| Question | Answer |
|---|---|
cliff / rocky area (rocky terrain) | kayalık |
almost / nearly | az kalsın |
We were walking towards the cliff, I almost fell. | Kayalığa doğru yürüyorduk, az kalsın düşüyordum. |
We almost rolled off the cliff. | Neredeyse kayalıktan yuvarlanıyorduk. |
railing / guardrail | korkuluk |
Good thing the railing was there, he almost fell into the valley. | İyi ki korkuluk vardı, az kalsın vadiye düşüyordu. |
They almost broke the wooden railing. | Neredeyse tahta korkuluğu kırıyorlardı. |
to be hurt / to be injured | incinmek |
You almost sprained your ankle yesterday, are you hurt anywhere? | Dün az kalsın bileğini burkuyordun, bir yerin incindi mi? |
My shoulder got hurt, but I almost broke my arm. | Omzum incindi ama neredeyse kolumu kırıyordum. |
cramp | kramp |
I was swimming in the lake, I almost got a cramp in my leg. | Gölde yüzüyordum, az kalsın bacağıma kramp giriyordu. |
Good thing we took a break, I almost got a cramp. | İyi ki mola verdik, neredeyse kramp giriyordu. |
to bleed | kanamak |
My knee was bleeding a lot, I almost fainted. | Dizim çok kanıyordu, az kalsın bayılıyordum. |
His hand was bleeding, we almost called an ambulance. | Eli kanıyordu, neredeyse ambulans çağırıyorduk. |
band-aid / plaster | yara bandı |
There was no band-aid in the bag, my wound almost got worse. | Çantada yara bandı yoktu, yaram az kalsın kötüleşiyordu. |
I almost cut my finger, do you have a band-aid? | Az kalsın parmağımı kesiyordum, sende yara bandı var mı? |
avalanche | çığ |
We were climbing the mountain, an avalanche almost occurred. | Dağa tırmanıyorduk, az kalsın çığ düşüyordu. |
Good thing we returned from the facility early, we almost got caught under an avalanche. | İyi ki tesisten erken döndük, neredeyse çığ altında kalıyorduk. |
landslide | heyelan |
It rained a lot in the forest, there was almost a landslide. | Ormanda çok yağmur yağdı, az kalsın heyelan meydana geliyordu. |
The road was closed because of the landslide, we almost had an accident. | Heyelan yüzünden yol kapalıydı, az kalsın kaza yapıyorduk. |
bandage | sargı |
The nurse almost wrapped the bandage on the wrong leg. | Hemşire az kalsın sargıyı yanlış bacağa sarıyordu. |
There was nothing wrong with me, but the doctor almost put a bandage on. | Hiçbir şeyim yoktu ama doktor neredeyse sargı sarıyordu. |
suddenly, all at once | birden |
The weather suddenly got cold. | Hava birden soğudu. |
It suddenly came to my mind. | Birden aklıma geldi. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io
