Elon.io logoELON.IO

Turkish Vocabulary and Sentences

Lesson 4: ç

0%
QuestionAnswer
gang /band/ mob
çete
band of robbers /Räuberbande
eşkıya çetesi
shrubbery/ bushes / Gebüsch
çalılık
bed sheet /Laken
çarşaf
burka
kara çarşaf
age / time / epoch
çağ
striped / gestreift
çizgili
to gurgle
çağlamak
Racoon / Waschbär (regional)
çamaşırcıayı
chinese (adj. e.g. chinese food / chinese scripture. ..
çin
bush
çalı
to work / to try
çalışmak
wheel
çark
Crooked / curved
Çarpık
Strike (against) /slap / hit/ bang / knock/ smash / bump into / crash
Çarpmak
tea
çay
attractiveness / charme / appeal
çekicilik
notch / nick /chip/ Kerbe
çentik
pair (+ sg) / couple
çift
to remove /to emit / issue / extract /ausziehen
çıkarmak
strawberry
çilek
To stir up/ to whip up/ to whisk / to flutter/ to struggle/ to flail
çırpınmak
to nail
çivilemek
to be nailed
çivilenmek
to be drawn (painted)
çizilmek
boot
Çizme
to draw
çizmek
child
çocuk
most of
çoğu
very (ç)
çok
already
çoktan
soup
çorba
solution / answer / remedy
çözüm
because
çünkü
To rot / decay / go bad (ç)
Çürümek
rotten
çürümüş
ugly /unattractive /hideous
çirkin
female goat / doe
çebiç
chocolate
çikolata
mud / muck
çamur
to throw mud
çamur atmak
unsociable /reserved / shy
çekingen
ugliness / Häßlichkeit
çirkinlik
too many / too much (ç)
çok fazla
too many emotions
çok fazla duygu
much and even too much
çok hem de çok fazla
palpitation / throb
çarpıntı
a palpitation would come
çarpıntı geliyordu
to withdraw /to retreat /to be pulled / to quit
çekilmek
to pull (at both hands)/ to tug / ( to backbite /criticize maliciously)
çekiştirmek
the times he tried to tug
çekiştirmeyi denediği zamanlar
to crackle
çıtırdamak
who crackles / crackling (Present Participle)
çıtırdayan
There were no squirrels crackling in the branches.
Dallarda çıtırdayan sincaplar yoktu.
most of / majority
çoğunluk
most of the grass
otun çoğunluğu
to collapse / cave in / sink / give way
çökmek
when it collapses / sinks/grows weary - gerund
çökünce
get me out ! / take me out !
Çıkar beni !
tent / tabernacle
çadır
to dwell in your tent
çadırında oturmak
to stir / flap / shake something/flutter
çırpmak
flapping (its) wings
kanat çırpan
an eagle flapping its wings
kanat çırpan bir kartal
dew
çiy
grass / grass ground
çimen
to drizzle
çiselemek
drizzling rain
çiseleyen yağmur
like drizzling rain upon the grass
çimen üzerine çiseleyen yağmur gibi
to contort
çarpılmak
farmer
çiftçi
farm
çiftlik
lots of kids
çoluk çocuk
flower
çiçek
with purple flowers in your hand
elinde mor çiçeklerle
resolution (pixel)
çözünürlük
the evening star (ç y)
çoban yıldızı
laundry /Wäsche / washing
çamaşır
washing line
çamaşır ipi
Whenever a washing rope dropped its wash in the dirt
Ne zaman bir çamaşır ipi çamaşırları çamura düşürse
peddlar
çerçi
with the first peddlar of the year
yılın ilk çerçisi ile
roof
çatı
thatcher /Dachdecker
çatı tamircisi
wednesday
çarşamba
to play music
çalmak
a pair of curved horns
bir çift eğri boynuz
when it hit
çarparken
the click emitted by something hard
sert bir şeyin çıkardığı tıkırtı
environment / surroundings / milieu
çevre
cautiously examinating her surroundings
çevresini temkinli bir şekilde inceleyen
to enclose /surround / encircle
çevrelemek
to tack/strike / drive in / hammer/ flash
çakmak
from the inside of his palm a red lightening flashed and
avucunun içinden kırmızı bir şimşek çakıp
scream (ç)
çığlık
to climb / ascend / to go out/ to go with a specific purpose / to be off/ to date
çıkmak
He climbed onto a high piece of granit.
