle of writing and a few apples.Burada bir para kutusu, yazmakta olduğu bir hikâye ve birkaç elma saklıyordu.
Here she was hiding a money box.Burada bir para kutusu saklıyordu.
Here the boy's face suddenly (a) changed.Burada çocuğun yüzü aniden değişti.
Here the boy's face suddenly changed as if he was trying not to cry.Burada çocuğun yüzü aniden sanki ağlamamaya çalışıyormuş gibi değişti.
high /topüst
him to see the story /his seeing the storyhikâyeyi görmesi
His eyes are so scary, that...Gözleri öylesine korkunç ki.
his handselleri
his talkingkonuşması
his wifekarısı
holidaytatil
honestly / to tell the truth / frankly / indeeddoğrusu
horseat
houseev
hownasıl
how cheap and delicious they wereonların ne kadar ucuz ve lezzetli olduğu
How cool! You have learned eighty words.Ne harika! Seksen sözcük öğrendin.
How cool! You have learned fifty words.Ne harika! Elli sözcük öğrendin.
How cool! You have learned forty words.Ne harika! Kırk sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and eighty words.Ne harika! Yüz seksen tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and fifty words.Ne harika! Yüz elli tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and forty words.Ne harika! Yüz kırk tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and ninety words.Ne harika! Yüz doksan tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and seventy words.Ne harika! Yüz yetmiş tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and sixty words.Ne harika! Yüz altmış tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and ten words.Ne harika! Yüz on tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and thirty words.Ne harika! Yüz otuz tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and twenty words.Ne harika! Yüz yirmi tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned hundred and twenty words.Ne harika! Yüz yirmi tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned ninety words.Ne harika! Doksan sözcük öğrendin.
How cool! You have learned one hundred words.Ne harika! Yüz sözcük öğrendin.
How cool! You have learned seventy words.Ne harika! Yetmiş sözcük öğrendin.
How cool! You have learned sixty words.Ne harika! Altmış sözcük öğrendin.
How cool! You have learned ten words.Ne harika! On sözcük öğrendin.
How cool! You have learned thirty words.Ne harika! Otuz sözcük öğrendin.
How cool! You have learned three hundred and fifty words.Ne harika! Üç yüz elli tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned three hundred words.Ne harika! Üç yüz tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned twenty words.Ne harika! Yirmi sözcük öğrendin.
How cool! You have learned two hundred words.Ne harika! İki yüz tane sözcük öğrendin.
How cool! You have learned two hundred and fifty words.Ne harika! İki yüz elli tane sözcük öğrendin.
How exciting!Ne heyecanlı!
How great!Ne harika!
how nice (fact)ne güzeldir
How nice to be able to do this much ressearch with a candle in a big house or in a row of housesBüyük bir evde ya da bir sıra evlerde, bir mumla bu kadar araştırma yapabilmek ne güzeldir.
How shall we know that we are not in another house than that one.'O evden başka bir evde olmadığımızı nereden bileceğiz?'
How will we know? (lit. from where will we know?)Nereden bileceğiz?
humbly / submissivelyalçakgönüllükle
hundredyüz
Iben
I am sorry.Özür dilerim.
I am sureeminim
I am sure Digory doesn't want to listen to such things.Eminim Digory böyle şeyleri dinlemek istemez.
I criedağladım
I didn't (use to) know that your (pl/formal) house was this much interesting.Sizin evin bu kadar ilginç olduğunu bilmezdim.
I didn't know.Bilmiyordum.
I don't like very muchpek hoşuna gitmiyor
I heard a screambir çığlık duydum
I mean, does at the end of the house the tunnel end, too?Yani evin sonunda tünel de bitiyor mu?
I wash my faceBen yüzümü yıkarım
I went to his office in order to talk to JackJack'le konuşmak üzere ofisine gittim.
I will tell you (pl/formal)sizlere söyleyeceğim
I won't tell yousizlere söylemeyeceğim
ifeğer
if a river flowedbir nehir aksaydı
if a river flowed at the bottom of the gardenbahçenin dibinden bir nehir aksaydı
if all your lifeeğer bütün hayatın
If he first had rubbed his hands on the groundÖnce ellerini toprağa bulamış olsaydı
If he first had rubbed his hands on the ground, then had cried thorougly and then also had dried his face with his handsÖnce ellerini toprağa bulamış, sonra iyice (bir) ağlamış ve sonra da yüzünü elleriyle kurulamış olsaydı
If he first had rubbed his hands on the ground, then had cried thorougly and then also had dried his face with his hands, he couldn't have been dirtier from that.Önce ellerini toprağa bulamış, sonra iyice (bir) ağlamış ve sonra da yüzünü elleriyle kurulamış olsaydı, bundan daha kirli olamazdı.
