Unidad 5

QuestionAnswer
¿Adónde fuisteis el verano pasado?
Geçen yaz nereye gittiniz?
¿Qué hicisteis el verano pasado?
Geçen yaz ne yaptınız?
pasar tiempo
zaman geçirmek
allí pasamos muy buenos momentos
Orada çok iyi zaman geçirdik.
en resumen
kısacası
todo salió muy bien
Her şey çok güzeldi.
castillo
kale
allí
oraya
recuerdo / souvenir
hediyelik eşya
cuero
deri
accesorios de cuero
deri aksesuarlar
cobre
bakır
joya
takı
objetos de cobre
bakır eşyalar
artesanías
el işleri
plata
gümüş
oro
altın
variado
çeşitli
lugar histórico
tarihî yer
antiguo (histórico)
antik
La semana pasada comimos en un restaurante.
Geçen hafta bir restoranda yemek yedik.
Anoche dormí tres horas.
Dün gece üç saat uyudum.
Llegó de Turquía hace dos horas.
İki saat önce Türkiye'den geldi.
Vi un zorro en el jardín el otro día.
Geçen gün bahçede tilki gördüm.
Ayşe se rió mucho en el cine.
Ayşe sinemada çok güldü.
Llegamos a Estambul a las dos.
İstanbul'a saat ikide vardık.
El tiempo se calentó.
Havalar ısındı.
Ayer fuimos a Esmirna.
Dün İzmir'e gittik.
El año pasado fui a Inglaterra.
Geçen yıl İngiltere'ye gittim.
En el desayuno tomé una taza de café.
Kahvaltıda bir fincan kahve içtim.
el martes pasado
geçen salı
el año pasado
geçen yıl
hace un año
bir yıl önce
hace cuatro horas
dört saat önce
hace tres años
üç yıl önce
hace un rato
bir süre önce
el mes pasado
geçen ay
anoche
dün gece
la semana pasada
geçen hafta
el otro día
geçen gün
la otra noche
geçen gece
anteayer
evvelki gün
Hace dos días llovió.
İki gün önce yağmur yağdı.
Ayer fuimos al cine.
Dün sinemaya gittik.
El año pasado estuvimos de vacaciones en Turquía.
Geçen yıl Türkiye'de tatil yaptık.
Cevdet se jubiló el mes pasado.
Cevdet geçen ay emekli oldu.
hace dos días
iki gün önce
hace cuatro horas
dört saat önce
hace cinco años
beş yıl önce
siete días después
yedi gün sonra
una hora después
bir saat sonra
dos años después
iki yıl sonra
Hace dos días montamos en bicicleta.
İki gün önce bisiklete bindik.
El tren llegó hace dos horas.
Tren iki saat önce geldi.
Dos años después nos encontramos con Mehmet.
Mehmet'le iki yıl sonra karşılaştık.
Dentro de tres meses vamos a Turquía.
Üç ay sonra Türkiye'ye gidiyoruz.
El avión despega dentro de una hora.
Uçak bir saat sonra kalkıyor.
Llegó una hora después.
O bir saat sonra geldi.
llegar
varmak
montar en bicicleta
bisiklete binmek
taza
fincan
zorro
tilki
jubilarse
emekli olmak
encontrarse con
karşılaşmak
Tomé otro café.
Bir kahve daha içtim.
hacer reparaciones
tamirat yapmak
bien / a fondo
iyice
planchar
ütülemek
lugar de trabajo
iş yeri
etcétera
filan
¿Has ido alguna vez a América?
Hiç Amerika'ya gittin mi?
Una vez comí cangrejo. Estaba muy rico.
Ben bir kere yengeç yedim çok lezzetliydi.
real
gerçek
extranjero
yurt dışı
ir al extranjero
yurt dışına çıkmak
canguro
kanguru
cocodrilo
timsah
camarero
garson
pedido
sipariş
hacer un pedido
sipariş vermek
servir
servis yapmak
huevo frito
sahanda yumurta
espinacas
ıspanak
pedir (comida)
ısmarlamak
mientras tanto
bu arada
rana
kurbağa
caracol
salyangoz
serpiente
yılan
incluso
bile
¿De verdad?
Gerçekten mi?
una vez
bir kere
Hoy no llamó.
Bugün telefon etmedi.
Hace dos días no fui al trabajo.
İki gün önce işe gitmedim.
No leí ese libro.
