Learn Turkish
bir

Translation & pronunciation

a / an
bir
determiner

Learn Turkish grammar, vocabulary and pronunciation in our Turkish lessons.

Learn Turkish now

Usages

There is a cat in the tree.
Ağaçta (bir) kedi var.
sentence
The judge asked Kamil in particular: "Do you have a last wish?"
Hakim özellikle Kamil'e sordu: "Son bir isteğin var mı?"
sentence
I am an American
Ben (bir) Amerikalıyım.
sentence
I am working in an office.
(Bir) ofiste çalışıyorum.
sentence
There is no cat.
(Bir) kedi yok.
sentence
a cup of tea
bir fincan çay
phrase
Eagles are a predatory species of animals.
Kartallar yırtıcı bir hayvan türüdür.
sentence
In the biology classroom we have a skeleton.
Biyoloji sınıfında bir iskeletimiz var.
sentence
a very long road
çok uzun bir yol
phrase
She has a beautiful bagÇ.
(Onun) güzel (bir) çantası var.
sentence
Read a book.
(Bir) kitap oku.
sentence
There is an insect in your water.
(Sizin) suyunuzda (bir) böcek var.
sentence
I am staying in a hotel.
(Bir) otelde kalıyorum.
sentence
A river flows from behind of that village.
Şu köyün arkasından bir nehir akar.
sentence
I watched a documentary last night about thingies.
Dün akşam şeyler hakkında bir belgesel izledim.
sentence
There is a cat in my handbag.
(Benim) el çantamda (bir) kedi var.
sentence
In the end this is a matter of taste.
Sonunda bu bir zevk meselesi.
sentence
Cabbage soup is a disgusting thing.
Lahana çorbası iğrenç bir şey.
sentence
Your mother does not have a problem with your father. APPARENTLY
Annenin babanla bir problemi yokmuş.
sentence
It is a dog.
(O) (bir) köpek.
sentence
a while, for a while
bir süre
adverb
Can you do me a favor?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
sentence
one more time, again
bir daha
phrase
Kayseri is a city in the middle of Turkey.
Kayseri Türkiye'nin ortasında bir şehir.
sentence
The witch has a black cat.
Cadının siyah (bir) kedisi var.
sentence
some; a little, a few, a bit
biraz
adjective; adverb
There is a market over there.
Orada (bir) pazar var.
sentence
Please drink a cup of tea.
Lütfen bir fincan çay içiniz.
sentence
something important
önemli bir şey
phrase
I want to try something new.
(Ben) yeni bir şey denemek istiyorum.
sentence
According to her, Kamil is a handsome man.
Ona göre, Kamil yakışıklı bir adam.
sentence
a part; some, certain
bir kısım
determiner
some, a certain amount of
bir miktar
determiner
I want coffee without sugar.
(Ben) şekersiz kahve istiyorum.
sentence
I am putting on a skirt.
(Bir) etek giyiyorum.
sentence
Am I a child?
(Ben) (bir) çocuk muyum?
sentence
any
herhangi bir
determiner
a beautiful woman
güzel bir kadın
phrase
Kamil is a retarded and broke man.
Kamil beyinsiz ve çulsuz bir adam.
sentence
There is an insect on topÜZ of your headK.
(Senin) kafanın üzerinde bir böcek var.
sentence
not a single ...
hiçbir
adjective
many, a lot of
birçok
adjective
[Lit.] (Apparently) In that place of you, a pimple has come out.
Oranızda bir sivilce çıkmış.
sentence
We went to a mother-daughter picnic.
Analı kızlı bir pikniğe gittik.
sentence
I told the following to the cook: "Zucchini is not a food."
Aşçıya şunu söyledim: "Kabak bir yemek değil."
sentence
several, a few, some
birkaç
adjective
Is there a cat in the tree?
Ağaçta (bir) kedi var mı?
sentence
That is a cat.
Şu (bir) kedi.
sentence
That is a good idea.
O iyi (bir) fikir.
sentence
There was a cat above the bed.
Yatağın üzerinde bir kedi vardı.
sentence
lots of, a great number of [Lit.] a herd of
bir sürü
adjective
something
bir şey
noun
May I get a cup of coffee please?
(Ben) bir fincan kahve alabilir miyim lütfen?
sentence
Erik has a mental disorder.APPARENTLY
Erik'in bir zihinsel bozukluğu varmış.
sentence
a number of ...
birtakım
determiner
The salary of an average citizen is very low, including (that of) the doctors.
Ortalama bir vatandaşın maaşı çok düşük, doktorlar dahil.
sentence
You are a child.
(Sen) (bir) çocuksun.
sentence
Go and buy a suit for your (paternal) uncle.
Git ve amcana bir takım elbise satın al.
sentence
He has an expensive watch.
(Onun) pahalı (bir) saati var.
sentence
I am a person.
(Ben) (bir) kişiyim.
sentence
I can't discuss a subject like this with you.
Böyle bir konuyu seninle konuşamam.
sentence
[Apparently] None of the characters took an important part in this work of art.
Hiçbir karakter bu eserde önemli bir rol almamış.
sentence
If Kamil is a stupid man
Kamil aptal bir adamsa
sentence
If you didn't swear at the judge, maybe he wouldn't give you a punishment this heavy.
Hakime küfür etmeseydin belki sana bu kadar ağır bir ceza vermezdi.
sentence
If you were (apparently) looking to another girl, of course your girlfriend will break up with you.
Başka bir kıza bakıyormuşsan tabii sevgilin senden ayrılır.
sentence
Read a book.
(Bir) kitap okuyunuz.
sentence
What a pleasant evening.
Ne hoş bir akşam.
sentence
a group
bir grup
phrase
a small child
küçük bir çocuk
phrase
I can't rest because of an unending (piece of) homework.
Bitmeyen bir ödev yüzünden dinlenemiyorum.
sentence
According to Kamil, ISIS is a good organization.
Kamil'e göre IŞİD iyi bir organizasyon.
sentence
My little cousin is a very erratic child.
Küçük kuzenim çok dengesiz bir çocuk.
sentence

Learn Turkish grammar, vocabulary and pronunciation in our Turkish lessons.

Start learning Turkish now