If he then had cried thorouglysonra iyice (bir) ağlamış olsaydı
if you (pl) stepped in between the beamseğer kiriş aralarına basarsanız
If you (pl) stepped in between the beams, you would find yourself in the room underneath.Eğer kiriş aralarına basarsanız, kendinizi aşağıdaki odada bulurdunuz.
if you (pl) stepped oneğer basarsanız
If you (pl/formal) were a child in those daysO günlerde, eğer çocuksanız,
if you climb (pl)tırmanırsanız
if you don't wantistemiyorsan
If you go for it count me in. / If you do it, I am game.Sen varsan ben de varım.
if you wantistiyorsan
If you were a child in those days, you had to wear that stiff and stearched collar every dayO günlerde,eğer çocuksanız, her gün o sert ve kolalı yakayı takmak zorundaydınız.
If you were a child in those days, you had to wear that stiff and stearched collar every dayO günlerde,eğer çocuksanız, her gün o sert ve kolalı yakayı takmak zorundaydınız.
If you were a child in those days, you had to wear that stiff and stearched collar every day and the schools in general were worse than the present ones, but the meals were better.O günlerde,eğer çocuksanız, her gün o sert ve kolalı yakayı takmak zorundaydınız, ve okullar genellikle şimdikinden daha kötüydü, fakat yemekler daha iyiydi.
if you were broughtgetirilseydin
if you were brought to a horrible place like thisbunun gibi kötü bir yere getirilseydin
if you were left to live / if you had to liveyaşamak zorunda kalmışsan
if your father was in Indiaeğer baban Hindistan'daysa
if your whole life had passed on the countryeğer bütün hayatın taşrada geçseydi
if your whole life had passed on the country and you had a horseeğer bütün hayatın taşrada geçseydi ve bir atın olsaydı
if your whole life had passed on the country and you had a horse and a river flowed at the bottom of the gardeneğer bütün hayatın taşrada geçseydi ve bir atın olsaydı ve bahçenin dibinden bir nehir aksaydı.
importantönemli
in /from the hallwaykoridordan
in a big housebüyük bir evde
in fact / in realitygerçekte
in generalgenellikle
in Lewisham RoadLewisham yolunda
in order to / like için but more: with the intention toüzere
in the bedyatakta
in the beginning of 'Treasure Island'Define Adası'nın başlangıcında
in the room underneathaşağıdaki odada
in this way /thusbu şekilde
In those daysO günlerde
In those days Sherlock Holmes still lived in Baker Street and the Bastables still searched for treasure in Lewisham way.O günlerde, Sherlock Holmes hâlâ Baker Street'te yaşıyordu ve Bastables hâlâ Lewisham yolunda define arıyordu.
In those days the Bastables still searched for treasure in Lewisham way.O günlerde Bastables hâlâ Lewisham yolunda define arıyordu.
in your grandfather's childhooddedenizin çocukluğunda
inclined /sloping /curvedeğimli
IndiaHindistan
indignantly / entrüstetkızgınlıkla
indoorev içi
indoor explorationev içi araştırması
infiltrate / leak /creep /filter out /effuse /emanatesızmak
insideiçinde
inside the houseevin içinde
interestingilginç
into the other housesdiğer evlerin içine
islandada
It is a very important story,Çok önemli bir hikâyedir,
It is a very important story, because it narrates how the coming and goings between our own world and the land of Narnia began.Çok önemli bir hikâyedir, çünkü kendi dünyamızla Narnia ülkesi arasındaki gidiş gelişlerin nasıl başladığını anlatır.
it is notdeğil
it makes your mouth waterağzınızı sulandırır
It narrates how the coming and goings startedGidiş gelişlerin nasıl başladığını anlatır.
It was nearly thishemen hemen buydu.
its other sidediğer yanı
kind / polite / courteousnazik
kitchenmutfak
kitchen chairsmutfak sandalyeleri
land / countryülke
last nightdün gece
Let's gogidelim
Let's not goGitmeyelim
Let's not go if you don't want.İstemiyorsan gitmeyelim
Let's trydeneyelim
life (h)hayat
light (noun)ışık
light was (in the middle of) infiltratingışık sızmaktaydı
Light was infiltrating from inbetween the tiles of the roof.çatının bazı kiremitlerinin arasından ışık sızmaktaydı.
likegibi
like everyone elseherkes gibi
Like everyone else he, too wondered.Herkes gibi o da merak ediyordu.
like someone who is to unhappy too care if anyone knew that he had criedkimsenin ağladığını bilmesine aldırmayacak kadar mutsuz biri gibi
like there is in the beginning of Treasure IslandDefine Adası'nın başlangıcındaki gibi
London is not a bad place....Londra kötü bir yer değil ki.
longuzun
long timeuzun süre
long time agouzun zaman önce
Look hereburaya bak
lumber room /storage room/ Rumpelkammersandık odası
Magician / WizardBüyücü
Maybe he keeps his crazy (ç) wife locked up there. .Belki de çılgın karısını orada kapalı tutuyor.
mind (a) /Verstand /brain /senseakıl
moneypara
moredaha fazla
mouthağız
Mr. and Mrs.Bay ve Bayan
Mr. and Mrs. Ketterley (pl. optional)Bay ve Bayan Ketterley'ler
much moreçok daha fazla
much more than his speech revealedKonuşmasının açığa vurduğundan çok daha fazla
my aunt always shuts him upteyzem onu hep susturuyor.
