Unidad 4

QuestionAnswer
la mayoría de las veces, normalmente
çoğunlukla
todos juntos
hep birlikte
contable
muhasebeci
tareas del hogar
ev işi
enfermera (tratamiento formal)
hemşire hanım
conductor (tratamiento formal)
şoför bey
funcionario (tratamiento formal)
memur bey
director/gerente (tratamiento formal)
müdür bey
esta señora
bu bayan
con frecuencia
çoğu kez
de vez en cuando
ara sıra
de vez en cuando
arada bir
raramente
nadiren
nunca
hiç
nunca
hiçbir zaman
nunca
asla
Nunca fumo.
Asla sigara içmiyorum.
Turquía
Türkiye
Inglaterra
İngiltere
Estados Unidos
Amerika
Francia
Fransa
España
İspanya
Alemania
Almanya
Rusia
Rusya
Italia
İtalya
Grecia
Yunanistan
país
ülke
turco (nacionalidad)
Türk
británico
İngiliz
estadounidense
Amerikalı
francés (nacionalidad)
Fransız
español (nacionalidad)
İspanyol
alemán (nacionalidad)
Alman
ruso (nacionalidad)
Rus
italiano (nacionalidad)
İtalyan
griego (nacionalidad)
Yunan
turco (idioma)
Türkçe
inglés (idioma)
İngilizce
francés (idioma)
Fransızca
español (idioma)
İspanyolca
alemán (idioma)
Almanca
ruso (idioma)
Rusça
italiano (idioma)
İtalyanca
griego (idioma)
Yunanca
Suecia
İsveç
Holanda
Hollanda
China
Çin
Portugal
Portekiz
Islandia
İzlanda
Noruega
Norveç
sueco (idioma)
İsveççe
neerlandés (idioma)
Hollandaca
chino (idioma)
Çince
portugués (idioma)
Portekizce
islandés (idioma)
İzlandaca
noruego (idioma)
Norveççe
Suiza
İsviçre
suizo (nacionalidad)
İsviçreli
sueco (nacionalidad)
İsveçli
canadiense
Kanadalı
chino (nacionalidad)
Çinli
irlandés (nacionalidad)
İrlandalı
escocés (nacionalidad)
İskoçyalı
teatro
tiyatro
mientras tanto
bu sırada
darse prisa (c...)
çabuk olmak
contestar al teléfono
telefona bakmak
no encuentro
bulamıyorum
obra de teatro
oyun
darse prisa (a...)
acele etmek
llegar tarde
geç kalmak
cupón
kupon
encontrar
bulmak
ahí / allí
şurada
Ven aquí mañana.
Yarın buraya gel.
Dile que venga aquí mañana.
Ona söyle yarın buraya gelsin.
Vengan aquí mañana.
Siz yarın buraya gelin/geliniz.
Diles que vengan aquí mañana.
Onlara söyle yarın buraya gelsinler.
¿Debería venir también a la fiesta?
Partiye o da gelsin mi?
¿Deberían comprar?
Alsınlar mı?
¿Debería caminar?
Yürüsün mü?
¿Debería sentarse?
Otursun mu?
¿No debería esperar?
Beklemesin mi?
¿No deberían comprar?
Almasınlar mı?
¿No deberían hacerlo?
Yapmasınlar mı?
¿No deberían entrar?
Girmesinler mi?
Por favor, no ensucien el suelo.
Lütfen yerleri kirletmeyiniz.
Por favor, tiren la basura al cubo.
Lütfen çöpleri çöp kutusuna atınız.
No pisen el césped.
Çimlere basmayınız.
No hagan ruido.
Gürültü yapmayınız.
Entrada de garaje. No aparquen.
Garaj girişidir. Park etmeyiniz.
Anda, ven
Gelsene!
Anda, mira
Baksana!
¡Venga, empezad!
Başlasanıza!
Venga, venid a la mesa. La comida se está enfriando.
Sofraya gelsenize. Yemek soğuyor.
¿Qué estáis esperando? Venga, sentaos.
Ne bekliyorsunuz? Otursanıza.
¿Por qué esperas? Venga, estudia.
