| Question | Answer |
|---|---|
¿Adónde fuisteis el verano pasado? | Geçen yaz nereye gittiniz? |
¿Qué hicisteis el verano pasado? | Geçen yaz ne yaptınız? |
pasar tiempo | zaman geçirmek |
allí pasamos muy buenos momentos | Orada çok iyi zaman geçirdik. |
en resumen | kısacası |
todo salió muy bien | Her şey çok güzeldi. |
castillo | kale |
allí | oraya |
recuerdo / souvenir | hediyelik eşya |
cuero | deri |
accesorios de cuero | deri aksesuarlar |
cobre | bakır |
joya | takı |
objetos de cobre | bakır eşyalar |
artesanías | el işleri |
plata | gümüş |
oro | altın |
variado | çeşitli |
lugar histórico | tarihî yer |
antiguo (histórico) | antik |
La semana pasada comimos en un restaurante. | Geçen hafta bir restoranda yemek yedik. |
Anoche dormí tres horas. | Dün gece üç saat uyudum. |
Llegó de Turquía hace dos horas. | İki saat önce Türkiye'den geldi. |
Vi un zorro en el jardín el otro día. | Geçen gün bahçede tilki gördüm. |
Ayşe se rió mucho en el cine. | Ayşe sinemada çok güldü. |
Llegamos a Estambul a las dos. | İstanbul'a saat ikide vardık. |
El tiempo se calentó. | Havalar ısındı. |
Ayer fuimos a Esmirna. | Dün İzmir'e gittik. |
El año pasado fui a Inglaterra. | Geçen yıl İngiltere'ye gittim. |
En el desayuno tomé una taza de café. | Kahvaltıda bir fincan kahve içtim. |
el martes pasado | geçen salı |
el año pasado | geçen yıl |
hace un año | bir yıl önce |
hace cuatro horas | dört saat önce |
hace tres años | üç yıl önce |
hace un rato | bir süre önce |
el mes pasado | geçen ay |
anoche | dün gece |
la semana pasada | geçen hafta |
el otro día | geçen gün |
la otra noche | geçen gece |
anteayer | evvelki gün |
Hace dos días llovió. | İki gün önce yağmur yağdı. |
Ayer fuimos al cine. | Dün sinemaya gittik. |
El año pasado estuvimos de vacaciones en Turquía. | Geçen yıl Türkiye'de tatil yaptık. |
Cevdet se jubiló el mes pasado. | Cevdet geçen ay emekli oldu. |
hace dos días | iki gün önce |
hace cuatro horas | dört saat önce |
hace cinco años | beş yıl önce |
siete días después | yedi gün sonra |
una hora después | bir saat sonra |
dos años después | iki yıl sonra |
Hace dos días montamos en bicicleta. | İki gün önce bisiklete bindik. |
El tren llegó hace dos horas. | Tren iki saat önce geldi. |
Dos años después nos encontramos con Mehmet. | Mehmet'le iki yıl sonra karşılaştık. |
Dentro de tres meses vamos a Turquía. | Üç ay sonra Türkiye'ye gidiyoruz. |
El avión despega dentro de una hora. | Uçak bir saat sonra kalkıyor. |
Llegó una hora después. | O bir saat sonra geldi. |
llegar | varmak |
montar en bicicleta | bisiklete binmek |
taza | fincan |
zorro | tilki |
jubilarse | emekli olmak |
encontrarse con | karşılaşmak |
Tomé otro café. | Bir kahve daha içtim. |
hacer reparaciones | tamirat yapmak |
bien / a fondo | iyice |
planchar | ütülemek |
lugar de trabajo | iş yeri |
etcétera | filan |
¿Has ido alguna vez a América? | Hiç Amerika'ya gittin mi? |
Una vez comí cangrejo. Estaba muy rico. | Ben bir kere yengeç yedim çok lezzetliydi. |
real | gerçek |
extranjero | yurt dışı |
ir al extranjero | yurt dışına çıkmak |
canguro | kanguru |
cocodrilo | timsah |
camarero | garson |
pedido | sipariş |
hacer un pedido | sipariş vermek |
servir | servis yapmak |
huevo frito | sahanda yumurta |
espinacas | ıspanak |
pedir (comida) | ısmarlamak |
mientras tanto | bu arada |
rana | kurbağa |
caracol | salyangoz |
serpiente | yılan |
incluso | bile |
¿De verdad? | Gerçekten mi? |
una vez | bir kere |
Hoy no llamó. | Bugün telefon etmedi. |
Hace dos días no fui al trabajo. | İki gün önce işe gitmedim. |
