| shoulder | omuz |
| his shoulder | omzu |
| He looked over his shoulder. | Omzunun üzerinden baktı. |
| to blink (one's eyes) | gözlerini kırpıştırmak |
| He looked over his shoulder... and blinked. | Omzunun üzerinden baktı ... ve gözlerini kırpıştırdı. |
| down the road | yolun aşağısında |
| twenty | yirmi |
| step / pace | adım |
| twenty steps | yirmi adım |
| far / distant | uzak |
| away / at a distance | uzakta |
| twenty steps away | yirmi adım uzakta |
| a cloaked man | pelerinli bir adam |
| to follow | takip etmek |
| A cloaked man was following them. | Pelerinli bir adam onları takip ediyordu. |
| on horseback | at sırtında |
| a cloaked man on horseback | pelerinli bir adam at sırtında |
| Down the road, twenty steps away, a cloaked man on horseback was following them. | Yolun aşağısında, yirmi adım uzakta pelerinli bir adam at sırtında onları takip ediyordu. |
| both... and... | hem... hem ... |
| rider | atlı |
| both horse and horseman | hem at, hem de atlı |
| It was black. | Siyahtı. |
| Both horse and rider were black. | Hem at, hem de atlı siyahtı. |
| mat / dull | mat |
| without shine / dull / ungleaming / mat | parıltısız |
| Both horse and rider were black, dill and ungleaming. | Hem at, hem de atlı siyah, mat ve parıltısızdı. |
| Down the road, twenty steps away, a cloaked man on horseback was following them; both horse and rider were black, dill and ungleaming. | Yolun aşağısında, yirmi adım uzakta pelerinli bir adam at sırtında onları takip ediyordu; hem at, hem de atlı siyah, mat ve parıltısızdı. |