Niye bekliyorsun? Dersini çalışsana.
entrada
giriş
aparcar
park etmek
de pie
ayakta durmak
suelo, sitio, lugar
yer
ensuciar
kirletmek
pisar
basmak
cubo de basura
çöp kutusu
aburrido
sıkıcı
silencioso
sessiz
delgado
zayıf
gordo
şişman
grueso
kalın
lleno
dolu
vacío
boş
infeliz
mutsuz
ancho
geniş
estrecho
dar
alto
yüksek
bajo
alçak
rubio
sarışın
barato
ucuz
pesado
ağır
mono, bonito
şirin
ligero
hafif
verde
yeşil
azucarado, con azúcar
şekerli
cuidadoso
dikkatli
exitoso
başarılı
con sombrero
şapkalı
ruidoso
gürültülü
sombrero
şapka
nube
bulut
té con azúcar
şekerli çay
comida salada
tuzlu yemek
calle ruidosa
gürültülü cadde
café con leche
sütlü kahve
niño inteligente
akıllı çocuk
helado de chocolate
çikolatalı dondurma
helado de plátano
muzlu dondurma
helado de fresa
çilekli dondurma
helado de limón
limonlu dondurma
bocadillo de salami
salamlı sandviç
bocadillo de sucuk
sucuklu sandviç
bocadillo de queso
peynirli sandviç
bocadillo de salchicha
sosisli sandviç
aldea
köy
instituto
lise
aldeano
köylü
estudiante de instituto
liseli
calle
cadde
limón
limon
salchicha
sosis
sin azúcar
şekersiz
descuidado
dikkatsiz
sin salsa de tomate
salçasız
fracasado, sin éxito
başarısız
sin sombrero
şapkasız
poco inteligente
akılsız
sin bolso
çantasız
sin leche
sütsüz
sin gafas
gözlüksüz
despejado, sin nubes
bulutsuz
insípido
lezzetsiz
té sin azúcar
şekersiz çay
café sin leche
sütsüz kahve
hombre fracasado
başarısız adam
para una noche
bir gecelik
para dos personas
iki kişilik
mensual
aylık
semanal
haftalık
de verano
yazlık
de invierno
kışlık
de temporada
sezonluk
anual
yıllık
habitación para una noche
bir gecelik oda
revista mensual
aylık dergi
informe semanal
haftalık rapor
casa de verano
yazlık ev
pantalón de invierno
kışlık pantolon
periódico diario
günlük gazete
billete de temporada
sezonluk bilet
Alto de estatura
uzun boylu
Bajo de estatura
kısa boylu
averiado
bozuk
correcto
doğru
incorrecto
yanlış
rico
zengin
pobre
fakir
triste
üzüntülü
pasado, no fresco
bayat
gracioso, divertido
komik
esperanzado (turco)
umutlu
esperanzado (árabe)
ümitli
lejos
uzak
válido
geçerli
inválido
geçersiz
fuerte
kuvvetli
débil
kuvvetsiz
saludable
sağlıklı
insalubre
sağlıksız
pastel
kek
naranja (color)
turuncu
marrón
kahverengi
rosa
pembe
morado
mor
azul marino
lacivert
gris
gri
azul turquesa
turkuaz mavisi
¿De qué color es el vestido?
Elbise ne renk?
¿De qué color es el coche?
Araba ne renk?
El coche es gris claro.
Araba açık gri.
verde claro
açık yeşil
azul oscuro
koyu mavi
rojo claro
açık kırmızı
azul claro
açık mavi
rojo oscuro
koyu kırmızı
gris oscuro
koyu gri
completamente nuevo
yepyeni
rojo intenso
kıpkırmızı
blanquísimo
bembeyaz
azul intenso
masmavi
completamente lleno
dopdolu
completamente vacío
bomboş
completamente recto
dümdüz
completamente mezclado
karmakarışık
muy limpio
tertemiz
larguísimo
upuzun
completamente solo
yapayalnız
amarillo intenso
sapsarı
completamente diferente
bambaşka
fresquísimo
taptaze
muy fresco
taze taze
muy caliente
sıcak sıcak
muy frío
soğuk soğuk
cervezas muy frías
soğuk soğuk biralar
pan crujiente
çıtır çıtır ekmek
La casa está reluciente.
Ev pırıl pırıl.
Los zapatos son completamente nuevos.
Ayakkabılar gıcır gıcır.
línea
hat
tipo, clase
çeşit
tráfico
trafik
El tráfico está muy congestionado por la tarde.
Öğleden sonra trafik çok yoğun.
Está prohibido aparcar.
Park etmek yasaktır.
Está prohibido fumar.
Sigara içmek yasaktır.