Yüksek bir granit parçasının üstüne çıktı.
one quarter / a fourth
çeyrek
a quarter mile
çeyrek millik
jagged / notched
çentikli
towards the jagged granit block (piece)
çentikli granit parçasına doğru
agile / swift
çevik
with a swift movement
çevik bir hareketle
your interest in your environment
sizin çevrenize olan ilginiz
to steal
çalmak
to solve / figure out / untangle / puzzle out / unravel
çözmek
crack
çatlak
madness
çılgınlık
before the ceasing of this madness
bu çılgınlık dinmeden önce
to be struck by lightning (living beings only/electrocuted)
şimşeklerle çarpılmak
flashing/hitting (Present Participle) (careful with humans !)
çakan
to bend / lean (something) to (one side)/ to crook, bend/ to set or make (sthg) askew/put (sthg) at an angle/ to distort, willfully to misinterpret / verzerren
çarpıtmak
the colourful tapestries and paintings distorted by the deformed walls
bel veren duvarların çarpıttığı renkli duvar halıları ve tablolar
a circle (ç)
bir çember
a line
bir çizgi
a serpentine line ( eine Schlangenlinie )
yılansı bir çizgi
helpless /desperate / irremediably
çaresiz
lack of means / despair / impuissance
çaresizlik
the Elve's despair
Elfin çaresizliği
to pull / draw / tow /haul / attract / absorb
çekmek
hard / tough / difficult / rough
çetin
exit
Çıkış
naked
çıplak
tiny (m) naked feet
minik çıplak ayaklar
to turn / translate / convert
çevirmek
to be turned (ç)
çevrilmek
and voices like pages of a huge book being turned
ve koca bir kitabın sayfaları çevriliyormuş gibi sesler
as if it wanted to pull her again into its pages
onu tekrar sayfalarının içine çekmek istercesine
The cover of the book pressed against the girl's ear as if it wanted to pull her again into its pages.
Kitabın kapağı, onu tekrar sayfalarının içine çekmek istercesine kızın kulağına baskı yapıyordu.
drawer / Schublade
çekmece
to put the effort / to try hard
çaba göstermek
sandal (shoe)
çalık
There's little time, (but nonetheless) you go out
Vakit az çıkarsın
You run to your kid, you get it from school
Çocuğuna koşarsın, okuldan alırsın
to be brought (out) / expelled / to be taken
çıkarılmak
to reveal / to bring to the open (ç)
açığa çıkarmak
to be revealed/ to be brought into the open (ç)
açığa çıkarılmak
For also there is nothing covered that will not be revealed (ç)
Çünkü örtülü olup da açığa çıkarılmayacak hiçbir şey yoktur.
cross (Jesus)
Çarmıh
He who does not load/take his cross and come after me is not worthy (l) of me.
Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir.
Did he suffer much?
Çok acı çekti mi ?
reedpipe / flute
kaval
chinese (person)
Çinli
market (ç)
çarşı
In the marketplaces
çarşı meydanlarında
Gravel/ Kies / / Kieselsteine
Çakıl
on the Gravelstone way/ auf dem Kiesweg
Çakıl yolunda
The car stood on the gravel in front of the big house.
Araba büyük evin önündeki çakılın üstünde duruyordu.
attractive
çekici
to violate (a law) /break / run over
çiğnemek
even though / in case they break (the law)
çiğnedikleri hâlde
to quarrel / bicker
çekişmek
He will not quarrel and shout.
çekişip bağırmayacak
chin / jaw
Çene
trash / garbage
Çöpü
A very, very great many / Es sind viele, sehr viele
çok var, bir süre
desert (ç)
çöl
The telephone is ringing.
Telefon çalıyor.
to withdraw money
para çekmek
to withraw money from the account
Hesaptan para çekmek
to withdraw money from the bank
Bankadan para çekmek
to withraw money from the bank account
Banka hesabından para çekmek
fork
çatal
kind/ sort/variety (ç)
çeşit
types of cheese
peynir çeşitleri
colour assortment
renk çeşitleri
they differ in kind
çeşitleri ayrı
types of dessert
tatlı çeşitleri
types of salad
salata çeşitleri
types of cement
çimento çeşitleri
all kinds of x
bütün x çeşitleri
all kinds of vegetables
bütün sebze çeşitleri
socks
çorap
is the soup hot?
çorba sıcak mı?
... because you're sick
... çünkü hastasın
I am angry because I'm hungry
kızgınım çünkü açım
He is a little sad, because he doesn't have a girlfriend.