O kitabı okumadım.
Ayer no fuimos al mercado.
Dün çarşıya gitmedik.
Anoche no dormí nada.
Dün gece hiç uyumadım.
¿Leíste el periódico por la mañana?
Sabah gazete okudun mu?
¿Comisteis?
Yemek yediniz mi?
¿Trabajó Ayşe?
Ayşe çalıştı mı?
¿Disteis un paseo?
Dolaştınız mı?
¿Bebieron té?
Çay içtiler mi?
¿Cuándo viniste?
Ne zaman geldin?
¿Quién llamó?
Kim aradı?
¿No vino de Turquía hace dos horas?
İki saat önce Türkiye'den gelmedi mi?
¿No escribiste una carta por la mañana?
Sabah mektup yazmadın mı?
¿No leíste ese libro?
O kitabı okumadın mı?
gustar
beğenmek
entender
anlamak
tener sed
susamak
Ayer fue un día muy bonito.
Dün çok güzel bir gündü.
por la tarde
akşamüstü
tienda de comestibles
bakkal
exactamente
tam
jefe
patron
enfadarse
kızmak
nada
hiçbir şey
sin comprar
almadan
tienda
dükkân
electricidad
elektrik
después de todo eso
bütün bunlardan sonra
muy bien
bir güzel
vida
hayat
a pesar de
rağmen
a pesar de todo
her şeye rağmen
El año pasado era profesor.
Geçen yıl öğretmendim.
Ayer hacía calor.
Dün hava sıcaktı.
Ayer fue un día bonito.
Dün güzel bir gündü.
La casa estaba fría.
Ev soğuktu.
¿Quién era?
O kimdi?
Éramos estudiantes.
Biz öğrenciydik.
Ayşe era ama de casa.
Ayşe ev hanımıydı.
Ayer estabas mal.
Dün kötüydün.
Ayer tenía sueño.
Dün uykuluydum.
¿Dónde estabas?
Neredeydin?
soñoliento
uykulu
Ellos no eran estudiantes.
Onlar öğrenci değildi.
La semana pasada no estábamos en casa.
Geçen hafta evde değildik.
Ahmet no era profesor.
Ahmet profesör değildi.
Ayer no me encontraba bien.
Dün ben iyi değildim.
¿Nermin era estudiante?
Nermin öğrenci miydi?
¿Estabais enfermos ayer?
Dün hasta mıydınız?
¿Ahmet era profesor?
Ahmet profesör müydü?
¿Eras médico?
Sen doktor muydun?
Eras feliz.
Mutluydun.
No eras feliz.
Mutlu değildin.
¿Eras feliz?
Mutlu muydun?
¿No eras feliz?
Mutlu değil miydin?
¿Había un ordenador en casa?
Evde bilgisayar var mıydı?
Sí, había una radio en el coche.
Evet, arabada radyo vardı.
No había mucha gente en el cine.
Hayır, sinemada çok insan yoktu.
¿Cuántos huevos había en la nevera?
Buzdolabında kaç yumurta vardı?
¿No había una radio en el coche?
Arabada radyo yok muydu?
en el pasado
eskiden
peluquero
kuaför
estar cerrado
kapanmak
bueno / de acuerdo
peki
otro
başka bir
quiosco / puesto de comida
büfe
inferior / abajo
alt
planta (de un edificio)
kat
en realidad
aslında
tener hambre
karnı acıkmak
Estoy aburrido.
Canım sıkılıyor.
recuperarse
iyileşmek
tomar medicina
ilaç almak
veces
defa
antibiótico
antibiyotik
probablemente
herhâlde
dentro
içeri
hace poco
daha yeni
Fuimos a Alemania tres veces.
Almanya'ya üç defa gittik.
¿Cuántas veces te lo he dicho?
Sana kaç defa söyledim?
¿Cuántas veces has ido a Estambul?
İstanbul'a kaç kere gittiniz?
Esta vez te perdono.
Seni bu sefer affediyorum.
Por primera vez en mi vida conduzco un coche.
Hayatımda ilk defa araba sürüyorum.
He ido varias veces a Londres.
Londra'ya birkaç defa gittim.
Una vez me quedé atrapado en un ascensor.
Bir kere asansörde kaldım.
He ido una vez más a Londres.
Londra'ya bir kere daha gittim.
Hasta luego.
