Usages of yaşamak
Heykel sanatla iç içe yaşayan bir topluluk tarafından özenle yapıldı.
The sculpture was carefully made by a community that lives closely with art.
Ben burada yaşıyorum.
I live here.
Ben köyde yaşıyorum.
I live in the village.
Toplum birlikte yaşıyor.
The society lives together.
Büyük şehirde yaşayınca, toplu ulaşım hayat kurtarıyor, çünkü trafik çok yoğun.
When living in a large city, public transportation is a lifesaver because traffic is very heavy.
Ailem, hayatın istikrarını koruyarak mutlu yaşabiliyor.
My family can live happily by maintaining life's stability.
Beslenme programım dengeli olup sağlıklı yaşamayı hedefliyor.
My nutrition program is balanced and aims at a healthy life.
Elon.io is an online learning platform
We have an entire course teaching Turkish grammar and vocabulary.