Biraz üzgün çünkü kız arkadaşı yok.
bless you! (sneezing)
çok yaşa!
China
Çin
to call (out)/ to shout
çağırmak
Call an ambulance
bir ambulans çağırın
She has too much money.
çok fazla parası var
chest of drawers / Komode
çekmeceli dolap
we are going(out) to the mountain.
dağa çıkıyoruz
I would love to
... çok isterim
Don't cross the yellow line.
sarı çizgiyi geçmeyiniz
It's a quarter to...
...-e çeyrek var
Chinese (language)
Çince
Chinese (nationality)
Çinli
we still play badminton together on Wednesdays
Çarşambaları hâlâ birlikte badminton oynuyoruz
pine tree
çam
Most of the pine's needles had burned.
Çamların çoğunun iğneleri yanmıştı.
diameter
çap
Right in the middle (diameter) of the explosion
Patlama çapının tam ortasında
Right in the center of the explosion lay a blue polished stone.
Patlama çapının tam ortasında cilalı mavi bir taş yatıyordu.
... because it's such a diverse place (different)
... çünkü çok farklı bir yer
republican
cumhuriyetçi
The Republican People's Party
Cumhuriyetçi Halk Partisi
forked
çatallı
their forked horns (ihr Geweih)
çatallı boynuzları
urine/ pee
çiş
I need to pee
çişim geldi
These flowers are for my mum
bu çiçekler annem için
often /mostly /most times / frequently
çoğu kez
I think polls are often unreliable
bence anketler çoğu kez güvenilmez
Which boots are mine?
hangi çizmeler benim?
can you draw a picture of him?
onun bir resmini çizebilir misin?
in this day and age ... / in our age
çağımızda
cure /remedy
çare
to ask somebody out on a date
çıkma teklif etmek
he asked her out on a date
ona çıkma teklif etti
to train /to start (a machine)
çalıştırmak
mad
çılgın
liver / lung
ciğer
my everything / 'corner of my liver' (outdated)
ciğerimin köşesi
to contradict
çelişmek
the girl who works in the cinema
sinemada çalışan kız
online
çevrimiçi
offline
çevrimdışı
to reveal
ortaya çıkarmak
I drink tea without sugar.
Çayı şekersiz içiyorum.
A teapot doesn't boil from watching it.
Çaydanlık bakmakla kaynamaz
around (ç)
çevresinde
to recover quickly / to overcome quickly (ç)
çabuk atlatmak
to beware / to abstain from/ to fear / to hesitate / to shy away from
çekinmek
to blossom / to come into flower / to bust out
çiçeklenmek
to wear out / get exhausted / die
Canı çıkmak
Let him die/wear out - May he die
canı çıksın
to get a bad reputation
adı çıkmak
Better to die than become notorious.equiv: Give a dog a bad name and hang him.He that has an ill name is half hanged .May the life of a man come out instead of his name coming out
Adamın adı çıkacağına canı çıksın.
Why are you going to Berlin. Go to Vienna instead.
Berlin'e gideceğine Viyana'ya git
Stone (fruit) /pit / Kern
Çekirdek
without stones / kernlos
çekirdeksiz
Kerngehäuse
çekirdek yatağı
crisp /knackig (food)
çıtır
foul /rotten
çürük
Passionsfrucht (fortune wheel /catherine's wheel)
Çarkıfelek
Pine nut / Pinienkern
Çamfıstığı
roh /uncooked
çiğ
when they went up
çıkar(lar)ken
to crack / to die from overeating / exhaustion/ zerspringen / bersten
çatlamak
He would continue to eat until exploding
çatlayana kadar yemeye devam ederdi
to burst out laughing
gülmekten çatlamak
to crack one's skull
kafatası çatlamak
to die to know something / vor Neugierde platzen
meraktan çatlamak
to break one's neck to do something (lit the bloodvessel on one's forehead)
alnının damarı çatlamak
to be green with envy
hasetten çatlamak - kıskançlıktan çatlamak
corolla (petals) / Blüte
çiçek
Staubgefäss (Blume) /stamen
çiçektozu borusu
calyx /Blütenkelch
çanak
daisy /Gänseblümchen
Çayır papatyası
Roggen /rye
Çavdar
Roggenmehl / rye flour
Çavdar unu
Roggenvollkornmehl / rye wholemeal flour
Çavdar kepekli un
Roggenmischbrot /rye mixed bread
Çavdar ekmeği karışık
jaw bone
çene kemiği
hot chocolate
sıcak çikolata
chocolate cake (t)
çikolatalı turta
chili pepper (ç)
çili biberi
to set up a tent
bir çadır kurmak
Can I have sheets ?