My father is saying that is empty.Babam boş olduğunu söylüyor.
My father is saying that it is empty since we moved here.'Babam biz buraya taşındığımızdan beri boş olduğunu söylüyor.'
My father is saying.Babam söylüyor.
namead
name (i)isim
nearlyhemen hemen
Nephew /nieceyeğen
nightgece
ninetydoksan
nohayır
no / anyhiç
No thanks.Hayır teşekkürler.
nobodyhiç kimse
nobody saidhiç kimse laf etmemişti
Nobody said the word 'haunted'.Hiç kimse 'perili' diye laf etmemişti.
not doing itonu yapmama
nowşimdi
of course (e)elbette
of the old pirateseski korsanlardan
officeofis
often /frequentlysık sık
Oktamam
Ok I cried. Here it is.Tamam ağladım işte.
old /ancienteski
on top of (direction - dative)üstüne
Once (when) an idea was brought upbir kere fikir ortaya atıldı mı
once /one timebir kere
once /whenmi /mı /mu
once the idea was brought upbir kere fikir ortaya atıldı
one (of its) side(s)bir yanı
one morningbir sabah
One morning a boy climbed onto the wall and showed his face.Bir sabah, bir erkek çocuk duvar üstüne tırmanıp yüzünü gösterdi.
One morning she was in the back garden, when a boy climbed onto the wall of the neighbour garden and showed his face.Bir sabah, bir erkek çocuk yan bahçenin duvarı üstüne tırmanıp yüzünü gösterdiğinde arka bahçedeydi.
One morning, she was in the back garden.Bir sabah, arka bahçedeydi.
One morning, when she was in the back garden,Bir sabah, kız arka bahçedeyken,
One morning, when she was in the back garden, a boy climbed onto the wall of the next door garden and showed his face.Bir sabah kız arka bahçedeyken, bir erkek çocuk, yan bahçenin duvarı üstüne tırmanıp yüzünü gösterdi.
One night - it was last nightBir gece - yani dün gece-
One night - it was last night- when I went to bed I heard a scream.Bir gece - yani dün gece- yatmaya giderken bir çığlık duydum.
One night - it was last night- when I went to bed passing the bottom of the attic stairs, (to tell the truth I don't like very much to pass there) I heard a scream.Bir gece - yani dün gece- tavan arasına çıkan merdivenlerin dibinden geçerek yatmaya giderken ( oradan geçmek pek hoşuna gitmiyor doğrusu) bir çığlık duydum.
One night - it was last night- when I went to bed passing the bottom of the attic stairs, I heard a scream.Bir gece - yani dün gece- tavan arasına çıkan merdivenlerin dibinden geçerek yatmaya giderken bir çığlık duydum.
one of the housesevlerin biri
one side consisting of a wallbir yanı duvardan oluşan
onlysadece
Or he is one of the old pirates like at the beginning of Treasure IslandYa da Define Adası'nın başlangıcındaki gibi eski bir korsanlardandır
Or he is one of the old pirates like at the beginning of Treasure Island and always has to hide himself from his old comrades.Ya da Define Adası'nın başlangıcındaki gibi eski bir korsanlardandır ve hep eski yoldaşlarından saklanmak zorundadır.
or in a row of housesya da sıra evlerde
Or maybe he is a false-coiner. (fact)Ya da belki de kalpazandır.
our own worldkendi dünyamız
packing /Verpackung /emballageambalaj
parts of old packaging boxeseski ambalaj kutularının parçaları
Passing the bottom of the attic stairs when going to bedtavan arasına çıkan merdivenlerin dibinden geçerek yatmaya giderken
piece /grain (used optional after numbers)tane
piecesparçalar
pirate (k)korsan
plastersıva
Polly didn't allow him to see the story.Polly onun hikâyeyi görmesine izin vermemişti.
Polly didn't allow.Polly izin vermemişti.
Polly had discovered long time ago the water tank that could be seen when the small door of the lumber room in the attic of their houses was opened and the dark place that was behind it which you could reach if you climbed with a bit of care.Polly, uzun zaman önce, evlerinin tavan arasındaki sandık odasının küçük kapısı açıldığında görülebilen su deposunu ve onun arkasındaki, biraz dikkatle tırmanırsanız ulaşabileceğiniz, karanlık yeri keşfetmişti.