No leí ese libro. | O kitabı okumadım. |
Ayer no fuimos al mercado. | Dün çarşıya gitmedik. |
Anoche no dormí nada. | Dün gece hiç uyumadım. |
¿Leíste el periódico por la mañana? | Sabah gazete okudun mu? |
¿Comisteis? | Yemek yediniz mi? |
¿Trabajó Ayşe? | Ayşe çalıştı mı? |
¿Disteis un paseo? | Dolaştınız mı? |
¿Bebieron té? | Çay içtiler mi? |
¿Cuándo viniste? | Ne zaman geldin? |
¿Quién llamó? | Kim aradı? |
¿No vino de Turquía hace dos horas? | İki saat önce Türkiye'den gelmedi mi? |
¿No escribiste una carta por la mañana? | Sabah mektup yazmadın mı? |
¿No leíste ese libro? | O kitabı okumadın mı? |
gustar | beğenmek |
entender | anlamak |
tener sed | susamak |
Ayer fue un día muy bonito. | Dün çok güzel bir gündü. |
por la tarde | akşamüstü |
tienda de comestibles | bakkal |
exactamente | tam |
jefe | patron |
enfadarse | kızmak |
nada | hiçbir şey |
sin comprar | almadan |
tienda | dükkân |
electricidad | elektrik |
después de todo eso | bütün bunlardan sonra |
muy bien | bir güzel |
vida | hayat |
a pesar de | rağmen |
a pesar de todo | her şeye rağmen |
El año pasado era profesor. | Geçen yıl öğretmendim. |
Ayer hacía calor. | Dün hava sıcaktı. |
Ayer fue un día bonito. | Dün güzel bir gündü. |
La casa estaba fría. | Ev soğuktu. |
¿Quién era? | O kimdi? |
Éramos estudiantes. | Biz öğrenciydik. |
Ayşe era ama de casa. | Ayşe ev hanımıydı. |
Ayer estabas mal. | Dün kötüydün. |
Ayer tenía sueño. | Dün uykuluydum. |
¿Dónde estabas? | Neredeydin? |
soñoliento | uykulu |
Ellos no eran estudiantes. | Onlar öğrenci değildi. |
La semana pasada no estábamos en casa. | Geçen hafta evde değildik. |
Ahmet no era profesor. | Ahmet profesör değildi. |
Ayer no me encontraba bien. | Dün ben iyi değildim. |
¿Nermin era estudiante? | Nermin öğrenci miydi? |
¿Estabais enfermos ayer? | Dün hasta mıydınız? |
¿Ahmet era profesor? | Ahmet profesör müydü? |
¿Eras médico? | Sen doktor muydun? |
Eras feliz. | Mutluydun. |
No eras feliz. | Mutlu değildin. |
¿Eras feliz? | Mutlu muydun? |
¿No eras feliz? | Mutlu değil miydin? |
¿Había un ordenador en casa? | Evde bilgisayar var mıydı? |
Sí, había una radio en el coche. | Evet, arabada radyo vardı. |
No había mucha gente en el cine. | Hayır, sinemada çok insan yoktu. |
¿Cuántos huevos había en la nevera? | Buzdolabında kaç yumurta vardı? |
¿No había una radio en el coche? | Arabada radyo yok muydu? |
en el pasado | eskiden |
peluquero | kuaför |
estar cerrado | kapanmak |
bueno / de acuerdo | peki |
otro | başka bir |
quiosco / puesto de comida | büfe |
inferior / abajo | alt |
planta (de un edificio) | kat |
en realidad | aslında |
tener hambre | karnı acıkmak |
Estoy aburrido. | Canım sıkılıyor. |
recuperarse | iyileşmek |
tomar medicina | ilaç almak |
veces | defa |
antibiótico | antibiyotik |
probablemente | herhâlde |
dentro | içeri |
hace poco | daha yeni |
Fuimos a Alemania tres veces. | Almanya'ya üç defa gittik. |
¿Cuántas veces te lo he dicho? | Sana kaç defa söyledim? |
¿Cuántas veces has ido a Estambul? | İstanbul'a kaç kere gittiniz? |
Esta vez te perdono. | Seni bu sefer affediyorum. |
Por primera vez en mi vida conduzco un coche. | Hayatımda ilk defa araba sürüyorum. |
He ido varias veces a Londres. | Londra'ya birkaç defa gittim. |
Una vez me quedé atrapado en un ascensor. | Bir kere asansörde kaldım. |
He ido una vez más a Londres. | Londra'ya bir kere daha gittim. |
Hasta luego. | Yine görüşürüz. |
en mi vida | hayatımda |
mi vida | hayatım |
al final | sonunda |
al menos | en azından |
déjalo | olsun |