Esta villa está en venta.
Bu villa satılıktır.
Tenemos servicio a la playa.
Plaja servisimiz vardır.
playa
plaj
producto
ürün
en venta
satılık
dirección
yön
me pregunto
acaba
restaurante
lokanta
por aquí
buralarda
izquierda
sol
derecha
sağ
lado
taraf
esquina
köşe
tienda de bolsos
çantacı
todo recto
dosdoğru
más adelante
ileri
más allá
ötede
ascensor
asansör
centro comercial
alışveriş merkezi
floristería
çiçekçi
¿Hay un ordenador en casa?
Evde bilgisayar var mı?
¿Hay una radio en el coche?
Arabada radyo var mı?
¿Cuántos huevos hay en la nevera?
Buzdolabında kaç yumurta var?
¿Qué hay en el bolso?
Çantada ne var?
nevera
buzdolabı
Mañana no estaremos en casa.
Yarın evde yokuz.
¿Hay alguien en casa?
Evde kimse var mı?
¿No hay nadie aquí?
Burada (hiç) kimse yok mu?
¿Estás solo?
Yalnız mısın?
Aquí no hay ninguna casa.
Burada ev yok.
¿Hay alguien allí?
Orada kimse var mı?
Hay estudiantes en la clase.
Sınıfta öğrenciler vardır.
Estamos jugando a las cartas, ¿te apuntas?
Kart oynuyoruz, var mısın?
No hay habitaciones libres.
Boş oda yoktur.
Hay cien centímetros en un metro.
Bir metrede yüz santimetre vardır.
jugar a las cartas
kart oynamak
nadie / alguien
hiç kimse
alguien / nadie
kimse
centímetro
santimetre
ninguno, nada, en absoluto
hiç
defecto
defo
algunos
bazı
desde aquí
buradan
esperar con ilusión
dört gözle beklemek
lluvioso
yağmurlu
ventoso
rüzgârlı
Nueva Zelanda
Yeni Zelanda
Asia
Asya
Europa
Avrupa
parcela
arsa
Chipre
Kıbrıs
cacerola
tencere
vela
mum
lámpara
lamba
bombilla
ampul
marco
çerçeve
cortina
perde
radio
radyo
sartén
tava
botella
şişe
felpudo
paspas
tenedor
çatal
cuchillo
bıçak
cama
yatak
edredón
yorgan
sábana
çarşaf
almohada
yastık
cojín
minder
horno
fırın
cocina (fogones)
ocak
sillón
koltuk
alfombra
kilim
mesa de centro
sehpa
armario
gardırop
cuchara
kaşık
estantería para libros
kitaplık
estante
raf
sofá
kanepe
mesilla de noche
komodin
baño, aseo
tuvalet
en venta
satılık
afortunado
şanslı
respeto
saygı
enorme
kocaman
por aquí, por esta zona
bu civarda
granate
bordo
sin sal
tuzsuz
Me pregunto dónde está el hotel.
Acaba otel nerede?
Me pregunto si hoy hace frío.
Acaba bugün hava soğuk mu?
Ayşe va de compras con Nermin, pero yo prefiero ir solo.
Ayşe Nermin ile alışverişe gidiyor, ama ben yalnız gitmeyi tercih ediyorum.
¿Vas al mercado andando, o prefieres ir en bicicleta?
Pazara yürüyerek mi gidiyorsun, yoksa bisikletle gitmeyi mi tercih ediyorsun?
No voy al trabajo en ferry, porque vivo muy cerca.
İşe vapurla gitmiyorum, çünkü çok yakında oturuyorum.
¿Con quién vas a la fiesta, con Gamze o con Ali?
Partiye kimle gidiyorsun, Gamze'yle mi Ali'yle mi?
Ali se lleva bien con Mehmet, pero no habla mucho con él.
Ali Mehmet'le iyi anlaşıyor, ama onunla fazla konuşmuyor.
No corto la leña con un hacha, porque es demasiado pesada.
Odunu baltayla kesmiyorum, çünkü çok ağır.
¿El lunes vais de compras, o trabajáis todo el día?
Pazartesi alışverişe mi gidiyorsunuz, yoksa bütün gün çalışıyor musunuz?
El miércoles no trabajo, así que puedo desayunar tranquilamente.
Çarşamba çalışmıyorum, bu yüzden rahat rahat kahvaltı yapabiliyorum.