Yine görüşürüz.
en mi vida
hayatımda
mi vida
hayatım
al final
sonunda
al menos
en azından
déjalo
olsun
de inmediato
bir an önce
de repente
birdenbire
de repente
aniden
date prisa
acele et
al mismo tiempo
aynı zamanda
por un lado
bir yandan
por un lado
bir taraftan
por otro lado
öte yandan
por otro lado
öbür taraftan
de hecho
nitekim
además
bunun yanı sıra
como siempre
her zamanki gibi
aparte de esto
bundan başka
no te preocupes
merak etme
desde entonces
o zamandan beri
estoy seguro
eminin
me da igual
umurumda değil
por ejemplo
örneğin
a partir de ahora
şimdiden sonra
en realidad
aslında
no depende de mí
elimde değil
supongo
sanırım
probablemente
galiba
no importa
önemli değil
por si acaso
ne olur ne olmaz
un momento
bir dakika
a propósito
bilerek
más o menos
aşağı yukarı
tarde o temprano
er geç
¿Por qué no?
neden olmasın?
da igual
fark etmez
¿Qué más da?
ne fark eder?
¡Que aproveche!
afiyet olsun
Gracias por la comida.
elinize sağlık
Feliz cumpleaños.
doğum günün kutlu olsun
Feliz cumpleaños.
yaş günün kutlu olsun
cumpleaños
doğum günü
Que te mejores.
geçmiş olsun
Pásalo bien.
iyi eğlenceler
celebrar
kutlamak
cuenta (restaurante)
hesap
pagar
ödemek
factura
fatura
tortuga
kaplumbağa
bolsa
torba
graduarse
mezun olmak
borracho
sarhoş
toalla
havlu
Al menos pagué la cuenta, por eso el jefe no se enfadó.
En azından hesap ödedim, bu yüzden patron kızmadı.
Toma la medicina cuanto antes; si no, no mejorarás.
Bir an önce ilaç al, yoksa daha iyi olmayacaksın.
De repente me entró hambre, así que fui al quiosco.
Birdenbire karnım acıktı, bu yüzden büfeye gittim.
Mientras tanto no había electricidad, así que no vimos la televisión.
Bu arada elektrikler yoktu, bu yüzden televizyon seyretmedik.
No te preocupes, estás tomando antibióticos; pronto te recuperarás.
Merak etme, antibiyotik alıyorsun, yakında iyileşeceksin.
Por un lado tomé café, por otro leí el periódico.
Bir yandan kahve içtim, öte yandan gazete okudum.
A partir de ahora tendré más cuidado porque quiero pagar la factura a tiempo.
Şimdiden sonra daha dikkatli olacağım, çünkü faturayı zamanında ödemek istiyorum.
Supongo que hoy el jefe no se enfadará porque no llegué tarde al trabajo.
Sanırım patron bugün kızmayacak, çünkü işe geç kalmadım.
En realidad tenía mucho sueño, pero tomé café.
Aslında çok uykuluydum, ama kahve içtim.
Por si acaso, lleva una toalla, porque vamos al hotel.
Ne olur ne olmaz, havlu al, çünkü otele gidiyoruz.
¿No tenías dinero? Entonces, ¿cómo pagaste la cuenta?
Paran yok muydu? O zaman hesabı nasıl ödedin?
No tenía dinero, por eso no tomé café.
Param yoktu, bu yüzden kahve içmedim.
¿Tenías tiempo? ¿Por qué no viniste a nuestra casa?
Vaktin var mıydı? Neden bize gelmedin?
No tenía tiempo porque trabajé mucho.
Vaktim yoktu, çünkü çok çalıştım.
¿No teníais electricidad en casa? ¿Qué hicisteis esa noche?
Evinizde elektrik yok muydu? O akşam ne yaptınız?
¿No teníais tiempo? ¿Por qué no leísteis el periódico?
Vaktiniz yok muydu? Neden gazeteyi okumadınız?
¿Teníamos coche? ¿Por qué fuimos en autobús?
Arabamız var mıydı? Neden otobüsle gittik?
No teníamos coche, por eso fuimos en autobús.
Arabamız yoktu, bu yüzden otobüsle gittik.
¿Tenías teléfono? ¿Por qué no me llamaste?
Telefonun var mıydı? Neden beni aramadın?
No tenía teléfono, por eso no pude llamarte.
Telefonum yoktu, bu yüzden seni arayamadım.