Çarşaf alabilir miyim?
frame
çerçeve
waterfall
çağlayan
Flintstone / Feuerstein
Çakmak taşı
Zinc -Zn 30 (geçiş metalleri /Mavimsi açık gri)
çinko
the weight of the nucleus
Çekirdek ağırlığı
times / mal (calculation )
çarpı
3x7 = 21
üç çarpı yedi eşittir yirmi bir
tweezers / Pinzette
çımbız
circumference /Umfang (geom.)
çevre
to multiply (×)
çarpmak
to substract (-)
çıkarmak
to pull up
yukarı çekiştirmek
Dudley pulled up his trousers which was falling from his fat popo.
Dudley koca poposundan aşağı düşen pantolonunu yukarı çekiştirdi.
crazily / frantically
çılgıncasına
click /crack / snap / Laut /Pieps
çıt
to make no noise / sound / mucksmäuschenstill sein
çıt çıkarmamak
if you make a noise /the least little sound (lit. If your click is getting out)
çıtın çıkarsa
If from now on you make the least little noise you would wish you never were born.
Bundan sonra çıtın çıkarsa, keşke hiç doğmamış olsaydım dersin.
strutting / playful
çalımlı çalımlı
tea set /Teeservice
çay takımı
to drive crazy /to run nuts
çıldırtmak
It drives Mum mad.
Bu durum annemi çıldırtıyor .
pit / (big) hole / hollow / Grube
çukur
breakdown / collapse / depression
çöküntü
depression (psych.)
ruhsal çöküntü
One flower is not proof that summer has arrived. equiv: One swallow doesn't bring the summer.
Bir çiçekle yaz gelmez.
Get the news from a child or a madman. meaning: They chatter away and reveal secrets that we would not normally hear. near equiv: Children and fools speak the truth
Bir çocuktan bir deliden al haberi.
to multiply (fig. )
çoğalmak
rough / turbulent
çalkantılı
The sea is very rough.
Deniz çok çalkantılı.
Do you have fire? (A lighter)
çakmağın var mı?
hard working / diligent / fleissig
çalışkan
Let's hurry up !
Çabuk olalım !
You drive me crazy (ç)
Beni çıldırtıyorsun.
washing powder
çamaşır tozu
washing machine
çamaşır makinesi
the dudes whistled (and) said
ıslık çaldı bebeler dediler
How do children learn to talk ?
Çocuklar konuşmayı nasıl öğrenirler?
so many questions
çok fazla soru
I could never work that hard.
Ben asla o kadar çok çalışamazdım .
czech
çekçe
Please close the door when you get out.
Lütfen,çıkarken kapıyı kapatın.
Did you throw the unneeded stuff in the trash?
Gereksiz olan eşyaları çöpe attın mı?
I am trying on a pair of shoes.
Bir çift ayakkabıyı deniyorum.
She invited me for tea (colloq.)
çaya davet etti
We have a large selection / Wir haben eine grosse Auswahl
Çeşitlerimiz çok.
Our meals are very varied.
Yemeklerimiz çok çeşitlidir.
pocket knife
çakı
I summoned called you here for an important business
Seni önemli bir iş için buraya çağırdım
If we work faster the quality certainly does not stay.
Daha hızlı çalışırsak, kalite kesinlikle kalmaz.
trash (box) /garbage bin
çöp kutusu
The cat is playing with the trash.
Kedi çöp kutusu ile oynuyor.
It is better to study fifteen minutes each day than to study two hours once a week.
Her gün on beş dakika çalışmak, haftada bir kez ,iki saat çalışmaktan daha iyidir.
tea seller
çaycı
surrounded
çevrili
Turkey is surrounded by seas on three sides.
Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrilidir.
According to a study in the US, men are struck six times more by lightning than women.
ABD'deki bir araştırmaya göre, erkeklere kadınlardan 6 kat daha fazla yıldırım çarpıyor.
flowershop / florist / flower seller
çiçekçi
He is trying to start his car.
Arabasını çalıştırmaya çalışıyor.
His car does not start. (not work)
Arabası çalışmıyor.
crocus /Krokus
çiğdem
to crouch (down) / kauern
çömelmek
She crouched down beside one of the trees. /Sie kauerte sich neben einen der Bäume.