El miércoles no trabajo, así que puedo desayunar tranquilamente.
Çarşamba çalışmıyorum, bu yüzden rahat rahat kahvaltı yapabiliyorum.
¿Qué haces el jueves, o todavía no tienes ningún plan?
Perşembe ne yapıyorsun, yoksa hâlâ hiçbir planın yok mu?
Hoy es viernes, pero mañana también tengo que madrugar.
Bugün cuma, ama yarın da erken kalkmam gerekiyor.
No me despierto tarde los sábados, porque siempre me levanto a las siete.
Cumartesi geç uyanmıyorum, çünkü her zaman saat yedide kalkıyorum.
¿Hoy es lunes, o me he equivocado de día?
Bugün pazartesi mi, yoksa günü mü karıştırdım?
En julio iremos a Turquía, porque las vacaciones empiezan entonces.
Temmuzda Türkiye'ye gideceğiz, çünkü tatil o zaman başlıyor.
¿Empieza la escuela en septiembre, o este año empieza antes?
Okul eylülde mi başlıyor, yoksa bu yıl daha erken mi başlıyor?
No me gusta el invierno, pero la primavera me encanta.
Kışı sevmiyorum, ama ilkbaharı çok seviyorum.
En verano hace mucho calor, por eso casi siempre vamos a la playa.
Yazın hava çok sıcak oluyor, bu yüzden neredeyse her zaman plaja gidiyoruz.
¿Prefieres viajar en otoño, o siempre viajas en verano?
Sonbaharda seyahat etmeyi mi tercih ediyorsun, yoksa her zaman yazın mı seyahat ediyorsun?
En invierno no salimos mucho, porque los días son muy cortos.
Kışın fazla dışarı çıkmıyoruz, çünkü günler çok kısa.
La mayoría de las veces desayuno en casa, pero a veces desayuno en una cafetería.
Çoğunlukla evde kahvaltı yapıyorum, ama bazen bir kafede kahvaltı yapıyorum.
¿Trabajáis todos juntos, o cada uno trabaja por separado?
Hep birlikte mi çalışıyorsunuz, yoksa herkes ayrı mı çalışıyor?
Mi hermana es contable, pero quiere cambiar de profesión.
Kız kardeşim muhasebeci, ama mesleğini değiştirmek istiyor.
No hago todas las tareas del hogar solo, porque mi familia también ayuda.
Ev işlerini tek başıma yapmıyorum, çünkü ailem de yardım ediyor.
¿La enfermera ya ha llegado, o todavía está de camino?
Hemşire hanım geldi mi, yoksa hâlâ yolda mı?
El director está ocupado, pero el funcionario puede ayudarte.
Müdür bey meşgul, ama memur bey sana yardım edebilir.
No veo al conductor, así que me pregunto si ya se ha ido.
Şoför beyi göremiyorum, acaba gitti mi?
Voy al cine de vez en cuando, pero la mayoría de los fines de semana me quedo en casa.
Ara sıra sinemaya gidiyorum, ama hafta sonlarının çoğunda evde kalıyorum.
No veo la televisión muy a menudo, porque prefiero leer libros.
Çoğu kez televizyon izlemiyorum, çünkü kitap okumayı tercih ediyorum.
¿Nunca bebes café, o simplemente no te gusta?
Hiç kahve içmiyor musun, yoksa sadece sevmiyor musun?
Nunca fumo y tampoco quiero empezar en el futuro.
Asla sigara içmiyorum ve gelecekte de başlamak istemiyorum.
Mi profesor es turco, pero habla inglés y alemán perfectamente.
Öğretmenim Türk, ama İngilizce ve Almancayı çok iyi konuşuyor.
No soy alemán, aunque llevo muchos años viviendo en Alemania.
Alman değilim, ama uzun yıllardır Almanya'da yaşıyorum.
¿Qué idiomas hablas, además del turco y el español?
Türkçe ve İspanyolcadan başka hangi dilleri konuşuyorsun?
Mi amiga es suiza, pero trabaja en Turquía desde hace dos años.
Arkadaşım İsviçreli, ama iki yıldır Türkiye'de çalışıyor.
No conozco a ningún portugués, pero sí conozco a varios italianos.
Hiç Portekizli tanımıyorum, ama birkaç İtalyan tanıyorum.
No pude contestar al teléfono, porque estaba conduciendo.
Telefona bakamadım, çünkü araba kullanıyordum.