Polly had discovered the dark place.Polly karanlık yeri keşfetmişti.
Polly had exploredPolly keşfetmişti
Polly had explored the water tank that could be seen when the small door of the lumber room was openedPolly sandık odasının küçük kapısı açıldığında görülebilen su deposunu keşfetmişti.
Polly had explored the water tank that could be seen when the small door of the lumber room was opened and the dark place that was behind it which you could reach if you climbed with a bit of carePolly sandık odasının küçük kapısı açıldığında görülebilen su deposunu ve onun arkasındaki, biraz dikkatle tırmanırsanız ulaşabileceğiniz, karanlık yeri keşfetmişti.
Polly had explored the water tank that could be seen when the small door of the lumber room was opened and the dark place that was behind it.Polly sandık odasının küçük kapısı açıldığında görülebilen su deposunu ve onun arkasındaki karanlık yeri keşfetmişti.
Polly lived in one of a long row of houses, joined together.Polly, birbirine bitişik, uzun sıra evlerin birinde yaşıyordu.
Polly thought, too.Polly de düşünüyordu.
Polly was usingPolly kullanıyordu
Polly was using the sectionPolly bölümü kullanıyordu.
Polly was using the section right next to the water tankPolly su deposunun hemen yanındaki bölümü kullanıyordu.
Polly was using the section right next to the water tank as a cave.Polly su deposunun hemen yanındaki bölümü bir mağara gibi kullanıyordu.
Polly was using the section right next to the water tank as a cavern where smugglers would take refuge.Polly su deposunun hemen yanındaki bölümü kaçakçıların sığındığı bir mağara gibi kullanıyordu.
Polly was very surprised, because up till now there had never been any children in that house.Polly çok şaşırmıştı, çünkü şimdiye kadar o evde hiç çocuk yoktu.
Polly was very surprised.Polly çok şaşırmıştı.
Polly, too thought the same things.Polly de aynı şeyleri düşünüyordu.
precious / valuabledeğerli
precious thingsdeğerli şeyler
press /print /step onbasmak
rainyyağışlı
reallygerçekten
reason (s)sebep
reason /cause / reason (n)neden
research workaraştırma işi
ressearch / explorationaraştırma
right next tohemen yanında
right next to the water tanksu deposunun hemen yanında
roof (ç)çatı
row / queue / linesıra
seadeniz
seatoturak
seats of broken kitchen chairskırık mutfak sandalyelerinin oturakları
section /chapter / partbölüm
seventyyetmiş
several precious thingsdeğişik değerli şeyler
Shall we go and try?Gidip deneyelim mi?
Shall we try?Deneyelim mi?
she askedsordu
she had been able to createoluşturabilmişti
she had been able to create a floorbir zemin oluşturabilmişti
She had brought parts of old packaging boxes and similar things there and by putting these on top of the beams she had been able to create a floor.Eski ambalaj kutularının parçalarını ve buna benzer şeyleri oraya getirmişti ve bunları kirişlerin üzerine koyarak bir zemin oluşturabilmişti.
She had brought parts of old packaging boxes there and by putting these on top of the beams she had been able to create a floor.Eski ambalaj kutularının parçalarını oraya getirmişti ve bunları kirişlerin üzerine koyarak bir zemin oluşturabilmişti.
She had brought parts of old packaging boxes there.Eski ambalaj kutularının parçalarını oraya getirmişti.
She had brought parts of old packaging boxes, seats of broken kitchen chairs and similar things there and by putting these on top of the beams she had been able to create a floor.Eski ambalaj kutularının parçalarını, kırık mutfak sandalyelerinin oturaklarını ve buna benzer şeyleri oraya getirmişti ve bunları kirişlerin üzerine koyarak bir zemin oluşturabilmişti.
She had brought seats of broken kitchen chairs and similar things.Kırık mutfak sandalyelerinin oturaklarını ve buna benzer şeyleri getirmişti.
she had brought thereoraya getirmişti
she had put thesebunları koymuştu
She had put these on top of the beams.Bunları kirişlerin üzerine koymuştu.
She lived in one of a long row of houses.Uzun sıra evlerin birinde yaşıyordu.
She lived in one of the houses.Evlerin birinde yaşıyordu.
She often would drink a ginger beer there.Sık sık zencefilli gazoz içerdi orada.