Kız ağaçlardan birinin yanında çömeldi.
The (top of the) lawn was covered with faded crocusses.
çimenlerin üzeri solmuş çiğdemlerle kaplanmıştı
to be stuck
çakılıp kalmak
Then he is stuck where he was. / Dann sitzt er fest.
O zaman olduğu yere çakılıp kalır.
Friday he would work until late.
Cuma günü geç saatlere kadar çalışacaktı.
cartoon film / Zeichentrickfilm
çizgi filmler
the squirrels of a cartoon
çizgi filmlerindeki sincaplar
He ressembled the squirrels of a cartoon.
çizgi filmlerindeki sincaplara benziyordu
He has no clean socks.
Hiç temiz çorabı yok.
The walking leaflet said there wouldn't be any phone reception in the mountains.
Yürüyüş broşüründe dağlarda telefonun çekmeyeceği yazıyordu.
If you continue to work like this you surely will succeed.
Böyle çalışmaya devam edersen, mutlaka başarılı olursun.
I hesitate to take my umbrella
yanıma şemsiyemi almakta çekinirim
gilt-head bream / Goldbrasse (found in the Mediterranean Sea and the eastern coastal regions of the North Atlantic Ocean. It commonly reaches about 35 centimetres (1.15 ft) in length, but may reach 70 cm (2.3 ft) and weigh up to about 7.36 kilograms. It's
çipura
cross (x)
çarpı
to draw a cross
bir çarpı çizmek
You draw a cross on the floor with that chalk and run home
O tebeşirle yere bir çarpı çizip eve koşarsın
fire wood
çıra
smallpox
çiçek hastalığı
hammer
çekiç
childish
çocukça
childishness / childish behaviour
çocukça davranma
childish pleasure
çocukça zevk
schoolboy humour
çocukça espri
match-making
çöpçatanlık
to match-make
çöpçatanlık yapmak
dating agency
çöpçatanlık ajansı
dating website
çöpçatanlık sitesi
match-making service
çöpçatanlık hizmeti
So what if you don't love me
ne çıkar beni sevmesen de
to endeavour/to struggle / make an effort
çabalamak
to make a tremendous effort
çok çabalamak
to row against the tide
güçlüklere karşı çabalamak
to go the extra mile
biraz daha çabalamak
to make efforts in vain / to beat one's head against the wall / to run one's head against a brick wall
boş yere çabalamak
struggling to understand
anlamak için çabalamak
contradiction / discrepancy
çelişki
complicated /confusing / intricate / incomprehensible
çetrefil
to pop out / to burst into scene
ansızın ortaya çıkıvermek
His ability to sudddeny pop up in every visible sight of the house, to be able to move silent like a cat were respect rising talents.
Onun evin her görülebilen her yerinde ansızın ortaya çıkıvermek, kedi gibi sessiz hareket edebilmek gibi gerçekten de saygı uyandıracak yetenekleri vardı.
The secret has not been solved yet
Sırrı henüz çözülemedi
to clean up /array /spruce up
çeki düzen vermek
to preen /get oneself into shape /make oneself presentable /get one's act together/to adapt /sich zurechtmachen
kendine çeki düzen vermek
to tidy up the kitchen
mutfağa çeki düzen vermek
enormous contradictions
muazzam çelişkiler
to look after / to mastermind /manage / run a business / keep the homefires burning
çekip çevirmek
to run / manage / maintaian a household
evi çekip çevirmek
childhood
çocukluk
I miss all the free time I had in my childhood.
Çocukluğumda sahip olduğum boş zamanlarımı özlüyorum.
I can't work with these people
Bu insanlarla çalışamam!
snacks(chips /chocolat /nuts...)
çerez
scratch / Kratzer
çizik
the scratches on the mailbox
posta kutusundaki çizikler
I can't start the car
Arabayı çalıştıramıyorum
to condem /sentence
çarptırmak
to be sentenced
cezaya çarptırılmak
to flower /bloom
çiçek açmak
The trees will flower in a few weeks.
Ağaçlar birkaç haftaya kadar çiçek açacak.
to withdraw /to fall back
geri çekmek
I hear him coming: let's withdraw, my lord.
Onun geldiğini duyuyorum; geri çekilelim efendim.
lawnmower
çim biçme makinası
The lawnmower needs gasoline.
Çim biçme makinası için benzin gerekli.
Don't step on my lawn / Get off my lawn.