de inmediato | bir an önce |
de repente | birdenbire |
de repente | aniden |
date prisa | acele et |
al mismo tiempo | aynı zamanda |
por un lado | bir yandan |
por un lado | bir taraftan |
por otro lado | öte yandan |
por otro lado | öbür taraftan |
de hecho | nitekim |
además | bunun yanı sıra |
como siempre | her zamanki gibi |
aparte de esto | bundan başka |
no te preocupes | merak etme |
desde entonces | o zamandan beri |
estoy seguro | eminin |
me da igual | umurumda değil |
por ejemplo | örneğin |
a partir de ahora | şimdiden sonra |
en realidad | aslında |
no depende de mí | elimde değil |
supongo | sanırım |
probablemente | galiba |
no importa | önemli değil |
por si acaso | ne olur ne olmaz |
un momento | bir dakika |
a propósito | bilerek |
más o menos | aşağı yukarı |
tarde o temprano | er geç |
¿Por qué no? | neden olmasın? |
da igual | fark etmez |
¿Qué más da? | ne fark eder? |
¡Que aproveche! | afiyet olsun |
Gracias por la comida. | elinize sağlık |
Feliz cumpleaños. | doğum günün kutlu olsun |
Feliz cumpleaños. | yaş günün kutlu olsun |
cumpleaños | doğum günü |
Que te mejores. | geçmiş olsun |
Pásalo bien. | iyi eğlenceler |
celebrar | kutlamak |
cuenta (restaurante) | hesap |
pagar | ödemek |
factura | fatura |
tortuga | kaplumbağa |
bolsa | torba |
graduarse | mezun olmak |
borracho | sarhoş |
toalla | havlu |
Al menos pagué la cuenta, por eso el jefe no se enfadó. | En azından hesap ödedim, bu yüzden patron kızmadı. |
Toma la medicina cuanto antes; si no, no mejorarás. | Bir an önce ilaç al, yoksa daha iyi olmayacaksın. |
De repente me entró hambre, así que fui al quiosco. | Birdenbire karnım acıktı, bu yüzden büfeye gittim. |
Mientras tanto no había electricidad, así que no vimos la televisión. | Bu arada elektrikler yoktu, bu yüzden televizyon seyretmedik. |
No te preocupes, estás tomando antibióticos; pronto te recuperarás. | Merak etme, antibiyotik alıyorsun, yakında iyileşeceksin. |
Por un lado tomé café, por otro leí el periódico. | Bir yandan kahve içtim, öte yandan gazete okudum. |
A partir de ahora tendré más cuidado porque quiero pagar la factura a tiempo. | Şimdiden sonra daha dikkatli olacağım, çünkü faturayı zamanında ödemek istiyorum. |
Supongo que hoy el jefe no se enfadará porque no llegué tarde al trabajo. | Sanırım patron bugün kızmayacak, çünkü işe geç kalmadım. |
En realidad tenía mucho sueño, pero tomé café. | Aslında çok uykuluydum, ama kahve içtim. |
Por si acaso, lleva una toalla, porque vamos al hotel. | Ne olur ne olmaz, havlu al, çünkü otele gidiyoruz. |
¿No tenías dinero? Entonces, ¿cómo pagaste la cuenta? | Paran yok muydu? O zaman hesabı nasıl ödedin? |
No tenía dinero, por eso no tomé café. | Param yoktu, bu yüzden kahve içmedim. |
¿Tenías tiempo? ¿Por qué no viniste a nuestra casa? | Vaktin var mıydı? Neden bize gelmedin? |
No tenía tiempo porque trabajé mucho. | Vaktim yoktu, çünkü çok çalıştım. |
¿No teníais electricidad en casa? ¿Qué hicisteis esa noche? | Evinizde elektrik yok muydu? O akşam ne yaptınız? |
¿No teníais tiempo? ¿Por qué no leísteis el periódico? | Vaktiniz yok muydu? Neden gazeteyi okumadınız? |
¿Teníamos coche? ¿Por qué fuimos en autobús? | Arabamız var mıydı? Neden otobüsle gittik? |
No teníamos coche, por eso fuimos en autobús. | Arabamız yoktu, bu yüzden otobüsle gittik. |
¿Tenías teléfono? ¿Por qué no me llamaste? | Telefonun var mıydı? Neden beni aramadın? |
No tenía teléfono, por eso no pude llamarte. | Telefonum yoktu, bu yüzden seni arayamadım. |
Your questions are stored by us to improve Elon.io