She says:" Don't you worry the boy,Andrew!" or "I am sure Digory doesn't want to listen to such things." or "Digory, wouldn't you like to go outside and play in the garden?"'Çocuğu meraklandırma, Andrew!' ya da 'Eminim Digory böyle şeyleri dinlemek istemez.' ya da 'Digory, dışarıya çıkıp bahçede oynamak istemez misin?' diyor.
she was going to saydiyecekti
she was in the middle of writingyazmaktaydı
she would drinkiçerdi
Sherlock Holmes lived still in Baker StreetSherlock Holmes hâlâ Baker Street'te yaşıyordu
siblingskardeşler
side (y)yan
side / nextyan
similar /suchlikebenzer
similar to herona benzer - onun benzeri
since both didn't go to the seaikisi de denize gitmeyecekleri için
since it was just the beginning of the summer holidayhenüz yaz tatilinin başlangıcı olması nedeniyle
Since it was just the beginning of the summer holidays, as both didn't go to the sea, they met each other almost every day.Henüz yaz tatilinin başlangıcı olması nedeniyle ikisi de denize gitmeyecekleri için, hemen hemen her gün buluştular.
since we movedbiz taşındığımızdan beri
since we moved herebiz buraya taşındığımızdan beri
since yearsyıllardan beri
sixtyaltmış
smart /cleverakıllı
smugglerkaçakçı
so frightening thatöylesine korkunç ki
so unhappy that he didn't care if anyone knewkimsenin bilmesine aldırmayacak kadar mutsuz
so unhappy that he didn't care if anyone knew that he had criedkimsenin ağladığını bilmesine aldırmayacak kadar mutsuz
so, that is, I mean (filling word)yani
somebazı
some tiles of the roofçatının bazı kiremitleri
sound /voice /noiseses
stairsmerdivenler
status /condition / position / situationdurum
stearchedkolalı
stiffsert
stiff and stearchedsert ve kolalı
still (h)hâlâ
still /just /yethenüz
storyhikâye
strange /foreignyabancı
study roomçalışma odası
suchöylesine
suddenly / abruptly / all of a sudden (a)aniden
summeryaz
summer holidaysyaz tatili
suspiciouskuşkulu
talking /speech /conversationkonuşma
tankdepo
tenon
ten wordson sözcük
terrible / awful /scarykorkunç
than his speech revealedKonuşmasının açığa vurduğundan
thanksteşekkürler
that I mustn't go thereoraya gitmemem gerektiği
that is / I mean (filling word)yani
that is in the beginning of Treasure IslandDefine Adası'nın başlangıcındaki
that it would be a sign of weaknessbir zayıflık işareti olacağı
that it wouldn't be very kindbunun pek nazik olmayacağı
that not doing it would beonu yapmamanın olacağı
that she was in the middle of writingyazmakta olduğu
that somebody knewkimsenin bilmesi
that summero yaz
that summer beingo yazın olması
that summer being the coldest summero yazın en soğuk yaz olması
that summer being the coldest summer since yearso yazın yıllardan beri en soğuk yaz olması
that summer being the rainest and coldest summero yazın en yağışlı ve soğuk yaz olması
that summer being the rainest and coldest summer since yearso yazın yıllardan beri en yağışlı ve soğuk yaz olması
that summer was the rainest and coldest summer experienced since yearso yazın yıllardan beri yaşanan en yağışlı ve soğuk yaz olmasıydı
that the house was empty for a long time (fact)Evin uzun süredir boş olduğu
that they look after your motherOnların annene bakmaları
that we are not in another housebaşka bir evde olmadığımız
that we are not in another house than that (house)o evden başka bir evde olmadığımız
the beginning of 'Treasure Island'Define Adası'nın başlangıcı
the bottom of the attic stairstavan arasına çıkan merdivenlerin dibi
the bottom of the gardenbahçenin dibi
The boy's face changed.Çocuğun yüzü değişti.
the coldesten soğuk
the coldest summeren soğuk yaz
the coming (and) goingsgidiş gelişler
the comings and goings between our own world and the land of Narniakendi dünyamızla Narnia ülkesi arasındaki gidiş gelişler
the dark placekaranlık yer
the dark place that was behind itonun arkasındaki karanlık yer
The diaries (chronicles) of NarniaNarnia Günlükleri
The empty bottles made the place (there) look even much more like smuggler caves.Boş şişeler orayı daha da çok kaçakçı mağaralarına benzetiyordu.
The empty bottles made the place (there) look likeBoş şişeler orayı benzetiyordu
the endson
the end of the houseevin sonu
the floor of this tunnelbu tünelin tabanı
the gaps inbetween the beams were only covered with plasterKirişlerin arası sadece sıvayla kaplanmıştı
the highest / the topen üst
The house was long time empty.Ev uzun süre boştu.
the house which is on the other side of you(rs)sizin öbür yanınızdaki ev
the idea was brought upfikir ortaya atıldı
the land of NarniaNarnia ülkesi
the lumber room which was in the attic (between the ceilings) of their housesevlerinin tavan arasındaki sandık odası
The Magician's NephewBüyücünün Yeğeni
the main reason /the real reason (n)asıl neden
the main reason for their embarking on this adventureBu maceralara atılmalarının asıl nedeni
The main reason for their embarking on this adventure was that that summer was the rainest and coldest summer since years.Bu maceralara atılmalarının asıl nedeni, o yazın yıllardan beri yaşanan en yağışlı ve soğuk yaz olmasıydı.
