| head | baş |
| his head | başı |
| on his head | başında |
| that were on his head | başındaki |
| the hair on his head | başındaki saçlar |
| as white as the hair on his head | başındaki saçlar kadar beyaz |
| mustaches | bıyıklar |
| bushy | gür |
| his bushy mustaches | gür bıyıkları |
| mouth | ağız |
| environment | çevre |
| around his mouth | ağzının çevresinde |
| to move / wiggle | kıpırdamak |
| His white, bushy mustache twitched around his mouth. | beyaz, gür bıyıkları, ağzının çevresinde kıpırdanıyordu |
| His thick mustache, as white as the hair on his head, twitched around his mouth. | Başındaki saçlar kadar beyaz, gür bıyıkları, ağzının çevresinde kıpırdanıyordu. |
| face | yüz |
| his face | yüzü |
| hard times | zor zamanlar |
| having seen hard times | zor zamanlar görmüş |
| like a tree that has seen hard times | zor zamanlar görmüş bir ağaç gibi |
| knotty | boğum boğum |
| His face was gnarled, like a tree that had seen hard times. | Yüzü zor zamanlar görmüş bir ağaç gibi boğum boğumdu. |
| His thick mustache, as white as the hair on his head, twitched around his mouth and his face was gnarled and weathered, like a tree that had seen much hardship. | Başındaki saçlar kadar beyaz, gür bıyıkları, ağzının çevresinde kıpırdanıyordu ve yüzü zor zamanlar görmüş bir ağaç gibi boğum boğumdu. |