Çimlerime basma.
black cumin
çörek otu
fenugrec
çemen
face /visage (ç)
çehre
the one's covering their faces
çehreyi örtenler
dirty word/slang word for penis / 'Schwanz'
çükün
by leaps and bounds /very quickly /rapidly
çarçabuk
I can't get the thing off my mind. (I remember it again and again.)
Şey aklımdan çıkmıyor.
high five
çak bir beşlik
sack (ç)
çuval
two sacks (ç) of potatoes
iki çuval patates
to hesitate to visit /to avoid going to
uğramaktan çekinmek
this afternoon he would go to the place he every month grudgingly avoided to visit.
O gün öğleden sonra da her ay istemeye istemeye uğramaktan çekindiği yere gidecekti.
clay jar
çömlek
screaming and shouting
çığlık çığlığa
Slowly, painfully he pushed the panic to the back of his mind, locked it there and kept it there, though it tried to come out screaming.
Yavaşça, acıyla, paniği zihnin gerisine itti, oraya kapattı ve çığlık çığlığa dışarı çıkmaya çalışmasına rağmen orada tuttu.
to scream for ice cream
çığlık çığlığa dondurma istemek
to pop up /to turn up / to show up /to happen to
çıkagelmek
if anyone had turned up with a good house, property, an estate and a nice title
Herhangi biri iyi bir ev, mal, mülk ve güzel bir unvanla çıkagelseydi
if anyone had turned up with a good house, property, an estate and a nice title Edith would have still clung (continued to remain attached) to Captain Lennox.
Herhangi biri iyi bir ev, mal, mülk ve güzel bir unvanla çıkagelseydi Edith yine de Yüzbaşı Lennox'a bağlı kalmayı sürdürüyor olurdu
dowry /trousseau /Mitgift
çeyiz
I have spared no expense for her dowry
Çeyizi için hiçbir masraftan kaçınmadım
crust around the eyes
çapak
to get crusted (eyes)
çapaklanmak
the sides of my eyes had become crusted
gözlerimin kenarları çapaklanmıştı
wiping the last crusts from my eyes
gözlerimde kalan son çapakları silerek
striking /stunning
çarpıcı
strikingly handsome
çarpıcı derecede yakışıklı
to go beserk / to freak out
çılgına dönmek
When he looked at her pale bandaged face he freaked out and insisted to go immediately to the hospital.
Onun solgun, bandajlı yüzüne bakınca çılgına döndü ve hemen hastaneye gitmek için ısrar etti.
to pinch
çimdiklemek
I wanted to pinch myself
kendimi çimdiklemek istedim
I wanted to pinch myself to see (understand)whether this was a nightmare or hallucination.
Bunun bir kâbus ya da sanrı olup olmadığını anlamak için kendimi çimdiklemek istedim
quickly (adv) in no time (ç)
çabucak
He straightened quickly.
Çabucak dikleşti.
hook
çengel
hooked
çengel biçiminde
a tangle of bushes having hooked yellow thorns as long as my thumb
başparmağım uzunluğunda, çengel biçiminde, sarı dikenleri olan karmaşık çalılar
slanting eyes /schräge Augen (unteres Augenlid hat eine Falte, die einen Teil des Auges bedeckt / häufig bei Asiaten)
çekik gözler
steel
çelik
His eyes were shining like steel.
Gözleri çelik gibi parlıyordu.
His eyes were shining like steel.
Gözleri çelik gibi parlıyordu.
barren /infertile /desert /poor /waterless
çorap
a barren clearing (no trees)
çorak açıklık
to clash /conflict / be on conflict
çatışmak
especially if it conflicted with my strict orders
özellikle de benim kesin emirlerimle çatışıyorsa
I don't break the school rules
okulun kurallarını çiğnemem
If I am not there, they 'll eat you alive (lit. raw) / Si je ne suis pas là, ils te mangeront tout cru.
Ben olmazsam seni çiğ çiğ yerler.
my father is weary (because of age) /physically and mentally tired (not: collapsed!)
babam çöktü artık
weary
çökmüş
if his shoulders wear not hanging down (collapsed) he would tall
omuzları çökmüş olmasa uzun boylu olacaktı
agility /swiftness
çeviklik
he moved with a swiftness/an agility that denied his age
yaşını inkâr edecek bir çeviklikle hareket ediyordu.
special police force /S. W. A. T team /more qualified police officers used for raids(e. g. drugs)
çevik kuvvet
Practice this lesson