the mealsyemekler
the next (door) gardenyan bahçe
the next garden's wallyan bahçenin duvarı
the otherdiğer
the otherdiğer
the other / the far offöbür
the other housesdiğer evler
the reason(s) for thisbunun sebebi
the sameaynı
the same thingsaynı şeyler
the schoolsokullar
The schools in general were worse than the present ones.Okullar genellikle şimdikinden daha kötüydü.
the section right next to the water tanksu deposunun hemen yanındaki bölüm
the sound of Uncle Andrew's footstepsAndrew Dayı'nın ayak sesleri
the space /gap between the beamskirişlerin arası
the stairs going out to the attic/ the attic stairstavan arasına çıkan merdivenler
The strange boy's (ç) face was very dirty.Yabancı çocuğun yüzü çok kirliydi.
the top flooren üst kat
The tunnel continues.Tünel devam ediyor.
The tunnel ends.Tünel bitiyor.
the two (of them) / bothikisi de
the unmarried siblingsbekâr kardeşler
The walls don't go (pass) beyond the ceiling.Duvarlar tavanın ötesine geçmiyor.
the water tank that could be seengörülebilen su deposu
the water tank that could be seen when the small door of the lumber room was openedsandık odasının küçük kapısı açıldığında görülebilen su deposu
The wrong doorYanlış kapı
then /aftersonra
then /if so /in that caseöyleyse
then he had cried thorougly / then he had had a good crysonra iyice (bir) ağlamıştı
Then there is something more.Sonra bir şey daha var.
thereorada
There is a study in the top floor and Aunt Letty is saying that I mustn't go there.En üst katta bir çalışma odası var ve Letty Teyze oraya gitmemem gerektiğini söylüyor.
There is a study in the top floor.En üst katta bir çalışma odası var.
There lived (o) only the unmarried siblings, Mr. and Mrs. Ketterley.Orada sadece bekâr kardeşler, Bay ve Bayan Ketterley'ler oturuyordu.
There lived a girl in LondonLondra'da bir kız yaşıyordu.
There was no child in that house.O evde hiç çocuk yoktu.
there was not/ (+ personal ending on its subject: didn't have)yoktu
Therefore she looked curiously at the boy.(ç)Bu yüzden ilgiyle çocuğa baktı.
therefore/ for this reasonbu yüzden
They both felt that it would be a sign of weakness.Her ikisi de, bir zayıflık işareti olacağını hissediyordu.
they look after your motherOnlar annene bakarlar
they met almost every dayhemen hemen her gün buluştular
they met/got to know each otherbirbirleriyle tanışmış oldular
thiefhırsız
things which you can call indoor explorationev içi araştırması diyebileceğiniz şeyler
thirtyotuz
thisbu
This (hereabouts) was a place like a tunnel consisting on one side of a brick wall, as to its other side of a sloping roof.Burası, bir yanı tuğla duvar, diğer yanı ise eğimli bir çatıdan oluşan tünel gibi bir yerdi.
This (hereabouts) was a place like a tunnel.Burası tünel gibi bir yerdi.
This (hereabouts) was a place.Burası bir yerdi.
This is the story of something that happened long time agoBu uzun zaman önce olmuş bir şeyin hikâyesidir
This is the story of something that happened long time ago in your grandfather's childhood.Bu, uzun zaman önce, dedenizin çocukluğunda olmuş bir şeyin hikâyesidir
This is the story of...Bu ... hikâyesidir
This situationbu durum
This situation led them to do some things inside the house which you can call indoor exploration.Bu durum onları evin içinde, ev içi araştırması diyebileceğiniz bir şeyler yapmaya yöneltti.
This situation led them to do some things inside the house.Bu durum onları evin içinde bir şeyler yapmaya yöneltti.
This situation led them to do some things.Bu durum onları bir şeyler yapmaya yöneltti.
This tunnel had no floor. (lit. there was not the floor of this tunnel)Bu tünelin tabanı yoktu.
thorougly / quite / fully / completelyiyice (bir)
thought /ideafikir
Thus Polly and Digory met/got to know each other.Polly ve Digory bu şekilde birbirleriyle tanışmış oldular.