¿Has encontrado el cupón, o todavía lo estás buscando?
Kuponu buldun mu, yoksa hâlâ arıyor musun?
No encuentro mis llaves, así que quizá estén sobre la mesa.
Anahtarlarımı bulamıyorum, bu yüzden belki masanın üstündedir.
Ven aquí un momento, porque quiero enseñarte algo.
Buraya gel, çünkü sana bir şey göstermek istiyorum.
Que Ali venga también, porque todos quieren verlo.
Ali de gelsin, çünkü herkes onu görmek istiyor.
Que los niños se sienten aquí, así podrán ver mejor.
Çocuklar buraya otursunlar, böylece daha iyi görebilirler.
No hagáis tanto ruido, porque el bebé está durmiendo.
Gürültü yapmayınız, çünkü bebek uyuyor.
Mira un momento, porque quiero enseñarte esta foto.
Baksana, sana bu fotoğrafı göstermek istiyorum.
¿Esta calle es silenciosa, o hay mucho ruido por la noche?
Bu cadde sessiz mi, yoksa gece çok gürültülü mü?
Ese niño es muy delgado, pero su hermano es bastante gordo.
O çocuk çok zayıf, ama kardeşi oldukça şişman.
No estoy triste, pero hoy tampoco estoy muy contento.
Mutsuz değilim, ama bugün çok mutlu da değilim.
No quiero comprar ese coche, porque es demasiado caro.
O arabayı almak istemiyorum, çünkü çok pahalı.
Mi hermana es rubia, pero mi hermano tiene el pelo negro.
Kız kardeşim sarışın, ama erkek kardeşimin saçları siyah.
Ese gato es muy bonito (ş....), pero siempre tiene hambre.
O kedi çok şirin, ama her zaman aç.
No puedo beber café con leche, porque hoy no hay leche en casa.
Sütlü kahve içemiyorum, çünkü bugün evde süt yok.
Ese niño es muy inteligente, pero su hermano es un poco despistado.
O çocuk çok akıllı, ama kardeşi biraz dikkatsiz.
¿Quieres un helado de chocolate, o prefieres uno de limón?
Çikolatalı dondurma mı istiyorsun, yoksa limonlu dondurmayı mı tercih ediyorsun?
No llevo sombrero hoy, porque hace demasiado viento.
Bugün şapka takmıyorum, çünkü hava çok rüzgârlı.
¿Quieres café sin leche, o prefieres té sin azúcar?
Sütsüz kahve mi istiyorsun, yoksa şekersiz çayı mı tercih ediyorsun?
¿Este restaurante tiene comida sabrosa, o la comida es insípida?
Bu lokantada yemekler lezzetli mi, yoksa lezzetsiz mi?
¿Tienes un billete de temporada, o compras uno cada día?
Sezonluk biletin var mı, yoksa her gün bilet mi alıyorsun?
No soy muy alto, pero mi hermano mide casi dos metros.
Çok uzun boylu değilim, ama kardeşim neredeyse iki metre.
¿Está averiado el ascensor, o simplemente no funciona ahora?
Asansör bozuk mu, yoksa sadece şimdi mi çalışmıyor?
¿Ese pan está fresco, o ya está un poco pasado?
O ekmek taze mi, yoksa biraz bayat mı?
No es una película aburrida, pero tampoco es muy divertida.
Sıkıcı bir film değil, ama çok komik de değil.
¿Vives cerca de la estación, o está bastante lejos de tu casa?
İstasyona yakın mı oturuyorsun, yoksa evinden oldukça uzak mı?
¿Tienes tiempo esta tarde, o estás muy ocupado?
Bu öğleden sonra vaktin var mı, yoksa çok meşgul musun?
Tengo una reunión mañana, pero el viernes no tengo ningún plan.
Yarın toplantım var, ama cuma hiçbir planım yok.
¿Tienes un billete de temporada, o compras uno cada día?
Sezonluk biletin var mı, yoksa her gün bilet mi alıyorsun?
Tengo clase esta mañana, pero por la tarde no tengo nada.
Bu sabah dersim var, ama öğleden sonra hiçbir şeyim yok.
¿Tenéis hermanos, o sois hijos únicos?
Kardeşiniz var mı, yoksa tek çocuk musunuz?
Tenemos mucho trabajo hoy, así que no tenemos tiempo para tomar un café.
Bugün çok işimiz var, bu yüzden kahve içmeye vaktimiz yok.