tile (k)kiremit
timezaman
time /period (s)süre
to allowizin vermek
to approachyaklaşmak
to approach from the hallwaykoridordan yaklaşmak
to arrive (v) /be there /get tovarmak
to asksormak
to be able to do this much ressearch with a candlebir mumla bu kadar araştırma yapabilmek
to be about to xX - üzere olmak
to be brought uportaya atılmak
to be caught /to get caughtyakalanmak
to be found /to be present (se trouver/sich befinden)bulunmak
to be in the middle of infiltratingsızmakta
to be in the middle of writingyazmakta
to be interested in(ile) ilgilenmek
to be interested in ressearch workaraştırma işiyle ilgilenmek
to be surprizedşaşırmak
to become stronggüçlenmek
to beginbaşlamak
to bother / to mind / to carealdırmak
to bringgetirmek
to changedeğişmek
to change somethingdeğiştirmek
to climbtırmanmak
To climb to the top of the wallduvar üstüne tırmanmak
to comegelmek
to come up with /to bring forwardortaya atmak
to consist of / be formed / take shape /occuroluşmak
to continuedevam etmek
to create / form / constituteoluşturmak
to cryağlamak
to direct /lead /destine /orientyöneltmek
to doyapmak
to doyapmak
to do itonu yapmak
to do some thingsbir şeyler yapmak
to draw Digory's attention to cheerful topicsDigory'nin aklını neşeli konulara çelmek
to draw one's attention to (old expression)aklını çelmek
to drinkiçmek
to drykurulamak
to each otherbirbirine
to eatyemek
to endbitmek
to enter /to go ingirmek
to explore /discoverkeşfetmek
to feelhissetmek
to findbulmak
to flowakmak
to gogitmek
to go and take a glancegidip bir göz atmak
to go and trygidip denemek
to go and...gidip
to go on adventures /to embark on an adventuremaceralara atılmak
to go outsidedışarıya çıkmak
to go outside and play in the gardendışarıya çıkıp bahçede oynamak
to go to bed / schlafen gehenyatmaya gitmek
to hearduymak
to here (dative)buraya
to hidesaklamak
to hide oneself (s)saklanmak
to jumpatlamak
to jump from beam to beamkirişten kirişe atlamak
to keep a secretbir sır saklamak
to keep switched off (e. g. telefon) / to keep shut (e. g. mouth) /to keep someone locked upkapalı tutmak
to learnöğrenmek
to lie awakeuyanık uzanmak
to like (h) an ablativehoşlanmak
to like / please /plairehoşuna gitmek
to liken /to simulate /to make look likebenzetmek
to listendinlemek
to listen to the footsteps approachingayak seslerinin yaklaştığını dinlemek
to listen to Uncle Andrew's footsteps heavily approachingAndrew Dayı'nın ayak seslerinin ağır ağır yaklaştığını dinlemek
to listen to Uncle Andrew's footsteps heavily approaching from the hallway towards your roomAndrew Dayı'nın ayak seslerinin ağır ağır koridordan senin odana yaklaştığını dinlemek
to listen to(it/them) approachingyaklaştığını dinlemek
to listen, while laying awake in bed, to Uncle Andrew's footsteps heavily approaching from the hallway towards your roomYatakta uyanık uzanırken Andrew Dayı'nın ayak seslerinin ağır ağır koridordan senin odana yaklaştığını dinlemek
to liveyaşamak
to love /likesevmek
to make one's mouth waterağzını sulandırmak
to make someone curious / to cause s.o. to worrymeraklandırmak
to mean /to aim at /refer tokastetmek
to meetbuluşmak
to move (houses)taşınmak
to passgeçmek
to pass /go /outrun/surpassgeçmek
to pass thereoradan geçmek
to playoynamak
to putkoymak
to reachulaşmak
to revealaçığa vurmak
to saysöylemek
to say a word as 'haunted''perili' diye bir laf etmek
to search for treasuredefine aramak
to seegörmek
to see the storyhikâyeyi görmek
to seem / appeargörünmek
to showgöstermek
to show one's faceyüzünü göstermek
to silence s.o./ to shut s.o. upsusturmak
to sit / to liveoturmak
to sleepuyumak
to sleep (go to bed)yatmak
to smear / rubbbulamak
to stop speaking / to shut up / to fall silentsusmak
to take (somewhere)götürmek
to take a glance at /to look atbir göz atmak
to take refugesığınmak
to talk /chat (l. e.)laf etmek
to tell / narrate / explainanlatmak
to tell the truth I don't like very muchpek hoşuna gitmiyor doğrusu
to tell the truth I don't like very much to pass thereoradan geçmek pek hoşuna gitmiyor doğrusu
to thinkdüşünmek
to think /fancysanmak
to trydenemek
to try (one time experiment)denemek
to usekullanmak
to washyıkamak
to wear the collaryakayı takmak
to wondermerak etmek
to writeyazmak
to Y in order to X / with intention to XX-mek üzere Y-mek
to(wards) your roomsenin odana
treasuredefine
treasuredefine
treasure island / die Schatzinseldefine adası
tunneltünel
twentyyirmi
uncle ( mother's side)dayı
unhappymutsuz
unhappy enough not to carealdırmayacak kadar mutsuz
unmarriedbekâr
unnecessarily (b)boşu boşuna
until nowşimdiye kadar
until the end (dat) of all these row housesbu sıra evlerin sonuna kadar
until wherenereye kadar
Until where does this tunnel go?Bu tünel nereye kadar gidiyor?
Until where I don't know.Nereye kadar bilmiyorum.
vegetablesebze
veryçok
very (p)pek
wallduvar
watersu
water down / dillutesulandırmak
water tanksu deposu
way /roadyol
webiz
we can entergirebiliriz
We can get caught as thieveshırsız diye yakalanırız
we can gobiz gidebiliriz
We can go until the end of the houses.Biz evlerin sonuna kadar gidebiliriz.
we get caughtyakalanırız
we will knowbileceğiz
weak /slimzayıf
weaknesszayıflık
what do you think it is likenasıl bir şey sence
What do you think it is like, while you are awake in bed, to listen to the sound of Uncle Andrew's footsteps slowly approaching your room from the hallway ?Yatakta uyanık uzanırken Andrew Dayı'nın ayak seslerinin ağır ağır koridordan senin odana yaklaştığını dinlemek nasıl bir şey sence?
What kind ofNe tür
What the boy was doingÇocuğun yaptığı
Whatever (happens) / at any rate / in any caseNe olursa olsun
whenne zaman
When I was going to bed (-ken Gerund)yatmaya giderken
When I went to sleep I head a scream.yatmaya giderken bir çığlık duydum.
when it comes togelince
when it comes to dessertsTatlılara gelince
When it comes to sweets how cheap and delicious they were I won't tell youTatlılara gelince, onların ne kadar ucuz ve lezzetli olduğunu sizlere söylemeyeceğim
When it comes to sweets how cheap and delicious they were I won't tell you, because this only makes your mouth water unnecessarilyTatlılara gelince, onların ne kadar ucuz ve lezzetli olduğunu sizlere söylemeyeceğim, çünkü bu sadece boşu boşuna ağzınızı sulandırır.
When the small door of the lumber room was openedsandık odasının küçük kapısı açıldığında
when you lie awake in bedYatakta uyanık uzanırken
whenever (s. o. x'es)ne zaman X- sa - se
Whenever he wants to tell me somethingne zaman bana bir şey söyleyecek olsa
Whenever he wants to tell me something at meal timeYemekte ne zaman bana bir şey söyleyecek olsa
Whenever he wants to tell me something at meal time -he doesn't even try to talk with my aunt - my aunt always shuts him up.Yemekte ne zaman bana bir şey söyleyecek olsa - teyzemle konuşmayı denemez bile - teyzem onu hep susturuyor.
whenever it isne zaman olsa
whenever you wantne zaman istersen
where to (dat)nereye
which is on the other side of you(pl)öbür yanınızdaki
which is on your (pl) sideyanınızdaki
Which is what you need to do, tooki senin de yapman gereken budur
which you can calldiyebileceğiniz
which you can reach if you climb with a bit of carebiraz dikkatle tırmanırsanız ulaşabileceğiniz
which you will be able to reach (pl) /which you can reachulaşabileceğiniz
Who would like this?Bundan kim hoşlanır ki ?
wifekarı
with a loud voiceyüksek sesle
with a candlebir mumla
with care /gingerly /attentively/sorgfältigdikkatle
with each other / one another (they)birbirleriyle
with the intention to draw Digory's attention to cheerful topicsDigory'nin aklını neşeli konulara çelmek üzere
with your uncle and auntdayın ve teyzenle
word (l)laf
word (s)sözcük
work
worlddünya
worsedaha kötü
wrongyanlış
yearyıl
yesevet
yesevet
Yes, I think this too.Evet, bunu ben de düşündüm.
yesterdaydün
you (pl) had tozorundaydınız
You (pl) had to jump from beam to beamkirişten kirişe atlamak zorundaydınız
You (pl) had to jump from beam to beam and the gaps inbetween the beams were only covered with plaster.Kirişten kirişe atlamak zorundaydınız ve kirişlerin arası sadece sıvayla kaplanmıştı.
you (pl) would find yourselfkendinizi bulurdunuz
You also would crySen de ağlardın
you are a childbir çocuksun
You are very (p) smart.Pek akıllısın.
You cried tooSen de ağladın
You had to wear that stiff and stearched collar every dayHer gün o sert ve kolalı yakayı takmak zorundaydınız
you have learnedöğrendin
you might thinkdüşünebilirsin
You need to eat vegetable to grow strong.Güçlenmek için sebze yemelisin.
you should eatyemelisin
you would find yourself in the room underneathkendinizi aşağıdaki odada bulurdunuz
you wouldn't like it at allbundan hiç de hoşlanmazdın
your (pl) grandfatherdedeniz
your (pl) sideyanınız
your crazy uncledeli dayın